AKLI YUK GIBI TASIYANLAR..
Kentlesememis insan, kent sahipligi, insana saygi,fiziksel çevreye ilgi ve itina, düzen, disiplin,estetik türünden duyarliklari törpülenmemis insan demek.Bu kesimin dogru-yanlis ölçütleri,hatta yalan ölçütleri farklidir. Kadina, söz rüsveti verseler de esit bir toplumsal statü tanimazlar
Türkiye’nin egemen kültürü kirsal kültürüdür. Konuyu bastan saptirmamak için, bunun köylü kültürü anlamina gelmedigini yineleyeyim. Bu öncelikle, kentlerde otursa da henüz kentlesememis adamin kültürüdür. Bundan elli yil önce, gecekondularina karsi kendilerine apartman dairesi verilen bazi köylüler balkonlarina keçilerini de çikarmislardi. O zaman bu olay kirsal kültürü simgeleyen bir alay konusu olmustu. Bugün keçili balkonlardan degil, kentlere yerlesmis Türk toplumunun yarisindan söz ediyoruz. Kimisi köyden, kasabadan yeni gelmis,kimisi birkaç kusak önce yerlesmis,kim okuma yazma bilmez,kimisi profesör olmus ülke çogunlugu. Bunlar politik yelpazenin her diliminde aynidir. Ortak tavirlariyla kirsal kültür olgusunu tanimliyorlar.
Kentlilesememis insan,kent sahipligi,insana saygi,fiziksel çevreye ilgi ve itina,düzen,disiplin,estetik türünden duyarliklari törpülenmemis insan demek. Bu kesimin dogru yanlis ölçütleri,hatta yalan ölçütleri farklidir. Kadina, söz rüsveti verseler de esit bir toplumsal statü tanimazlar. Uygar tavirlar olarak ya da kentli tavirlari olarak kabul edilen bazi davranislara sahip degillerdir. Örnegin özür dilemezler. Ayaginiza basanin gözünde kabadayilik isiltilari çakar. Utanç duyduklarini görmek zordur. Baskalarinin haklarini kolayca yiyebilirler. Siraya girmezler. Kirmizi isikta geçerler. Özür dilememek, utanmamak, hak yemek hepsi insana saygisizliklarindan kaynaklanir. Bunlar köyü degildir. Ama kentli de degildir.
Kentlilesememe özellikleri içinde kuskusuz okumamislik yada az okumusluk da var. Ne var ki kentli olamamanin isaretleri okumus ve okumamis arasinda çok degismiyor. Temel tavir okumaya ve okumusa karsi olmaktir. Bu gazete okumayanda da aynidir; kitap okumayan üniversite ögrencisi yada ögretim üyesinde de aynidir. Bunlarin tümü tarimsal toplum artçilari olarak yasiyorlar.
Çaga iliskin bilgileri yüzeyseldir. Teknolojiyi verimli kullanamazlar. Ne dogru dürüst yapabilirler,nede yilda on bin kisiyi trafige kurban etmekten uzak durabilirler. At arabasi soförleriyle birlikte yasiyoruz. Bunlar trafigin hiçbir kuralini dogru dürüst uygulamazlar. Teknolojinin her dalinda ayni sorun vardir: örnegin modern bir fotograf makinesi,telefon,bilgisayar ne tür islev yapabiliyorsa, bizim toplum bunun yarisini bile ögrenmez ve kullanmaz. Tarim öncesi düsüncesiyle donatilmis insanlar olarak bilimsel bilgiden uzak dururlar. Düsünceye ve düsünene karsida ikirciklidirler. Düsünsel yasamlarinda soru sorma mekanizmasi gelismemistir. Kendi kendini elestiri ise söz konusu degildir. Eger kan davasi degilse, bir suçu uzun müddet kovalamalari söz konusu degildir.’ Bizim toplum unutuyor’ dememiz hiçbir olguyu rasyonel bir analize tabi tutmalarindan, yani özümseyecek kadar sahip çikmamalarindan kaynaklanir. Tanri’nin bu sevgili kullari akli kullanmaz, sadece bir yük gibi tasirlar. Soru sorma özürlüdürler. Süphe etme bir yöntem olarak düsünsel yasamlarina ulasamamistir. Süphe sadece birbirinden ‘ kuskulanma’ ya indirgenmistir. Bunda da haklidirlar.
