Eylül, 2004 ayi icin arsiv yazilari

SS ile Gezi

CENNETI BULDUK ?…

Biz cenneti bulduk, kalanlar başının çaresine baksın

‘’… Havasından mı, denizinden mi; nedendir bilinmez, burada Tekel’in rakıları bile, mucize kabilinden cennet şerbetine döner…’’ diye anlatıyor Gökova’yı, ‘’Mavi Yolculuk’’un öncüsü Halikarnas Balıkçısı. Gökova Körfezi, mavi yolculuk geleneğinin başladığı yer. 1950’lerde Cevat Şakir, dostları Sabahattin Eyüboğlu ve Azra Erhat’la birlikte, birkaç günlük Gökova turlarına çıkmaya başladığında, imkanlar oldukça mütevazıydı. Basit, yelkenli bir tekneyle, kalıplar halinde buz ve balık avlamak için yem depolayarak yola çıkılır, teknenin güvertesinde yatılırdı. İlk teknelerinin adı Macera’ydı, sonra Hürriyet’le açıldılar. Sabahattin Eyüboğlu’nun fikriydi; herkes günlük tutacaktı… Bir süre sonra, mavi yolculuğun ruhuna uygun olarak, her gün, bir başkası eline aldı kalemi. Böylece, bir yandan mavi yolculuğun temelleri atılırken, bir yandan da şiirler, hikayeler, antik kentler üzerine yazılar yazıldı…Neden artık kimse, mavi yolculuğu onlar kadar güzel anlatmıyor acaba? Azra Erhat’ın ‘’Mavi Yolculuk’’ kitaplarını okurken, bir bölüm dikkatimi çekti; ‘’Mavi yolculukta lüks gemiler kiralanmaz, mavi gezi teknesinin motoru ve bir de yelkeni olması yeter… İlk mavi gezilere çıktığımızda, birçok kimseler, en yakın arkadaşlarımız bile bize: bu yoksulluğa, bu konforsuzluğa nasıl katlanırsınız diye sorarlardı. Çünkü konfor aranmaz bizim mavi gezilerimizde… Mavi yolcular, yemekleri kendileri pişirirler, kendileri yerler.’’ Hatta Azra Erhat, kaptanları doyurmanın, eğlendirmenin, güç işlerinde onlara destek olmanın da mavi yolcuların görevi olduğundan bahsediyor.Belli ki onlar tatile çıkmamışlardı. Tüm doğallıklarıyla denize açıldılar. Başka bir şeyin peşindeydiler. Ege ve Akdeniz’in zenginliklerini görmek ve öğrenmek istediler. Günün birinde, ‘’Mavi Yolculuk’’un böyle şekil değiştireceğini tahmin edemezlerdi kuşkusuz. ‘’Çünkü bu mavi yolculuk lafı önce entel züppelerin sonra da herkesin diline düştü’’ diyor, gerçek mavi yolculardan biri olan Mina Urgan ve itirazını sürdürüyor, ‘’artık darbukalılar bile toplanıp mavi yolculuk düzenliyorlar aralarında…’’

TÜRKİYE’DEKİ AMAZON
Kaan’ın teknesiyle, denizin, çam ormanlarının içine sokularak meydana getirdiği kanaldan ilerlerken, bir Amazon cangılında olduğum hissine kapılıyorum. ‘’Timsahları beslemeyin’’ tabelası da hiç gerçeküstü gelmiyor artık. Geçen yıl, Bördübet’e giden, bu zorlu toprak yol üzerindeki, ‘’The End’’ (Son) tabelasını ciddiye almayıp, burayı tesadüfen bulmuştum. Sonra birçoklarının, bu noktadan geri döndüğünü öğrendim. 24 yıl önce burada, yeni bir yaşam kuran, mesleğe yıllarını vermiş gazetecilerden Güneş Tecelli ve eşi Çiğdem Tecelli, dostlarını ağırlarken, Club Amazon’un ilk temelleri atılmış. Bugün, ikinci kuşaktan, Kaan ve Cengiz işin başında. Artık hayatta olmayan anne Çiğdem Tecelli, dokuz kilometrelik yolu kat etmeyi göze alabilen ve ‘’The End’’ tabelasından dönmeyenlere, ‘’gerçek Amazon dostları’’ dermiş. Gerçekten de kampın müdavimden yana hiç sıkıntısı yok. 16 yıldır gelenler var. Birlikte yeniliyor içiliyor, odun ateşi başında mısır patlatılıyor, cip safariler, tekne turları yapılıyor, sörf öğreniliyor, balığa çıkılıyor, günbatımında şarap içilip, yıldızlar seyrediliyor… Kaan, Gökova Körfezi’nin, dünyada Meksiko Körfezi’nden sonra, yıldızların çıplak gözle en iyi izlendiği yer olduğunu söylüyor. Bir misafir, kampın anı defterine şunları yazmış: ‘’Biz cenneti bulduk, kalanlar başının çaresine baksın’’…İnsanın aklında Gökova mavisi varken, Muğla’da durmaya sabrı olmuyor. Oysa, Muğla’nın da beyazı var, Saburhane’nin kireç beyazı… Güneş, tam tepeye yerleşip, gölgeler azalınca, mahalle göz kamaştırıyor. Sanki Saburhaneli kadınlar, bir gece öncesinden beyazlatıcıyla duvarları yıkamışlar gibi… Oysa bir temizlik geleneği bu. Her yıl, bahar aylarında evler ve duvarlar, kireçle badana ediliyor. Mahallenin sokakları, er geç Saburhane Meydanı’na çıkıyor. En keyifli kahveler de burada. Meydanda köşeleri kapmış, üç tarihi kahve var; Yörükoğlu, Ali Tanyel ve Hüseyin Kulaksızoğlu… Muğla Belediye Bandosu’nda trompet çalan Ali Tanyel’in anısını bu kahvelerden biri yaşatıyor şimdi. Asmaların gölgelediği, parke taşlı Yörükoğlu Kıraathanesi’ne doğru ilerlerken, birden kötü bir koku geliyor burnuma. Nedenini kahvedekilerden dinliyorum. Kentin ortasından geçen ve bugün üzeri tamamıyla betonla örtülü Kara Muğla Deresi, Muğlalılar’ın başına az bela olmamış. Saburhane Mahallesi’ne kadar uzanan dere yatağı, yazları tamamıyla kurusa da kışın taşarmış. Muğla’nın geleneksel perşembe pazarı da her hafta yine derenin hapsedildiği betonun üzerine kuruluyor. Bir şeyin farkına varmakta gecikmiyor insan.

