Ocak, 2005 ayi icin arsiv yazilari

Felsefe

FELSEFE SS - 40

 

Felsefe  – 40

 

Objektif aklın ancak, bireylerin yasa ve törelerini özgürce istediği, tartıştığı bireyler topluluğunda gerçekleşebileceğini gördü Hegel. Biz ise zaman zaman militer aklın, zaman zaman İslami aklın ve her zaman büyüklerimizin aklının daha geçerli akıl oldukları ninnileri ile büyütüldük

 

 

 

Biz Hegel’e geri dönelim.

 

Şimdi, eğer felsefenin görevi şeylerin doğasını izleyerek bize realiteyi tanımlamak, realitenin nedenini, niçinini, şeylerin varoluşunu ve sonuçta da amacını anlatmak ise, elbette bunun yöntemi de bu dizgeye ve amaca uygun olmalıdır. Bunu da aklın sürecinde veya aklın dünyanın evrimine bakış açısında bulabiliriz. Burada Hegel ilk sapmayı gerçekleştirir. Schelling’in romantik, sanatsal ve sezgisel deha ile açıklamaları doğru değildir. Bize gizemsel yollar değil, adam gibi çalışma gerekir. Bunu da düşünmeden yapamayız. O halde aklımızı soyut kavramlarda değil, devinen, dinamik, diyalektik süreçlerde kullanmalı, bütünün küçük bir parçası olan soyut güzelliklerde kaybolmamalıyız. Yani düşünce soyut ve boş kavramlardan daha karmaşık, somut kavramlara yönelecektir. Bu yönteme Hegel diyalektik yöntem diyor.

Bu yöntem ise üç evrede gerçekleştirilebilir. Soyut, evrensel bir kavram ile başlarız ki bu bizim savımızdır. Bu kavram bir çelişkiye neden olur ki bu da karşısavdır. Sonuçta çelişen kavramlar üçüncü bir kavramda birleşirler ki bu da bireşimdir. Bu durumda evrim her türlü karmaşanın bir yeni sentezde huzur bulmasına kadar sürecektir.

 

Burada önemli nokta kavramların birer bütün değil, bütününün parçaları olduğunu anlamamızda.
Bir düşünür düşüncelerini kavramların evrimsel ve mantıksal süreçlerinde nasıl düşünmeleri gerektiğini düşünerek sanki o kavramlarla özdeşleşmiş gibi düşünmelidir. Yani kısacası düşünür kendini boyuna düşündüğü şeyin yerine koymalıdır. Bu yolla Tanrı’nın tarzında Tanrı’nın düşüncelerini düşünebiliriz.

 

Hegel bu noktadan sonra Tanrı’ya sen kendini bana borçlusun anlamına gelebilecek meydan okumalara başlar.

Hegel Tanrı’ya İdea der. Tanrı dünyanın canlı, devinimli aklıdır. Tanrı’yı doğada ve tarihte bulmak mümkündür. Dünya olmaksızın Tanrı’ya Tanrı demek mümkün değildir. Tanrı bir dünya yaratmadıkça, kendi yansımasını kendinden başka olanda görmeksizin varolamaz. Bunun tersi de doğrudur. Tanrı olmaksızın hiçbir gerçeklik mümkün değildir. Demek ki bir dünya olmaksızın Tanrı bilinçli de olamaz. O halde O gelişen bir Tanrı’dır ve ancak evrensel akılda gizlenmiş olarak bulunan mantıksal – diyalektik süreci ortaya çıkaran insan aklında bütünüyle özbilinçli olur.

   
Michelangelo’nun Tanrı’sı

 

Yani ben varsam ve Tanrı’yı düşünüyorsam Tanrı vardır. Dağa, taşa, kurda, kuşa Tanrı gerekmez, diyor hazret.

 

Akıl kendi gelişiminin biricik zeminidir. Dayanacak başka hiçbir noktası yoktur. Olmayan aklın geliştirilmesi de olanaksızdır. Kanıtlarını her Allahın günü defalarca kullanımımıza sunar durur bu öngörme. Bunu ilintilenebileceği kendine ait en önemli bilgisi de iradeye bağımlılığıdır. Bu bireysel aklın tezahürüdür. Bir de kurumsal akıl vardır. İşte bu noktada Hegel artık kurumsal aklın işleyişinin yani realize olmasının oluşturduğu ahlaki felsefeye yönelir.

Bireyin dışındaki ortak akıl sadece kurumlarda değil örneğin tarihte bile mevcuttur. Bununla da kalmaz, hukukta, törede, törel (yani aile, yurttaş toplumu, devlet) uygulamalarda da akıl kendini dışavurur. Öyle milletler vardır ki ortak aklın çokluğu ile huzuru, refahı ve bireyi geliştirmeyi hedeflerlerken gene öyle milletler vardır ki gerek bireyin maddi edinimlerinde gerekse Tanrı’ya varmanın yolundan başka hiçbir özelliği olmayan din olgusunu yozlaştırıp insani oluşum ve isteklerin doyumlanmasında, yani bireyin manevi kazanımlarında ortak akılsızlığın örneklerini bıkmadan usanmadan arka arkaya sunmayı marifet sayarlar.