Bu kadar az düsünen,bagnaz olmak zorundadir. Çünkü bagnazlik ve cehalet aklin elestirel melekelerini gelistirmez. Kirsal kültür temsilcileri uzun zaman boyutunda düsünmezler. Uzun zaman onlar için,sadece tutulmayan sözler,ödenmeyen borçlar baglaminda söz konusu olur. Tarimsal toplum kültürü, ya da bilim öncesi kültürü geriye birakmaz. Tarihle ilgili degildir.
Gelecegi de basit, pratik amaçlar için merak eder. Ne kendi toplumlarinin geçmisi, ne de baska toplumlarin ki onlari ilgilendirir. Dünyanin gelecegi de onlar için, bir sorun statüsüne erismemistir. Degisme, tarihi bir sorun olarak onlari ilgilendirmez.
Kirsal kültür tasiyicilarini bir tarih perspektifi içinde degerlendirirsek
süreklilikleri sasirticidir. Bunlar Cumhuriyetin basinda okuma yazma bilmeyen, çogu topraksiz köylülerdi. Onlarin babalari da Osmanli döneminin ayni nitelikteki köylüleriydi. Baska bir deyisle bilgi ve teknoloji toplumuna dönüsemeyen Osmanli devleti battigi zaman bize cehaleti miras birakmistir. Cehalet bir mal degildir. Insanlarin kafasindadir.
200 yillik Osmanli aydinlanma savasinin tek ürünü Cumhuriyettir. Ilginç olan, bilim ve teknolojiye sahip olma çabasinin orduda yogunlasmis olmasidir. Dili uzunlar ‘ vay!‘ diyebilirler ama, yetismis üniversitemizin ortalama egitim düzeyinin hala Harbiyelerden daha düsük olmasi,yanit aranacak bir sorundur.
Genç Osmanli baskentinde bir kent kültürü vardi. Bunun temsilcileri ise ne yazik ki Müslüman Türkler degil, Hiristiyanlar ve yabancilardi. Biraz da monbey’ler denilen toplumun üst siniflari. O temsilciler yok oldular. Simdilerde kentlilesmis insanlar, maglup bir ordunun artçi savasi veren birlikleri durumuna düsmüstür.
Türkiye’nin gelecegine iliskin bütün kararlari, agirlikli olarak kirsal kültür temsilcileri veriyor. Kent çogunlugu onlardadir. Kentlerde köylü gibi yasayanlar onlardir. Kentli sözleri kullanmaya savasarak irrasyonel kasaba söylemleri onlarin agizlarindan dökülüyor. Bu mekanizmanin kurbanlarinin çogu da yine onlardir. Kolay inandiklari için en kolay sömürülenler onlardir.
Ülkenin fakirlerinin çogunu da onlar temsil ediyor. Hani su bes kilo yag ve sekere bir oy verenler gibi. TIR altinda, demiryolunda , denizde sürat motoru altinda can verenlerin çogu da onlardan çikiyor. Fakat kör cehaletin verdigi cesaretle her riski göze aldiklarindan en zenginlerde onlardir.
Egitim bu büyük cehalet gurubunu kurtaracak tek çare gibi
gözüküyor. Ne var ki egitime iliskin kararlari alanlar da onlardir. Onlari da Cumhuriyet yetistirdi. Ortaokul seviyesinde üniversiteli,mastir ögrencisi seviyesinde profesörü de ayni Cumhuriyet yetistirdi. Onlar demokratik çogunluktur. Yirmi birinci yüzyilin esaret damgasini da bu topluma vuracak olan bu çogunluktur.
Ne var ki umutsuz bir duruma savas, gerçegi görerek olabilir. Yalan söyleyerek, ya da bu gerçekle ilgisiz aptal tartismalarla vakit geçirerek degil!
Peki bu ‘onarin’ disinda kalanlar kim? 70 milyonluk ülkede onlar da o kadar az degil. Firtinadan kaçip bir köseye siginmaya çalisiyorlar… Bazen mütebbessim yüzlerlere anlasilmaz seyler söylüyorlar, televizyon ekranlarinda.
Dogan KUBAN ’dan Süleyman SAVAS’A
13/Agustos/2004
18 Ara 2004 ss




Hoşgeldiniz! Bu blog hakkında bilgiler