Muğlalılar, yabancılara gerçekten kucak açan insanlar. Açık fikirliler ve içtenlikle davranıyorlar. Muğla Üniversitesi’nin de kuşkusuz, kente getirdiği bir vizyon var. Kahvede otururken, sırtını Asar Dağı’na dayamış bu kentin, ilk kurulduğu yerindeki serinliğe şaşıyorum. ‘’Dağdan alır havasını…’’ diyor kahveci, ‘’Saburhane’deki hava hiçbir yerde yoktur, yazın bile battaniyesiz yatamazsınız.’’ Uncu Yılmaz Bey, güzel bir Saburhane evi göstermek için, beni Yörükoğlu Kıraathanesi’nin üzerindeki Topaltı 3 numaradaki Ayşe Keser’e götürüyor. Ayşe Hanım, evini gelen tek tük turiste açmaya alışkın. Onunkisi gibi tavan göbeği yerli yerinde pek ev kalmamış. Avlunun girişine döşeli, çakıl ve kayrak taşlarına da ender rastlanıyor bugün. Hayvanların iç avluya girmesine yarayan, çift kanatlı, ‘’kuzulu kapı’’lar da hálá duruyor. En ilginci de evin ahşabı. Boyasız, cilasız tahtalar, bol bol silinmiş, silinmekten sararmış. Yılmaz bey, Saburhane’nin geçirdiği değişimi anlatıyor; ‘’Buranın gerçek halkı apartmanlara taşınmadan önce, daha bakımlıydı bu evler.’

KIRMIZI KİREMİT VE BACA DENİZİ
Küçük berber dükkanlarının, lokantaların, demircilerin ve bakırcıların sıralandığı, Muğla’nın biraz nostaljik biraz da köhne yüzüdür, Arasta. Öğlene doğru, herkes ucuz esnaf lokantalarına dağılır. Öyle lezzetlidir ki buranın yerlisi bile hálá kanıksamamıştır Muğla köftesini. Çınar Köfte, bir şadırvanın etrafına yerleştirdiği masalarda servis verir. Garip bir görüntüdür ama Muğla’ya özgüdür.Dar, kıvrımlı sokaklarından tırmanıp, tepeden Saburhane’ye bakıyorum. Gördüğüm manzara, bir kırmızı kiremit ve baca denizi adeta… Muğla’nın bacaları, beyaz badanalı evleri kadar tipik; elliye yakın yöresel kiremitten yapılıyor. Kurşunlu Cami’ye doğru yürüyorum. Biraz da Anadolu’nun en eski yerel gazetelerinden biri olan, 45 yıllık Devrim Gazetesi’nin sahibi Ünal Türkeş’ten dinlemek istiyorum Saburhane’yi. ‘’Burası, I. Dünya Savaşı’nın galip devletlerine en büyük satışı yapan, meşhur silah milyarderi Bazil Zaharov’un doğduğu mahalle. 1923’teki mübadeleye kadar, Saburhane’de Türklerle Rumlar birlikte yaşıyordu. Sıkı dosttular. Rumlar, buradan göç edinceye kadar da böyle kaldı. Saburhane’nin Rum sakinleri giderken, Türkler, katırlarla onları Marmaris’e kadar yolcu etmişler. Ertesi gün, Muğla çarşısı susmuş.’MAVİ YOLCULUĞUN BAŞLADIĞI YERGökova Körfezi, mavi yolculuk geleneğinin başladığı yer. 1950’lerde Cevat Şakir, dostları Sabahattin Eyüboğlu ve Azra Erhat’la birlikte, birkaç günlük Gökova turlarına çıkmaya başladığında, imkanlar oldukça mütevazıydı. Belli ki onlar tatile çıkmamışlardı. Tüm doğallıklarıyla denize açıldılar. Başka bir şeyin peşindeydiler. Günün birinde ‘’Mavi Yolculuk’’un böyle şekil değiştireceğini tahmin edemezlerdi kuşkusuz.

