Hosgeldin materyalizm! Dünyada isbasinda olan bir diyalektik süreç olmaliydi. Bu süreçte birbirine karsit iki etkinlik, sav ve karsisav, daha yüksek bir sentezde birlestirilip uyuma getirilmeli ya da en azindan uzlastirilmali idi… Idealizmi dogaya dogru çekistiren Schelling ve ardindan, “Mükemmellik, mükemmellik” diye tepinen Hegel’in felsefesi.

 

 Fichte’nin Felsefesini

artik biliyoruz. Biz su doga felsefesi ne menem bir seydir ona bakalim.

 

Fichte’de doganin belirli sinirlamalari vardir. Doganin mutlak ben’in bireysel bilinçteki bir ürünü oldugu ve yalnizca irade için bir engelleyici ya da harekete geçirici olarak hizmet ettigi anlamina gelen “doga ödevmizin gerecidir” görüsü Schelling’e doyurucu gelmemisti. “Önce dogayi anlamak lazim” diye düsündü. Bunu yapabilir miydik acaba? Dogayi bizimle akrabaligi oldugu için, sürekli devinen bir anlama gücünün anlatimi oldugu için, dogada akil, yasam ve amaç bulundugu için kisacasi bizimle özdes oldugu için, evet, anlayabilirdik. Dogayi bizden ayiran sey bilinç eksikligidir. Bizimle birlestiren, yani özbilinçsiz doga ile özbilinçli anliga ortak olan, sey ise etkinliktir, kendini belirleyen amaçtir, mutlak irade ya da bendir, herseyin onun içinde bulundugu ve ondan ilerledigi ve herseyi kavrayip sarmaladigi dünya ruhudur. Yani doga da bizim gibi kendi hedefleri dogrultusunda ayni gizemlilikte ve ayni canlilikta yasayip gitmektedir.

 

Schelling’in doganin görülür ruh, ruhun da görülmez doga oldugu yolundaki bu düsüncesi romantik düs gücünü dürtüleyiverdi tabii ki. Derhal dünyayi yasayan ve anlama gücü olan bir olgu olarak düsünen ve ona bir tür sevecenlik ile yaklasan sairler sardi piyasayi.

 

Schelling bu sairlerden tabii ki çok daha akilli bir insandi. O doganin fenomenlerinin aklin izlerini bilinçsizce izledigi yargisina vardi. Doga en yüksek hedefine, özbilince insanda erisir, doga ve anligin kökensel özdesligi de burada ortaya çikar diyerek insani doganin içerisine usturuplu bir sekilde soktu. Islamin “Insan en serefli yaratiktir” cümlesi ile özetledigi biraz mistik, biraz bencil, biraz romantik ancak sinirsizca dogru yaklasimi ile doganin en tepesindeki yeri de insana ayirdi.

 

Bu noktadan sonra artik sadece sözcüklerin dünyasinda dans etmek mantikli olmazdi. Maddeye de ruha verilen önem verilmeli idi. Mantiksal adimlar metafizige hapsedilmis felsefinin kendime sinirsiz açikliklar bulacagim derken arkasini kilitledigini ve çiktigi yumurtanin kabugunu begenmedigini göstermeye baslamisti. Dünyada isbasinda olan bir diyalektik süreç olmaliydi. Bu süreçte birbirine karsit iki etkinlik, yani sav ve karsisav, daha yüksek bir sentezde birlestirilip uyuma getirilmeli ya da en azindan uzlastirilmali idi. Yoksa kaos olurdu ama hiç öyle bir sey yoktu dünyamizda. Schelling buna üçlülük yasasi der; etkinin ardindan tepki gelir; karsitliktan ise bir uyum ürer. Bu uyumla olusan sentez de bir gün tekrar ayrisir ve zitliklar haline gelir. Yani sonsuz bir devinim vardir.

 

Materyalizm hosgeldi.

 

Zaten Schelling bu düsünceyi doganin ayrintilarina da uygulamaya baslar hemencecik. Siir ile bilim birbirlerinin içine geçer ve bu üçlülük yasasi derhal itme, yerçekimi, manyetizma, elektrik, kimyasal olaylar kadar duyarlik, üreme, tiksinti gibi yari somut ya da soyut kavramlara da uygulanir.

 

Felsefi gelisiminin son evresinde Schelling dinsel bir gizemcilige ulasir. Dünyayi Tanridan bir düsüs olarak tasarlar. Insana düsen kendine taninan süre içerisinde ruhunu bencillikten siyirarak tanriya geri dönüsü becermesidir. Bunu gizemli bir sezgide gerçeklestirmek mümkündür.