İnsan kurumlarını tarihi bir süreç içerisinde üretmiş olan akıl ile bu kurumları anlamaya çalışan akıl aynıdır. Burada aklın amacı örneğin devletin ne olmasını gerektiğini söylemekten çok materyalist diyalektik düşünme ile devletin ne olduğunu bilmektir. Bir kere neyin ne olduğunu bildiniz mi, ya da hangi aşamalardan geçerek nereye geldiğini saptadınız mı onu aklın çizgisinden sapmaları varsa düzeltmek de kolay olacaktır.

Bu düşünce tarzını felsefeleştirmede Hegel’in amacı ne olabilir?

Bugün kendi içinde bulunduğumuz toplumlarda özgürlüğün derecesini dahi azımsadığımız yadsınılamaz. İçinde bulunduğumuz özgürlük değerleri dahi Hegel zamanında hayal edilebilir değerler değildi. Bu onları bir anlamda bireysel özgürlüğün savaşçıları değilse bile öncüleri yaptı.
Objektif aklın ancak bireylerin yasa ve törelerini özgürce istediği, tartıştığı bireyler topluluğunda gerçekleşebileceğini gördü Hegel. Biz ise zaman zaman militer aklın, zaman zaman İslami aklın ve her zaman da büyüklerimizin aklının geri kalandan daha geçerli akıl oldukları ninnileri ile büyütüldük.

Bugün 5-8 yaş grubundaki çocukların kendimizin akıl dahi edemeyeceğini iddia ettiğimiz gözlemlemeleri, akıl yürütmeleri ve karşı koymalarına gizli hayranlığımız bu ezikliğin dışavurumu değil de, ne sanki?

Hegel düşünen toplumların herbirinin idealar oluşturacağına, bu ideaların savaşında ise savaşı güçlü olan davanın kazanacağına inanır. Bu noktada güçlü olan haklıdır, der. Bu yaklaşımı ileride kendini güçlü ve haklı sanan boş inançların zaman zaman çirkin sivilceler halinde patlamalarına da yol açmamış denilemez. Hegel’i tamamen suçlamak da onun ‘’ama bakın sonunda bu davalar güçsüzdü ki kaybetti'’ savunmasına itecektir. Ancak bu savunma İkinci Dünya Savaşında 40 milyon yaşama malolmuştur. Bugün de kendilerini haklı sanan bazı cihat erbabının ölüm nedenleri ile dolup taşmaktadır dünyamız.

Bu yaklaşımını tek cümlede özetler üstadımız;

                                             Dünya tarihi Dünya mahkemesidir.



Sonraki,  Ucundan kıyısından Schopenhauer

MaviDalga'yi Buyutenlerle

DERSIMIZI UNUTMAYALIM Serhat SAYIN’DAN

 Belki biraz eski ama -bilenler icin- hatirlamak faydadan ari degil.

 

Birinci ve de en onemli ders

Okuldaki ikinci ayimda, hocamiz test sorularini dagitti. Ben okulun en iyi ogrencilerinden biriydim.  Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada cakildim kaldim. Son soru soyleydi: “Her gun okulu temizleyen hademe kadinin adi nedir?..”

Bu herhalde bir cesit saka olmaliydi. Kadini yerleri silerken hemen her gun goruyordum. Uzun boylu, siyah sacli bir kadindi. 50’lerinde falan olmaliydi. Ama adini nereden bilecektim ki!. Son soruyu yanitsiz birakip kagidi teslim ettim. Sure biterken bir ogrenci, son sorunun test sonuclarina dahil olup olmadigini sordu. “Tabii dahil” dedi, hocamiz..  “İs yasaminiz boyunca insanlarla karsilasacaksiniz.  Hepsi birbirinden farkli insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hakkeden insanlar bunlar.Onlara sadece gulumsemeniz ve ‘Merhaba’ demeniz gerekse bile..”

Bu dersi hayatim boyunca unutmadim. O hademenin adi da Dorothy idi.

 

Ikinci onemli ders

Yagmurda otostop!..

Bir gece vakti gece yarisina dogru, Alabama otoyolunun kenarinda duran bir zenci kadin gordum. Bardaktan bosanircasina yagan yagmura ragmen, bozulan arabasinin disinda duruyor ve dikkati cekmeye calisiyordu. Gecen her arabaya el salliyordu. Yaninda durdum. 60’li yillarda bir beyazin bir zenciye, hem de Alabama’da yardima kalkismasi pek olagan seylerden degildi. Onu kente kadar goturdum. Bir taksi duragina biraktim.  Ayrilirken ille de adresimi istedi Verdim. Bir hafta sonra kapim calindi.

Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armaganda..

“Gecen gece otoyolda bana yardiminiza tesekkur ederim.

O korkunc yagmur sadece elbiselerimi degil, ruhumu da sirilsiklam etmisti. Kendime guvenimi yitirmek uzereydim, siz cikageldiniz Sizin sayenizde olmekte olan kocamin yataginin bas ucuna zamaninda ulasmayi basardim. Biraz sonra son nefesini verdi.

Tanri bana yardim eden sizi ve baskalarina karsilik beklemeksizin yardim eden herkesi kutsasin!..

En iyi dileklerimle,

Bayan Nat King Cole

 

Ucuncu onemli ders

Size hizmet edenleri hep hatirlayin..

Bir pastanin uc-otuz paraya satildigi gunlerde 10 yasinda bir cocuk pastaneye girdi.Garson kiz hemen koţtu.

Cocuk sordu: Cukulatali pasta kac para?..”

50 cent!..”

Cocuk cebinden cikardigi bozuklari saydi. Bir daha sordu: Peki dondurma ne kadar..” 35 cent” dedi garson kiz sabirsizlikla..Dukkanda yiginla musteri vardi ve kiz hepsine tek basina kosusturuyordu.Bu cocukla daha ne kadar vakit gecirebilirdi ki. Cocuk parasini bir daha saydi,”Bir dondurma alabilir miyim lutfen” dedi.  Kiz dondurmayi getirdi. Fisi tabagin kenarina koydu ve oteki masaya koţtu.

Cocuk dondurmasini bitirdi. Fisi kasaya odedi. Garson kiz masayi temizlemek uzere geldiginde,gozleri doldu birden. Masayi sanki akan yaslar temizleyecekti.  Bos dondurma tabaginin yaninda cocugun biraktigi 15 cent’lik bahsis duruyordu…..

 

Dorduncu onemli ders

Yolumuzdaki engeller..

Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun uzerine kocaman bir kaya koydurmus, kendisi de pencereye oturmustu. Bakalim neler olacakti?.  Ulkenin en zengin tuccarlari, en guclu kervancilari, saray gorevlileri etrafindan dolasip saraya girdiler.  Pek cogu krali yuksek sesle elestirdi. Halkindan bu kadar vergi aliyor, ama yollari temiz tutamiyordu.   

Sonunda bir koylu cikageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.Sirtindaki kufeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarildi ve ikina sikina itmeye basladi.Sonunda kan ter icinde kaldi ama, kayayi da yolun kenarina cekti. Tam kufesini yeniden sirtina almak uzereydi ki, kayanin eski yerinde bir kesenin durdugunu gordu.  Acti.. Kese altin doluydu.

Bir de kralin notu vardi icinde.. “Bu altinlar kayayi yoldan ceken kisiye aittir” diyordu kral.

Koylu, bugun dahi pek cogumuzun farkinda olmadigi bir ders almis, Her engel, yasam kosullarinizi daha iyilestirecek bir firsattir.”.

 

Besinci onemli ders

Onemli olan vermektir.. 

Yillar once hastanede calisirken, agir hasta bir kiz getirdiler. Tek yasam sansi bes yasindaki kardesinden acil kan nakli idi. Kucuk oglan ayni hastaliktan mucizevi sekilde kurtulmus ve kaninda o hastaligin mikroplarini yok eden bagisiklik olusmustu. Doktor durumu bes yasindaki oglana anlatti ve ablasina kan verip vermeyecegini sordu.

Kucuk cocuk bir an duraksadi. Sonra derin bir nefes aldi ve “Eger kurtulacaksa, veririm kanimi” dedi.  Kan nakli ilerlerken sordu: Peki, ben ne zaman olecegim?

Ablasini yasatirken, kendisinin olecegini zannetmis, buna ragmen kanini vermeyi kabul etmisti.

MaviDalga'yi Buyutenlerle

Arastirmaci, fotografçi Dagci Arkadasim. Cemal

Arkadasim. Cemal GÜLAS’ın

Artvin Maçahel’de, bir akşam  üzeri
rastladığı yaşlı bir kadının şehirdeki çocuklarına göndermek üzere yazdırdığı
bir mektup, gezginin hayata bakışında yepyeni bir sayfa açmış.
Mektubun bir kopyasını tarlasını kazması karşılığı istemiş. Bir hafta
boyunca kadının tarlasını kazmış. İş bittiğinde ellerinin acısı bir ay
sürmüş.
Ancak, bu ona yıllar sonra bile hayatında yaptığı tek hayırlı işin o tarlayı
kazmak olduğu gibi gelirmiş. Mektup daha sonra kadının çocuklarından başka
bir milyondan fazla insana ulaştı, ulaşmaya devam ediyor.
Taşıdığı anlam ve evrensel nasihati sayesinde bir banka Almanya’daki
işçilerimize gönderilmek üzere mektubu takvim yaptırdı.