BEN OLSAYDIM BUNLARI YAPARDIM
Eylülde Club Amazon’da yıldızları seyretmekLöngöz’ün ıssız patikalarında yürümekAğa Han Mimarlık Ödülü sahibi Nail Çakırhan’ın, Akyaka’daki Kültür Evi’ni görmekBördübet’in çam ormanları içindeki kanaldan, kanoyla denize ulaşmakSaburhane Mahallesi’ni kaçırmamakAzmak’ın buz gibi sodalı suyuna girmek ve kıyısındaki lokantalarda balık yemekYedi Adalar’da günbatımını seyretmekSadun Boro’nun Gökova’ya hediye ettiği denizkızı heykelini görmekÇınar Köfte’nin, şadırvan etrafındaki masalarında, meşhur Muğla köftesi yemek

SS ile Gezi

EKO - TURIZMI SEVENLERE - KURE DAGLARI

 

Eko-turizmi sevenlerin adresi: Küre Dağları

Karadeniz’in dünyaca ünlü turizm bölgesi Küre Dağları, son yıllarda trekking ve eko turizmi sevenlerin uğrak yeri oldu. Burası Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF) katkıları ile 1988 yılından beri Avrupa ormanlarının korumada öncelikli alanları arasında. Dağların içindeki milli park ise dünyanın çeşitli doğayı koruma vakıfları tarafından büyüteç altında tutuluyor.

Bölge dört mevsim ayrı güzellikte. Kışın karla, ilkbaharda çiçeklerle kaplı. Sonbaharda yeşilin ve sarının tüm tonlarının iç içe geçtiği ormanlar muhteşem bir tablo haline dönüşüyor. Yaz aylarında aşırı sıcaklarda bile gezilebiliyor. Ancak milli parkın içinde konaklama olanağı yok. En yakın yerleşim merkezlerini ve köylerdeki pansiyonları tercih etmeniz gerekiyor. Küre Dağları Milli Parkı, Batı Karadeniz’de yer alıyor. Kastamonu ilinin kuzey batı bölümünde, Cide, Azdavay, Pınarbaşı ilçeleri ile Bartın ilinin Doğu bölümü arasında kalan bölgede. Dağların arasında milli park ilan edilen bölge 37 bin hektarlık bir alan. Bir plato karakteri taşıyarak doğu-batı doğrultusunda uzanan bu parkın içinde kanyonlar, boğazlar, mağaralar ve düdenler var. Devrekani, Şehriban, Aydos, Ulus, Arıt çayları Karadeniz’e doğru yol alırken milli parkın içinden geçiyor. Küre Dağları Milli Parkı ulaşımı zor olduğundan iyi korunabilmiş. Dünyada ender rastlanan bitki örtüsü ve ekosistemi ile doğayı koruma açısından dünyaca ünlü önemli bir örnek. WWF’ye göre de park Avrupa’daki doğal ormanların en güzel ve en yabanıl örneklerinden biri. Parkın içinde Türkiye’deki 132 memeli türünden 40’ı yaşıyor. Bu türler vaşak, susamuru, geyik ve karaca gibi soyu tehlike altındaki hayvanları da içeriyor. Parkta ayrıca 46’sının soyu tehdit altında olmak üzere 129 kuş türü var. Yöre, gündüz ve gece yırtıcıları açısından da zengin. Varlığı bilinen 675 bitki türünün 109’u endemik, 49’u nadir, 47’si ise tehlike altında olarak tanımlanan bitkiler.

KORUNMADA ÖNCELİKLİ
Küre Dağları, 1988 yılında WWF’nin Türkiye bölümünün katkıları ile Avrupa ormanlarının korumada öncelikli alanları arasına girdi. Sıcak Noktalar olarak tanımlanan bu alanın yasal koruma statüsüne kavuşması için resmi düzeyde çalışmalara başlandı. 7 Temmuz 2000 yılında Küre Dağları’nın batı kesimi milli park ilan edildi. Bu karar WWF’nin milenyuma girerken başlattığı Yaşayan Gezegen Kampanyası çevresinde ‘Türkiye’nin Dünyaya Armağanı’ olarak kabul edildi. Milli parkın sınırları içinde herhangi bir kırsal yerleşim yok. Ancak etrafında 80 bin hektarlık bir tampon bölge var. Bu bölgede 8 ilçeye bağlı 50 kırsal yerleşim birimi bulunuyor. Yörede büyük şehirlere göç fazla olduğu için nüfus 10 bini geçmiyor. Nüfusun az olması da doğanın tahribatının önüne geçen etkenlerden birisi olarak gösteriliyor.

SAKIN ÇOCUKLA GİTMEYİN
Küre Dağları dört mevsim ayrı güzellikte. Kışın karla, ilkbaharda çiçeklerle kaplı. Sonbaharda yeşilin ve sarının tüm tonlarının iç içe geçtiği ormanlar muhteşem bir tablo haline dönüşüyor. Yaz aylarında aşırı sıcaklarda bile gezilebiliyor. Çünkü sık ağaçların bulunduğu ormanlar serin serin gezme olanağı sağlıyor. Park trekking ve dağcılık tutkunları, kampçılar ve gençler için ideal. Çoluk çocukla gidilebilecek bir yer ise kesinlikle değil. Hatta çocukla tatile çıkacakların akıllarından bile geçirmemesi gereken bir bölge burası. Küre Dağları Milli Parkı’nı ziyaret için en uygun zaman genellikle yaz ayları. Çünkü yörenin muhteşem güzelliği, haziran - eylül ayları arasında daha rahat keşfediliyor.

