DOST’LARIMIZ UZERINE ALI CANDAN BUYUKCELEN’ den
Dost
Sokrates bir ev yaptırmış nasılsa;
Eş dost başlamış kusur bulmaya:
Kimi içini beğenmemiş:
Kızmayın ama demiş;
Şanınıza layık değil odaları.
Kimi cephesine çatmış:
Karşıdan görünüş berbatmış.
Hepsine göre de cok darmış bu ev.
Kim sığarmış bu kulübeye?
Koca Filozof:
Ah, demiş, keşke bu evin alabileceği kadar
Gerçek dostum olsa !
Sokrates’in sözü yerinde.
Bir ev dolusu gerçek dost nerede?
Sözde herkes dost, ama gel de inan.
Dosttan bol şey de yok dünyada,
Dosttan az şey de. La Fontaine
Geri gelmediyse üzülmene degmez. Zamana bırak.
Hayatta pek çok insanla karşılaşırsın.
Ama sadece gerçek dostlar senin kalbinde bir iz bırakır.
Kendinle barışık olmak için, kafanı kullan;
Başkaları ile barışık olmak için, kalbini kullan..
İstenmeyen şeyler bir tehlikeyle ilgilidir.
Eğer birisi seni aldatmışsa bu onun suçudur.
Eğer o kişi seni pek çok kere aldatmışsa bu senin suçundur.
Akıllı insanlar yeni fikirleri tartışırlar.
Normal insanlar sonuçları tartışırlar.
Küçük insanlarsa baska insanları tartışırlar.
Kim para kaybederse çok şey kaybetmiştir.
Kim bir dost kaybetmişse daha fazlasını kaybetmiştir ve kim inancını kaybetmişse her şeyini kaybetmistir.
Başkalarının hatalarından öğren, kendi hatalarından öğrenemeyecek kadar kısa bir ömrün var.
Dostum, sen ve ben, eğer yeni birisini getirirsen üç kişiyiz demektir.
O zaman bir grubu oluştururuz.
Ve bir arkadaş çevresi.
Hiç bir zaman bir başlangıç ya da son yoktur
Dün geçmisti
Yarın bir bilmece
Bugün ise bir hediye
DOSTLUK
Merhaba’nın insandaki etkilerini her fırsatta dile getiren bir dostum’dan esinlenerek diyorum ki:
Merhaba gelişigüzel olmamalı.
Dosttan da gelmeli, dost olmayandan da.
Ferah olmalı merhaba, ferahlık vermeli.
Merhaba delip geçmeli yalnızlıkları,
Kapıları ardına kadar açmalı, dost kapılarını, hoşgörü kapılarını, sevgi kapılarını, tıpkı Mevlâna gibi.
Eski bir Yunan atasözü: “Birbirine benzer kimseler bir araya kolayca gelirler. ”diyor. Bu “benzer” den kasıt; bilgi, görgü ve mizaçtır.
“Bazı kişiler” birlikteliklerini duygulu, bazıları da duygusuz yaşarlar.
Oysa birlikteliği arkadaşlığa, dostluğa götüren duygudur. Duygu, ilişkilere ruh verir. Ruhsuz ve duygusuz ilişkiler dostluğa dönüşemez. Duygusuz ilişki yavan olur heyecan yaratamaz. Yaptıklarından heyecan duymayan kişilerin, inancı da olamaz dostluğu da. Duygulu ilişkiler sevgi, saygı ve takdir görür. Bu nedenle de birlikteliklerinden haz ve huzur duyar insanlar. Bir araya gelmenin bir amacı olmalıdır. Amaçsız hiçbir şey bir değer taşımaz.
Bizim birlikteliğimizin önemi “dostluk” ifadesi ile vurgulanmıştır. Bana göre kardeşlik ile dostluluğu birbirinden ayıran yalnızca “kan bağı”dır.
(Kardeşlik, kan bağı olan dostluktur) veya (dostluk, kan bağı olmayan kardeşliktir.)in birbirinden farkı yoktur.
Sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü gerektiren dostluk, ile kardeşliği, cinselliği olmayan aşk diye tanımlayabiliriz. “Aşk, insana aşık olmaktır. Her zaman cinselliği gerektirmez. Karşınızdaki sizi dinliyor, dinlerken sizin yaşadıklarınızı yaşıyorsa, sizinle düşünce birliği kuruyor ve size inanıyorsa ve bu nedenle birlikteliğiniz sürüyorsa bu da bir aşktır.”diyen Peride Celâl bunu çok güzel ifade etmiştir.