Mektup şöyle idi:

Canımın direği,
Bakma bu günkü dağların ak karına, gün gelip güneş daha sıcak doğacak ve
eriyecek buzlar. Delecek toprağı otlar, sürgün verecek yine kuru görünen
ağaç dalları. Uyanan toprağın yüzünü tırmalayacak umut kazmaları. Yurt
dediğin nedir oğul ? Doğduğun yer mi? doyduğun yer mi? Bir yere yurt
diyebilmen için önce doğmalı sonra doymalısın elbette.
İstekleri bitmeyene iki cihanda da huzur yoktur. Böyle bilirim. Asıl olan
çok çalışıp, az istemektir bu topraklarda. Her sene bir çift mısırdır
hasatta umudum, odur bağlayan beni hayata ve buraya. Önce ekerim
tohumları
kara toprağa, sonra beklerim ki dönüşsünler ak koçanlara.
Böyle geçti yüzyılım bu topraklarda. Ne kötüden iz gördüm, ne de
namertten
söz duydum; şükrettim ama beklemedim ki Tanrı göndersin. Bildim ki eğer
vermezsem bu sarı tohumu kara toprağa ne umudum kalacak, ne de toprakla
bir
bağ aramda.
“Dağın arkası dağ olur” derler. Doğrudur. Lakin bakarsan, beklemeyi bilirsen
dağın arkası bağ da olur. Onun için ne sabrımı ne umudumu yitirdim yalan
dünyada.
Ana rahmi gibidir dünya insana, ana rahminde göbek bağıdır hayat
bağımız,
dünyada ise umutlarımız. Umudunu yitiren, hayat bağını da yitirir oğul. Ben
bunu bilir, bunu söylerim.

Kalın sağlıcakla…

Aktualite

SIRIN’IN KUZENI AILESINI BULMUS SS HABER

SIRIN UZULMESIN !!!

Siyah rengi yüzünden beyaz Van kedileri tarafından dışlanan kara kediye bir aile sahip çıktı. Van’daki kedi evine başvuran aile, yavruyu evlerine götürdü.

VAN’da Yüzüncü Yıl Üniversitesi’deki kedi evinde genetik bozukluğu nedeniyle siyah renkli dünyaya gelen ve diğer Van kedileri tarafından dışlanan yavruya bir aile sahip çıktı. Van’da inşaat mühendisi olan Hakan Ünalan, Hürriyet’te gördüğü haber üzerine kediye talip oldu. Dünyaca ünlü bir gözü mavi bir gözü sarı olan Van kedilerinden ‘Mahmure’ adlı kedi, iki ay önce YYÜ kedi evinde siyah renkli bir yavru dünyaya getirdi. Beyaz renkli olan diğer Van kedileri bu yavruyu renginden dolayı benimsemeyip dışladı.

Yavru kedinin durumunu Doğan Haber Ajansı’nın haber yapması ve Hürriyet’te geniş yer almasının ardından Van’da inşaat mühendisliği yapan Hakan Ünalan siyah yavru kediye bakabileceğini bildirdi. 1.5 ay önce kedi evine eşi Nilgün Ünalan ile başvuran Hakan Ünalan kediyi alıp evine götürdü.

Evdeki Van kedisiyle iyi anlaşıyormuş

Evlerinde bir Van kedileri daha bulunduğunu söyleyen Hakan Ünalan, yavru siyah kediyle kedisinin iyi anlaştığını söyledi. Bayram tatiline çıkan Ünalan çifti, kendi kedileriyle birlikte siyah renkli kediyi de, kedi evine teslim etti. Çift tatil dönüşü kediyi yine alacaklarını söyledi.

Dışlanmışlığın fotoğrafı

Kara kedinin kaderi, Hürriyet’in 10 Kasım 2004 tarihli ‘Van kedisi ırkçılığı - Siyah diye reddettiler’ haberiyle değişti. Van’daki Yüzüncüyıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi Van Kedisi Araştırma Merkezi’nde barındırılan 140 kedi arasında bulunan ‘Mahmure’ adlı kedinin, geçen Ağustos ayında ikizleri olmuştu. Ama bunlardan biri beyaz değil, siyahtı. Üstelik, ikiz kedilerden siyah renk ve gözleri olan yavru ile beyaz ikizinin gözleri tek renkti. Kedi evindeki diğer beyaz kediler, siyah yavruyu hemen dışladı. Yemeklerini paylaşmadılar, aralarına almadılar. Dışlanan yavru kedi, bunun üzerine görevliler tarafından özel olarak beslendi.

 

 

 

 

- Next »