PARKTA KONAKLAMA YOK
Ülkemizde doğa gezilerine ilginin artması ve Küre Dağları’nın tanınması sonucu son yıllarda İstanbul ve Ankara’dan buraları ziyaret edenlerin sayısında belirgin bir artış gözleniyor. Doğal güzellikleri görmek için turlar düzenleniyor. Ancak milli parkın içinde konaklama olanağı yok. En yakın yerleşim merkezleri ve köylerdeki bazı evlerde pansiyonculuk amatörce yapılıyor. Kalacak yer sorununun ortadan kalkması için köylerdeki ahşap evlerin onarılarak turizme kazandırılması için bölgede çalışmalar yapılıyor. WWF Türkiye, Milli Park Müdürlüğü ile işbirliği yaparak 15 erkek ve 5 kadını Yerel Doğa Kılavuzu olarak eğitti ve kılavuzlar yörelerine gelenlere rehberlik yapmaya başladı. Giyim kuşam, yemek ve müzik gibi yerel değerler korunarak günümüze kadar geldiği için köyleri görmeye değer. Bu arada Küre Dağları Milli Parkı’nı gezecek olanların da bir takım kurallara uyması gerekiyor. Öncelikle doğal çevreye zarar vermeyin. Araçlarınızı belirlenen yerlerde park edin. Yabani hayvanları avlamayın. Bitki, çiçek veya fosil toplamayın. Ağaçlara yazı yazmayın. Park içinde ateş yakmayın. Çöplerinizi bırakmayın.

İÇİNDE NELER VAR
Valla Kanyonu: Pınarbaşı İlçesi’nin 26 kilometre kuzeyindeki Muratbaşı Köyü yakınlarındaki Devrekani Çayı ile Kanlıçay’ın buluştuğu yerde başlıyor. Kanyonun başlangıç noktasına 1,5 kilometrelik oldukça eğimli bir patika ile ulaşılıyor. Kanyonun iki tarafındaki kayalık uçurumların yüksekliği 800-1200 metre arasında. Bu kayalıklar kartal, şahin, akbaba gibi yırtıcı kuşları barındırıyor. Yerel rehberler ve uygun ekipmanlar olmadan geçilmesi pek istenmiyor. Ilgarini Mağarası: Sorkun Yaylası’ndaki Ilgarini Mağarası’nın uzunluğu 858 metre, derinliği 250 metre. Roma ve Bizans döneminde iskan alanı ve dini amaçlarla kullanılan mağarada, yapı kalıntıları, seramik ve küp parçaları, su sarnıcı, su kuyusu, ardıç ağacından yapılmış lahitler, şapel ve fırın kalıntıları var. Pınarbaşı ilçe merkezine uzaklığı 36 kilometre. Ulaşmak için Sümenler Köyü’ne kadar vasıta var. Sorkun Yaylası’ndan itibaren dik ve kayalık orman içi patika yoldan yaya olarak 1,5- 2 saatlik bir yürüyüşle mağaraya ulaşılabilir. Yoğun ormanda kaybolmamak için rehber alınması şart. Ilıca Şelalesi: Pınarbaşı Ilıca Köyü sınırlarındaki şelalede, su 15 metre yüksekten dökülüp doğal bir havuz oluşturuyor. Çok sayıda ağaç ve bitki ile çevrili olan doğal havuzun bir köşesinde ise küçük bir kumsal var.Ilıca Hamamı: Yine aynı köy içerisinde Bizanslılardan kalma bir hamam mevcut. Hamam yontma taştan yapılmış kubbe şeklinde, 2 metre genişliğinde, 3.5 metre uzunluğunda ve 1.80 metre yüksekliğinde. Hamamın yaz ve kış su ısısı 23 derece. Horma Kanyonu: İçinden Zara Çayı geçen kanyon 3,5 kilometre uzunluğunda.

NASIL GİDİLİR ?
İstanbul’dan Sakarya, Düzce, Bolu, Gerede, Karabük yolu izlenerek gidilebilir. İstanbul- Pınarbaşı 407 kilometre. Yakın çevredeki il ve ilçelere düzenli olarak otobüs seferleri var. İstanbul Safranbolu üzerinden Pınarbaşı’na ulaşmak 6 saat, Azdavay’a ulaşmak 6,5 saat sürüyor. Bartın üzerinden İstanbul-Cide ise 6,5 saat. Ankara’dan Çankırı, Ilgaz, Kastamonu üzerinden Pınarbaşı’na ulaşılıyor. Ankara-Kastamonu arası 240 kilometre ve yol yaklaşık 3 saat sürüyor. İzmir-Kastamonu arası 820 kilometre.