Montaigne’nin ”iyilik nedir bilir ama yapamaz” dediği bencil kişiler vardır. Bu kişiler kurak toprakta yetişmiş cılız ağaçlar gibidirler. Bunlar mutlu olamazlar kendilerini zorlasalar bile duygu denen o güzelliği hissedemezler. İyilik bile yapsalar bunun hazzını ve huzurunu duyamazlar. Bu nedenle de ruhları kuru ve cılızdır.
Ben diyorum ki, kazanmak istediğimiz dostların bu yönünü iyi değerlendirmek gerekir. Kişi, bizler gibi kendini geliştirmeyi amaç olarak görebilecek, eğitilmeyi kabullenecek ve bundan bir haz ve heyecan duyabilecek ise; o bizdendir. Hele eğitimini dilden gönüle indirebiliyorsa…
Ciçero diyor ki: “Aralarında uyum olan insanların birlikteliklerinden dostluk doğar. Dostluk ise iyi ve erdemli kişiler arasında oluşabilir.”. Kaynaşabilen insanları bir araya getirip kendini geliştirmeye yönlendirme hepimizin görevi olduğunu biliyoruz.
Daha önce de söylediğim gibi bizim “dostluğumuz”, kan bağı olmayan kardeşlik. Belki de “dostluk” sözcüğünün biraz daha ilerisi.
Ama bakınız büyük düşünür Montaigne ne diyor: “Dostluğun kolları, birbirimizi dünyanın bir ucundan diğer ucuna kucaklayacak kadar uzun. Başka başka yerlerdeki dostlarla aynı amaç için mutluluğu yaşamak, insanlar arasındaki gönül birliğini kat kat artırıyor, zenginleştiriyor.”
Yukarıda tanımladığım merhaba, dostluğumuzun dildeki ifadesi.
Dostluk için düşünürler çok şeyler söylemiş. İşte bir kaçı:
“Dostluk, birçok iyiliği bir araya toplar.
“Dostluk gönül zenginliğidir.”
“Dostluk kucak açmaktır.”
“Dostluk, solgun bir yüze öpücük koymaktır.”
“Dostluk, almadan vermektir.”
“Dostlugun temeli, erdeme duyulan saygıdır. Erdem olmaz ise dostluk da olmaz.”
GERÇEK DOSTLARA / Can DÜNDAR
Hani, diyorum da, insanın gerçekten mükemmel bir dostu olsa…
“Ona”, şöyle, içine sindire-sindire, kocaman bir sarılsa…
Yüreklilikle söylediğiniz… “Canım benim!.. dediğiniz… Telefonda bile saatlerce konuştuğunuz, sıcacık biri…
Özlediğinizde, hayal kurduğunuzda yanınızda o var mı?
Sizi hiç yalnız bırakmayan biri… Cesur, sempatik, azimli, kararlı,..
Arayan, soran, “Seni özlüyorum” diyen biri.
Böyle bir canlı ile her şeyi konuşabilir, paylaşabilirsiniz.
Yanıltmaz! Anlayışla karşılar her şeyi…
Hataları, günahları-sevapları, her bir şeyi konuşabilirsiniz onunla…
Bir arayış içinde olmanıza gerek yoktur.
O kendiliğinden çıka gelir zaten. Bir gün bir bakarsınız, karşınızda…
Bir de bakmışsınız sımsıcak sohbetler, derin konular, sırlar, paylaşımlar…
Kimseye söyleyemediğinizi, en yakınınıza anlatamadığınızı, geçmişteki izleri, geleceğe dairlerinizi, sadece ona anlatır olursunuz.
Kadın, erkek fark etmez.
Bir dost bulun! Ama gerçek olsun.
Aradığınızda işinizi değil, sizi soran…
Kötü gününüzde ev sahibi, iyi gününüzde kiracınız olsun.
Anlatsın, konuşsun, açık-seçik, korkmadan yaşasın. Güvensin!
Cinsiyeti olmasın! Bir kartal kadar haşin, bir maymun kadar şaklaban, bir ceylan kadar narin olsun.