 

Hiristiyanligin Nirvanasi yani.

 

Schelling son dönemine ‘’olumlu felsefem'’ der. Bu evrede artik ilgi alani tamamen tanrisal bildiris ve mitoloji felsefesi ya da teosofidir. Vardigi son noktada artik Tanrinin hakimiyeti geregi olgunluk ve mükemmellik ile karsilasmayi bekledigi açiktir. Artik Schelling’in felsefesi evrenin yasayan, evrimlenen bir sistem olarak, her parçanin kendi yerinin oldugu ve bu parçalarin da bütünün hizmetinde bulundugu bir mekanizma olarak tasarlandigi bir kamutanricilik (panteizm - vahdet-i vücudiye yani Tanri benim (En el hak) biçimidir.

  Image001
Friedrich Wilhelm Joseph
von Schelling (1781-1858)

 

Schelling’i Hegel ile karistirmamak lazim. Panteizm iki yönlü gelisme gösterir. Naturalist Panteizm (dogalci kamutanricilik) ve Materyalist Panteizm (maddeci kamutanricilik)

Schelling’in çiktigi yönde ayrimcilik minimuma iner. Örnegin artik özne ve nesne, biçim ve madde, ideal ve gerçek birdirler, birliktedirler ve ayrilmazdirlar. Bir çoktur ve de çok birdir.

Bunlar bana iki ayri seyin yani iki karsit seyin son derece masumane bir araya geldigini söylüyor. Yani materyalizm ile romantizm birbirlerini bu durumda reddetmemelidirler.

 

Her iki Kant ardili filozofumuz, yani Fichte ve Schelling, romantik egilimlerine karsin mantiksal yöntemi kullanarak deneyim dünyasini ve bunlarin olmazsa olmazlarini açiklamaya çalistilar. Ikisi de dinamik realite görüsünü kabul ettiler ve ikisi içinde ideal ilke etkin ve canli bir süreç oldu.

 

Ve Hegel bayragi devralir…

 

Schelling idealizmi dogaya dogru çekistirmis, doga ve anligi mutlak bir ilkenin evriminde bireysel ve toplumsal yasamda, tarih, bilim ve sanatta kendilerini anlatan evreler olarak tasarlamistir. Elestirel bilgi kuraminin sonuçlarini biyolojiye uygulamis sonunda da zorunlu düsünce biçimlerini zorunlu varlik biçimleri ile özdeslestirmisdir.

 

Iste George Wilhelm Hegel bu noktadan sonra bayragi eline alir ve felsefik yapiyi bu iki filozofun görüsleri üzerinde gelistirmeye baslar. Mantiksal bir yöntem kullanacagi konusunda Fichte ile görüs birligindedir, sonra bu mantigi biyoloji ya da metafizik ile özdeslestirmede de Schelling ile anlasir. Ayrica realiteyi canli gelisen bir süreç olarak tasarlamada ikisiyle de anlasir. Ancak burada Hegel ilk yumrugu vurur. Tamam akil ve tüm varlik özdestir ancak doga akla altgüdümlüdür. Buna da su açinimi getirir;

 

Realist olan akilcidir, akilci olan da realist.

 

Öyleyse tarihte oldugu gibi dogada da bir mantik vardir ve evren aslinda bir mantiksal sistemdir. Tüm devinim ve eylem yani tüm yasam bilinçsiz bir düsünmeden baska bir sey degildir. Bütün bu sürecin anlami en yüksek gelisiminde yatar. Yani mükemmellige erismekte. Bu da gerçeklik ve iyiligin olusmasidir.

 

Mükemmellik, mükemmellik diye tepinen bu büyük filozofun koleradan ölmesi ne çeliskidir degil mi?

 

Peki bu ideale giden yol ne olarak adlandirilacak? Tabii ki evrim. Dünya statik degildir, devinir, dinamiktir; böylece düsüncedir, akildir; gerçek kavram etkin, devinen bir süreç, bir evrim sürecidir. Evrim sürecindeki yüksek evre asagi olanin realize olmasidir, aslinda asagi olanin olmayi amaçladigi seydir; bu anlamda, asagi olanin gerçekligidir, asagi olanin amacidir, asagi olanin anlamidir. Asagi biçimde gizli olan yüksek olanda belirli hale gelir ya da açik kilinir. Süreçteki her evre kendinden önceki tüm evreleri de kapsar ve bundan sonra olacaklari da gösterir; her evrede dünya hem bir ürün hem de bir kehanettir.