NEREDE KALINIR

Paşa Konağı: Pınarbaşı Konak Mahallesi’nde 200 yıllık tarihi bir konak. 2 katlı, 8 odalı ve 20 kişi kapasiteli. Oda ve kahvaltı kişi başı 20 milyon, tam pansiyon 35 milyon lira. Tel: (0366) 771 33 75 n Park Ilıca: Pınarbaşı İlçesi Ilıca Köyü yakınlarındaki tesis, 2 katlı, ahşap, 5 bungalov tipi ev var. Yatak sayısı 20. Oda ve kahvaltı kişi başı 20 milyon lira. Tel: (0366) 771 23 57 n Sümenler Köyü Konukevi: Eski bir okuldan konaklama evine dönüştürülen yapıda tek bir oda ile ranzalı 12 yatak var. Kişi başı konaklama ücreti 5 milyon lira. Yemek ve kahvaltı verilmiyor. Tel: (0366) 77132 22 MUTLAKA BİLGİ ALIN ?Küre Dağları Milli Parkı’nın Bartın’da bir bürosu var. Geziler sırasında ihtiyaç duyulan yerel rehberler ve bu bürolar kanalı ile irtibat kuruluyor. Uçurumlar, mağaralar ve yabani hayvanlar gibi doğal tehlikelerle dolu olan parkta gezmeye başlamadan önce yerel yetkilileri bilgilendirmek önemli. Milli Park Müdürlüğü Tel: (0366) 212 02 08. e-mail: imentes@ttnet.net.tr

SS ile Gezi

Türkiye’nin en güzel 10 açikhava müzesi

 

Türkiye’nin en güzel 10 açıkhava müzesi

Bu hafta en iyiler sayfamızı, tatil denince yalnızca deniz-güneş-kum üçlüsünü anlamayanlar için hazırladık. Eğer gezerken, gezdiğiniz yerlerin tarihini, daha önce oralarda kimlerin nasıl yaşadığını da öğrenmek hoşunuza gidiyorsa, antik kentler sizin için birkaç taş parçası olmaktan daha fazlasıysa listemize mutlaka bir bakın.
Çünkü bu hafta jüri üyelerimize Türkiye’nin en güzel, görülmeye en değer açık hava müzelerini sorduk. Açık hava müzesinin anlamını da biraz geniş tuttuk. Böylece antik kentler, ören yerleri ile hálá yerleşim bölgesi olan kentler listemize girmiş oldu. Erken dönem Hıristiyanlığın önemli kentlerini barındıran Batı Anadolu listeye ağırlığını koydu.EN İYİ 101. Efes Antik Kenti - İzmir2. Bergama Antik Kenti - İzmir3. Afrodisias Antik Kenti - Aydın4. Perge Antik Kenti - Antalya5. Hierapolis Antik Kenti - Denizli6. Hattuşa Ören Yeri - Çorum7. Göreme - Kayseri8. Miletos Antik Kenti - Aydın9. Sardes Antik Kenti - Manisa10. Nemrut Dağı - Adıyaman

EFES ANTİK KENTİ
Meryem Ana’yı ağırladıİzmir’in 70 kilometre güneyinde, Küçük Menderes deltasında yer alan Efes Antik Kenti’nin tarihi, arkeolojik buluntulara göre İÖ 5000 yıllarına kadar dayanıyor. En önemli yapıları Amfitiyatro, Celcius Kütüphanesi, Odeon Meydanı, Artemis Tapınağı ve Yamaç Evleri. Meryem Ana’nın da Efes’e geldiği söyleniyor. Haftanın her günü 08.30-19.00 saatleri arası ziyarete açık. Bilet fiyatları yabancı turistler için 15, yerli turistler için beş milyon lira. Efes’in üst ve alt kapısında bulunan 60’a yakın dükkanda, her türlü hediyelik eşya bulmak mümkün. Selçuk ve Kuşadası’ndan minibüs seferleri var. Alt kapıdan her an taksi ile Selçuk’a dönüş yapabilirsiniz.

BERGAMA ANTİK KENTİ
Zeus Sunağı’nın eviBergama’nın adını kahraman Pergamon’dan aldığına inanılıyor. Buna karşılık Pergamus Hitit dilinde yüksek tepe, Bergman Ahroca Phrygie dilinde kent, Pergamun hisar- kale anlamına geliyor. Bergama, ünlü Zeus Sunağı’nın bulunduğu yer. Dünyanın en dik amfitiyatrolarından birini barındırıyor. Dünyanın ilk hastanesinin kurulduğu yer. Yine dünyanın 7 harikasından biri olan Serapis Tapınağı, kırmızı tuğlaları ile şehrin tam ortasında duruyor. Bergama kent merkezine yakın olduğundan yürüyerek gidebilirsiniz. Ziyaret saatleri 08.30-19.30 arası. Bilet yabancı turistler için 10, yerli turistler için üç milyon lira. Az da olsa turistik eşya satışı yapılıyor.

AFRODİSİAS ANTİK KENTİ VE MÜZESİ
Heykel okullarıyla ünlüAydın’ın Karacasu İlçesi, Geyre Beldesi’nde denizden 600 metre yüksekte bir platoda yer alan Karya’nın en önemli şehri. Oldukça iyi korunmuş olarak günümüze gelebilmiş. Tetraplon (Kentin giriş kapısı), Statyum, Odeion, Agora, Hadriyan Hamamları, tiyatro en önemli parçalarını oluşturuyor. Kent heykeltıraş okulu ve heykelleri ile ünlü. Doğusundaki mavi ve beyaz mermer ocakları, heykel okullarının Afrodisias’ta kurulma nedeni olarak gösteriliyor. Ören yerinde ve müzede, Roma, Bizans ve Erken İslami Devir eserlerini görmek mümkün. Bilet yabancı turist için 7 milyon 500 bin, yerli turist için üç milyon lira. Her gün 09.00-18.00 arası açık. Karacasu’dan Afrodisias’a her gün saat başı dolmuş kalkıyor.