Doğruları söylesin. Gözleriyle ve kalpten konuşsun.
Yaşasın! Doya doya yaşasın, doya doya yaşatsın.
Beyninden değil, yüreğinden versin. “Olsun varsın! Paylaşırım.” desin.
Bir dostunuz olsun.
Sizi ve benliğinizdekileri paylaşsın… Dost olsun! Ama… Gerçek bir dost..
DOSTLARI OLMALI İNSANIN
Dostları olmalı insanın, aynen gemilerin limanları gibi zaman zaman ugradığın yükünü boşalttığın dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda.
Sonra açık denizlere uğurlamalı seni, geri döneceğin günü bekleme umuduyla bazen rüzgara o açmalı yelkenini yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla halatlarını çözmeli seni çok ama çok özlemeli
Dostları olmalı insanın, ermisş, bilge, hayati ezbere okuyabilen düşünmediklerini düşündüren seni bir cambaz ipinde güvenle tutabilen gerektiğinde senin için ateşi yutabilen yolunu ısıtan ustan olmalı,
şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini sana vermeli soğuk bir kış gününde üzerindeki tek gömleğini.
Dostluk
… Dostluk konusunda düşündüğüm zaman, hep şu noktayı gözönünde tutmalı diye düşünürüm: Acaba dostluğu arattıran sebep güçsüzlük veya ihtiyaç mıdır? Acaba karşılıklı yardımlaşmaya girişirken insanların amacı tek başlarına pek başaramayacakları şeyi bir başkasının yardımıyla elde etmek, sırası gelince karşılığını yapmak mıdır? Yoksa bu yardımlaşma dostluğun özelliğidir de, dostluğun daha derin, daha asil, sırf doğanın (tabiatın) yarattığı başka bir neden mi vardır?
Dostluğa adını veren sevgi, insanların yakınlık duygularıyla birbirine bağlanmasında başlıca nedendir. Çünkü çıkarlar çok kez kendine dost süsü veren ve durum gerektirdiği için saygı, ilgi gösteren insanlardan bile elde edilebilir, oysaki dostlukta hiçbir şey yalan ve yapmacık değildir, her şey gerçektir ve içten gelir. Bu yüzden, sanırım, dostluğu gereksinme (ihtiyaç) değil, doğa yaratır. Dostluğun doğuşunda, ondan ne çıkarlar elde edileceği düşüncesinden çok, ruhların sevgi ve bağlanması var…
Birçokları kendilerinin yapamayacakları şeyleri dostlarında aramaktan -haydi sıkılmıyorlar demeyeyim de- hataya düşüyorlar diyeyim. Dostlarına vermedikleri şeyleri onlardan istiyorlar. Halbuki önce iyi insan olmak, sonra kendine benzeyeni aramak doğru olur. Deminden beri söylediğim sürekli bir dostluk ancak şu kimseler arasında sağlamca kurulur: Yakınlık duygularıyla birbirine bağlanmış insanlar, önce başkalarının esiri olduğu ihtirasları yenecekler, sonra doğruluk ve adaleti sevecekler, birbirleri için herşeyi yapacaklar, ama birbirlerinden şerefli ve doğru olmayan hiçbir şeyi istemeyecekler, aralarında yalnız sevgi ve beğenme değil, saygı da bulunacak. Çünkü dostluktan saygıyı kaldıran onun en büyük süsünü kaldırmış olur. Bunu sananlar, tehlikeli şekilde yanılırlar. Doğa, dostluğu erdemin yardımcısı olsun diye vermiştir, hataların yardakçısı olsun diye değil, onun amacı şudur: erdem tek başına en yüksek katına erişemediğine göre, ortaya başkasıyla birleşip ortak olarak erişsin. Bu türlü bir birlik bazı insanlar arasında, var olmuş veya olacak ise, bu, onları katıksız iyiliğe götürecek en iyi ve en mutlu birlik sayılmalı. İşte, bence, insanların peşinde koşmaya değer sandıkları her şeyi, şerefi, ünü, ruhun sükunet ve sevincini içine alan birlik, bu birliktir. Bütün bunlar var olunca, hayat mutluluk doludur.
Cicero
07 Şub 2005 ss 0 comments




Hoşgeldiniz! Bu blog hakkında bilgiler