 

Su yukaridaki paragrafta herkes kendine ait olani bulacaktir. Bulamayanin da zaten bulmak hedefidir. O da bunu anlayacak hale gelmeyi hedefleyecektir.

 

Anlayamayanlar üzülmesin zira asagi biçim yüksek olanda olumsuzlanir, yok olur. Yani ileride geçmisteki anlamsizlik ortadan kalktigi gibi gizlenecek ve insan asagi biçimini unutacaktir. Biz buna kisaca diyalektik süreç diyoruz.

 

Hegel diyor ki; “Tohum kendisinde baska birsey amaçlar, tohum olmak tohumun kendi gerçekligi degildir, bir baskasi olmak, bir baska sey olmak dürtüsü onun yasam sürecinin tek hedefidir.”
Yani kendisi ile çelisir ve kendini asma dürtüsünü tasir.

 

Birey farkli midir? Dünü bugün ile ayni olan kayipta degil midir? Diyalektik materyalizm benden disari midir ki ben çeliskiyi maddi açidan düsünmeyeyim?

 

Çeliski olmasaydi hersey ölü, hersey dislanmis olurdu ancak çeliski de tüm öykü degildir. Iste bu nokta sabah diyalektik materyalizm ile kalkip aksam diyalektik materyalizm ile yatanlarin çeliskisidir. Bazi ideolojik kitaplar kutsal kitaplar ile yarisma gafletine düsmüslerdir. Çeliskinin babaannesi de zaten burada yakayi eleverir. Sirtini metafizige yaslayan kitabi “replace” eden sirtini materyalizme dayayan kitap olmustur. Olmustur da sanki basi göge mi ermistir? Dünya durdukça silüeti basimizin üstünde durasi Marx hazretleri emege kutsallik kazandirdigi ideolojisi ile en çok emegi ezmis, emege hakaret etmis, emegi horlamis insanin insan olma vasiflarini piç etmis, ideolojisini din aymazliginin kötü bir kopyasi haline getirip koskoca bir dönem insanligini laboratuarlarinda kobay olarak kullanmistir.

 

Günümüzde halen insana yapilan zulümü az bulan ve biraz daha deney yapmadan bu projeden vazgeçilmemesi gerektigini söyleyen saskinlar elbet çikacaktir.

 

Image002
Georg Wilhelm Friedrich Hegel (1770-1831)

Ne yazik ki Hegel bu ideolojinin kapisini açanlardan bir tanesidir. Gerçi o rüyasinda bile görmemistir düsündüklerinin bir gün dünyanin basina çorap olacagini, ancak örümcek aglarini örmektedir.

 

Her neyse; evrimde önemli olan sadece baslangiçta neyin varoldugu degildir. Sonda neyin oldugu ya da tahmin edilebilecek son da önemlidir. Gerçeklik bütünde yatar. Evrim baslangiçtan bitise bir bütünlük tasir. Sey amacinda degil, ama yerine getirilisinde tüketilir. Iste bu son cümleyi alin ve diyalektik materyalizmin kiskirttigi ve olusturdugu ideolojiyi Hegel’in bu son cümlesinde otopsileyin.

Sonunda Hoca’nin dedigine geleceksiniz;

 

“Ben yaptim ama ben de begenmedim.”

 

Bu yazi dizinin baslarinda bir yerde demistim galiba. Bir felsefe sistemi yikilir ve o yikintilarin üzerine bir baska felsefe sistemi insa edilir. Insaat sirasinda da eski sistemin yapi taslarindan ekonomi geregi elbet yararlanilir. Sey amacinda degil, ama yerine getirilisinde tükeniyor ise felsefe de elbette sonuçlar ile ilgilenir. Bir sonuç bir baska sonuçtan nasil dogar, hatta bir sonuç bir baskasinindan nasil zorunlu dogar bunlar felsefede gösterilmediyse o felsefe sade suya tirit çorbadan ileri gidemez. Düsünürün buradaki görevi bu sebep–sonuç ve hatta sonuç–sonuç iliskisindeki bilinçsizce islemenin farkina varmak ve kavramlarin diyalektik evrimini dünyanin nesnel evrimi ile çakistirmaktir.

 

Bu ikisi bir kere çakisti mi gelsin diyalektik materyalizm, gitsin diyalektik materyalizm.

 

Tüm felsefe sistemleri iflas edecek ve insan düsüncesi sebeb–sonuç iliskisinde emek–kapital çeliskisinin belirledigi dar bantta seyretmeye baslayacaktir. Bundan öte felsefe lümpen olmak ile cezalandirilmak üzeredir.

 

Sonraki: Hegel’e devam…