PERGE ANTİK KENTİ
Tapınak hálá bulunamadıPamfilya’nın önde gelen şehirlerinden biri. MÖ 333’te hiç direnmeden İskender’e teslim olduğundan, yakılıp yıkılmamış. Kestros (Aksu) Nehri’nin 4 kilometre batısında, iki tepe arasındaki geniş bir ovanın üzerinde MÖ 1200 yılında kuruldu. Aziz Pavlus’un Perge’ye gittiği söyleniyor. Sütunlu cadde, alışveriş merkezi Agora, Acropolis (hisar), Demetrios-Apollonios Zafer Takı, Nymphaeumda (anıtsal çeşme), mezarlık, Bazilika, hamam ve 12 bin kişilik tiyatrosu en önemli eserler arasında. Ana tanrıça Artemis Pergaia adına inşa edilen tapınak hálá bulunamadığından gizemini koruyor. Bilet fiyatları yerli turist için üç, yabancı turist için 10 milyon lira. 08.00-19.30 arası açık. Seyyar tezgahlardan hediyelik eşya alabilirsiniz.

HİERAPOLİS ANTİK KENTİ
Hıristiyanlığın merkeziydiBergama Kralları’ndan II. Eumenes tarafından MÖ 2’nci yüzyılda kuruldu. Holy City (Kutsal Kent) olarak anılması, birçok tapınak ve diğer dinsel yapının varlığından kaynaklanıyor. Hz. İsa’nın havarilerinden olan Aziz Philip burada öldürüldü. En önemli yapıları amfitiyatro, hamam, bazilika, anıtsal çeşme, sütunlu cadde, St.Philippus Martiriyumu, agora ve nekropol. Bölgede 45 yıldır süren kazılarda çok sayıda önemli tarihi eser gün yüzüne çıkarıldı. Pamukkale travertenlerinin de bulunduğu Hierapolis ören yerine giriş ücreti yabancı turistler için beş, yerli turistler için iki milyon lira. Günün her saati ziyaret etmek mümkün. Antik havuzun içinde hediyelik eşya satışı yapılıyor. Yarım saatte bir Pamukkale’ye dolmuş kalkıyor.

HATTUŞA ÖREN YERİ
Kazılar 100 yıl devam edebilirÇorum’un 82 km. güneybatısında Boğazkale sınırları içinde yer alıyor. 1834 yılında Fransız mimar Charles Texier tarafından keşfedilip dünyaya tanıtıldı. Tarihi MÖ 6000 yılına dayanıyor. 1952 yılından beri Alman Arkeoloji Enstitüsü kazılara devam ediyor. Bilimadamları bu kazıların 100 yıl daha devam edebileceğini söylüyor. En önemli tarihi eser Hititler ve Mısırlılar arasında yapılan Kadeş Barış Antlaşması’nın kil tablet üzerine yazılmış metni. Boğazköy Örenyeri Müzesi ise pazartesi hariç haftanın her günü 08.00-19.30 arası açık. Her iki müzeye giriş tam iki, öğrenci bir milyon lira. Çorum merkezden her saat başı araç kalkıyor. Hediyelik eşya bulmak mümkün.

GÖREME AÇIK HAVA MÜZESİ
Kilise ve manastır bölgesiNevşehir’in Göreme kasabasının 2 km. doğusunda yer alıyor. M.S. 4. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar Bizans dönemi kaya oyma tekniği ile yapılmış birçok kilise ve manastır bulunuyor. Uzun süre Hıristiyan toplumu için önemli bir merkez olmayı sürdürdü. Bugünkü Göreme Açık Hava Müzesi, Kayseri Psikoposu Büyük Basil’in eğitim sisteminin başlatıldığı yerdir. Özellikle Tokalı Kilise, Elmalı Kilise, Yılanlı Kilise, Karanlık Kilise, Çarıklı Kilise yılda ortalama bir milyon civarında yerli ve yabancı turistin ilgisini çekiyor. Giriş ücreti yabancı turistler için 12, yerli turistler için 3 milyon lira. Her gün 08.30-19.00 arası açık. Müzeyi gezmek yaklaşık 2-3 saat sürüyor.

MİLETOS ANTİK KENTİ
En büyük amfitiyatroAydın’ın Didim İlçesi’nde bulunan Miletos Antik Kenti, MÖ 6. yüzyılda Thales’ten itibaren Batı Anadolu kıyılarında, dünya tarihini etkileyecek şekilde gelişen kentlerin arasında yer alır. Miletos ören yerinde Anadolu topraklarındaki en büyük amfitiyatroyu görmek mümkün. Ancak 20 bin kişilik bu tiyatronun tam olarak ortaya çıkartılamamış olması, heybetini gizlemekte. Miletos’un önemli bir yanı da, bir parçası Berlin’de bulunan Agora binasının diğer parçasının hálá burada teşhir edilmesi. Antik kentin içinde yer alan Milet Müzesi bakım nedeniyle kapalı. Söke’den karayolu ile ulaşabilirsiniz. Hergün 08.30-19.30 arası ziyarete açık. Giriş, yabancı turlar ve turistler için iki, yerli turistler için bir milyon lira.

SARDES ANTİK KENTİ
90 tane kral mezarı varLidya devletinin başkenti olan Sardes’in kalıntıları, Manisa’nın Salihli İlçesi’ne bağlı Sart beldesinde bulunuyor. En önemli yapısı Gimnasium, en önemli parçası Artemis Mabedi. Sardes zengin bir kent olmuş. M.S. 7. yüzyıla kadar önemli bir kent olma özelliğini korumuş. İncil’de, Hıristiyanlığın batıya yayılmasında önemli rol oynayan Batı Anadolu’daki yedi kiliseden biri olarak anılıyor. Hamam, Gimnasium, Sinagog, Artemis Mabedi, fosil ayak izleri ve Bintepeler’de 90 kadar kral mezarı bulunmakta. 09.00-12.00 ve 13.30-17.00 saatleri arasında açık. Giriş ücreti yerli turist için bir, yabancı turist için iki milyon lira. Hediyelik eşya satılıyor. Salihli garajından her yarım saatte bir dolmuş kalkıyor. NEMRUT DAĞIKültür mirası listesinde Adıyaman şehir merkezine 86 kilometre mesafede, 2 bin 206 metre yükselikte. Nemrut Dağı’ndaki heykeller MÖ 69 yılında Commagene krallarından birinci Antiochus tarafından yaptırıldı. Dünya’nın 8. harikası ve UNESCO dünya kültür mirasları listesinde. Güneşin en güzel doğup battığı yer olma özelliğini taşıyor. Buradaki en önemli yapıt, dünyanın en büyüğü olan Zeus heykeli. Batı terasındaki aslan Horoskop da önemli yapıtlardan. Nemrut’a günün her saatinde çıkılabiliyor. Nemrut Dağı’nda ve yol üzerinde hediyelik eşya alabilirsiniz. Adıyaman’dan minibüs veya otomobil ile gidiliyor. Belli bir yerden sonra, yürüyerek veya katırla çıkılabiliyor. Ören yerine giriş ücreti yabancı turistlere beş, yerli turistlere bir milyon lira.Arkeolog, sanat tarihçisi, gezgin ve yazarlardan oluşan büyük jüri seçtiErdem Yücel - Eski Ayasofya MüdürüŞerif Yenen - Rehberler Odası BaşkanıNadir Avcı - Anıtlar ve Müzeler Genel MüdürüMehmet Yaşin - GezginReyan Tuvi - GezginGürol Sözen - Ressam ve Sanat TarihçisiÜmit Serdaroğlu - Maltepe Üni. Arkeoloji Bölümü Öğretim ÜyesiEngin Özgen - Hacettepe Üni. Arkeoloji Bölümü Öğretim ÜyesiMahfi Eğilmez - Radikal Gazetesi YazarıAli Dinçol - İst. Üni. Eskiçağ Dilleri ve Kültürleri Bölüm Başkanı

SS ile Gezi

AGVA

 

Ormanla deniz arasında iki nehir ortasında Ağva

İstanbul’un Şile ilçesine bağlı Ağva, tipik bir balıkçı kasabası. Burada sonsuz bir sükûnet bulabilirsiniz. Ormanla deniz arasında, iki akarsu ortasında kurulu Ağva’da yeşilin her tonunu görmek mümkün. İki kilometrelik kumsalı, mavi ve berrak Karadeniz boyunca uzanıyor. Ağva’ya gitmişken elbette balık yeniyor.

Önünde sahil, arkasında ormanlar, bir yanında Yeşilçay, öbür yanında Göksu Deresi, ortada Ağva. Ağvalı işletme sahibi Çetin Özcan, Ağva’yı anlatırken, Karadeniz kıyısındaki bu kasabanın konumunu insan yüzüne benzetiyor: ‘‘İki yanda akan nehirler gözleri, sahil ağzı, kentin arkasındaki ormanlar saçları, Ağva’nın merkezi de burnu temsil ediyor.’’ Ağva, bu tanımlamayı hak ediyor. Sırtını ormanlara yaslamış, yüzü Karadeniz’e bakıyor. Bir yanında Yeşilçay, diğer yanında Göksu sessizce denizle buluşuyor. Ağva’nın isminin de konumuyla ilgili olduğunu söylüyorlar. Latincede Ağva ‘iki dere arasındaki yer’ anlamına geliyormuş. Ancak Ağvalılar kentin isminin Yeşil Ağva olarak anılmasını istiyorlar. Çünkü burada yeşilin her tonunu görmek mümkün. Yeşille daha Şile’den Ağva’ya doğru yöneldiğinizde karşılaşıyorsunuz. Güzel köylerin arasından süzülerek ormanda kıvrılan yol sizi muhteşem bir tabiatla buluşturuyor.

KARPUZ DENİZE DÜŞMEDEN
Nüfusu kışın iki bin, yazın dört bin olan Ağva, hem doğa hem de deniz arayanlar için en isabetli adres. Kent merkezi yaz aylarında oldukça hareketli. Yeşilçay’ın kenarındaki iskeleden balıkçıları izlemek keyifli.Hırçınlığıyla bilinen Karadeniz, Ağva’da daha sakin. İki kilometre boyunca çarşaf gibi uzanan mavi ve berrak kumsal göz kamaştırıyor. Ağvalılara deniz mevsiminin ne zaman başladığını soruyoruz. ‘‘Burada karpuz denize düşmeden denize girilir. Mayısın onbeşinde denize girdik’’ diyorlar. Kumsal dışında koylardan da denize girmek mümkün. Kadırga, Kilimli ve Karamadınağzı koylarına teknelerle ulaşabilirsiniz. Tekneler sizi koylara bırakıyor ve belirlediğiniz bir saatte de almaya geliyorlar. Ağva’nın halkı ve esnafı güleryüzlü. Tipik bir sahil kasabasında olan sükûnetten daha fazlasını buluyorsunuz burada. Sanki halk sükûneti bozmamak için sözbirliği etmiş. Huzurun Ağva’daki adresi Göksu. İzmit tarafından akarak, Ağva’ya seyrine doyum olmayan bir güzellik kattıktan sonra Karadeniz’e dökülüyor. Haftasonu kaçamağı yapmak isteyenler kendilerini Göksu’nun kıyısındaki tesislere atıyor.Tesisler modern. Çevreyle uyumlu, oldukça temiz. Birbirinden güzel kokan ağaçlarla dolu geniş bahçeler içindeki otellerde konaklayabilirsiniz. Yeşilçay Tatil Köyü’ndeki ahşap konaklar Sibirya çamından yapılmış. Sanki birkaç gün önce yapılmışlar gibi hálá mis gibi çam kokuyorlar.

NASIL GİDİLİR
Hem Anadolu hem Avrupa yakasından TEM otoyoluna girdiğinizde Sarıgazi-Şile sapağını gösteren işaretleri takip edin. 70 km sonra Şile’desiniz. Şile’yi geçtikten sonra önünüze iki alternatif yol çıkıyor. Çayırbaşı mevkiinden sola saptığınızda sahil yolu olarak bilinen yoldan ilerliyorsunuz. Kabakoz, Akçakese, İmrenli, Karacaköy, Bozgaca, Şuaypli ve Kurfallı köylerinden sonra Ağva’ya ulaşılıyor. 28 km’lik yolun bazı kısımları bozuk. Kısa ancak zahmetli bir parkur. İkinci yol ise Teke yolu. Çayırbaşı’ndan sağa saptığınızda virajlı ancak düzgün bir yol. Özellikle köylerden geçerken sürat yapmamak gerekiyor. Bu yolda Yeniköy, Teke, Ubeyli, Davutlu, Gökmaslı, İsaköy ve Kılıçlı köyleri bulunuyor. Diğer yoldan 12 kilometre daha uzun. Biz giderken birinci yolu, dönüşte de ikincisini tercih ettik. Böylece her iki güzergahtaki köyleri ve manzaraları kaçırmamış olduk. Siz de öyle yapın.Ayrıca Üsküdar-Şile-Ağva arasında düzenli otobüs seferleri yapılıyor. Bilgi için: Üsküdar (0216) 391 13 47, Ağva (0216) 721 83 39.Nerede kalınır?Otel dışında alternatif arayanlara Ağva merkezindeki motel ve pansiyonları önerebiliriz. Motel Faruk, Motel Tahir, Saygın Pansiyon bunlardan bazıları. Pansiyonlarda 10-25 milyon arasında değişen fiyatlara konaklamak mümkün. Göksu’daki oteller haftaiçi 45-50 milyon, haftasonları ise 60-80 milyon lira. Buna kahvaltı, akşam yemeği ve diğer aktiviteler dahil. Kano, sandal, deniz bisikleti ve tesislerin tekneleriyle Göksu Nehri’nde gezebilirsiniz. Tesisler bu hizmete ücret almıyorlar.Yeşilçay Tatil Köyü Tel: (0216) 721 73 48Club Grand Becassier Tel: (0216) 721 72 86Riverside Tel: (0216) 721 82 93Aqua Verde Tel: (0216) 721 71 43Kurfal Otel Tel: (0216) 721 84 93

BU HAFTASONU GİDENLER KALKAN YİYEBİLİR
Ağva’ya gidip de balık yemeden dönmek olmaz. Lüfer, tekir, kültür balığı olarak da çupra ve levrek yiyebilirsiniz. İstanbul’a dönerken Ağva’da tutulan istavritten alabilirsiniz. Çingene palamutu için ağustos ayını beklemek zorundasınız. Ancak bu hafta sonu Ağva’ya giderseniz taze kalkan yiyebilirsiniz. Balıkçılar kalkan için Karadeniz’e attıkları ağları bugünlerde topluyorlar. Göksu’daki restoranlardan birinde bir porsiyon kalkan için içecekle birlikte kişi başına ortalama 15 milyon lira ödüyorsunuz. Çupra ve levrek tercih edenler ise kişi başı 8-10 milyon ödüyorlar. Bir kilo kalkanın fiyatı 25 milyon ile 40 milyon lira arasında değişiyor. Ağva’daki kalkanın fiyatını İstanbul belirliyor. Çünkü Ağva aynı zamanda İstanbul’un balık deposu. İstanbul’dan talep yoğunlaşınca Ağva’da balık fiyatları yükseliyor.

Lokantalar:Liman (Yeşilçay Sahili) Tel: (0216) 721 81 99Antik (Meydan) Tel: (0216) 721 73 70Merkez (Çarşı içi) Tel: (0216) 721 84 46Gizli Bahçe (Göksu Sahili) Tel: (0216) 721 84 93Yeşilçay (Göksu Sahili) Tel: (0216) 721 73 48

« Prev - Next »