Temmuz, 2005 ayi icin arsiv yazilari

SS ile Gezi

BODRUM BODRUM

“BODRUM, BODRUM” Diye diye

Bodrum’un uzak güzellikleri

Bugün nedense artık çok az kişinin aklına ‘’kaç kişiydik o zaman bak, kaç kişi kaldı şimdi’’ dizesi geliyor. O kadar çok kişiyiz ki artık Bodrum’da. Ve buranın yeni kitlesi bu en güzel Bodrum şarkısını dinlerken bugün hangi Bodrum’u hatırlıyor bilemiyorum. Gerçek şu ki Bodrum artık Cevat Şakir ve Azra Erhat’ın Bodrum’u değil. Burası çoktandır yeni bir güney kenti…

İçi değiştikçe dışına talep arttı. Şimdi Bodrum’un uzak güzellikleri keşfediliyor. O eski balıkçı kasabasının seneler içinde nasıl farklı bir yere dönüştüğüne şahit olduk. Bu tecrübeden yola çıkarak, Bodrum’un uzak köşelerini korumak ve bu konuda duyarlılığın gelişmesine katkıda bulunmak yerlisi, turizmcisi, turisti ve biz seyahat yazarları dahil olmak üzere hepimizin sorumluluğu. Bu hafta size Bodrum’un yakınındaki, sakin tatil noktalarını yazıyorum. On yıl sonra, yine böyle güzel ve huzurlu bulmayı umarak…

Turizme yeniden kucak açıyor

GÜLLÜK

Milas- Bodrum Havaalanı’na sadece sekiz kilometre uzaklıkta bulunan Güllük, sahip olduğu avantajlı konuma rağmen, son 15 yıldır her fırsatta ayağına takılan ciddi bir engel yüzünden, bugüne dek özelliklerini tam anlamıyla duyuramamanın sıkıntısını çekti. 40 yıl öncesine kadar ‘’iki dükkan bir fırun, peynir ekmek yiye yiye, ne ağız kaldı ne burun’’ diye şikayet eden Bodrumlular, Güllük’e okumaya ve iş bulmaya gelirlermiş. 1980’lerde, taş döşeli sokakları, küçük taş evleri ve balıkçı kahveleriyle mavi yolculukların vazgeçilmez durağıymış. 1991 yılında Güllük’te tam 33 pansiyon varmış.

Kefal, lüfer ve yılan balıklarının yaşam alanı olan doğal dalyanın girişine bir yük liman yapılması, buraya büyük bir darbe vurdu. İtalya ve İspanya’da seramik yapımı için kullanılan feldispat madeninin, Güllük’ün merkezindeki, yaşam ve eğlence mekanlarıyla içiçe bulunan limanından ihraç edilmesi, gerek günde 400- 500 kamyonun Güllük’ün içinden geçmesi gerekse rüzgarla yayılan feldispat tozlarının esnafı zor durumda bırakması, bu limanı belde için bir kabusa dönüştürmüştü.

Güllüklüler’in ısrarına karşı koyamayıp, yıllarca turist olarak geldiği ve çok sevdiği Güllük’e belediye başkanı olan M. Yavuz Demir, 5 yıllık bir mücadele ve bir kalp krizinin ardından, şileplerin yanaştığı limanın merkezden taşınması ve burasının turistik bir çehre kazanması planlarında başarıya ulaştı. Turizmciler özellikle İngilizler şimdiden Güllük’e akın edip, yatırım yapmaya başladılar bile. Planlar bununla da bitmiyor, en büyük engel kalkınca Güllük’ün ihtiyacı olan makyaj çalışmasına sıra geliyor. Bütün bahçe duvarları Bodrum ve Ören taşından yeniden yapılıyor, sahil boyunca sıralanan güzel taş binalar öncelik kazanıyor ve gözü bozan her şey ortadan kaldırılıyor, Köyceğiz Dalyanı’ndaki gibi kentin kuzeyindeki Güllük Dalyanı’nın turizme açılması ve sazlıklarda ücretsiz tekne gezileri ve olta balıkçılığı turları düzenlenmesi de listenin başında yer alıyor. Sadece yeni yük limanının dalyana böylesine yakın olması endişe verici.

MANDALYA KOYU UYKU VADİSİ

Çevredeki en ılık deniz suyuna sahip olan, Mandalya Körfezi ve Asin Koyu çevresine yerleşmiş bu liman kasabası, yük limanından kurtulmaya adım adım yaklaştıkça, yavaş yavaş sahip olduğu kaliteleri de öne çıkıyor. Tatlı esintisi, leziz kefali, yakınındaki Uyku Vadisi ve İasos antik kenti, dünyaca ünlü balık yumurtası, Güllük Dalyanı’ndan İtalya’ya canlı olarak ihraç edilen yılan balığı… Rıhtımdaki okul binası, balıkçı kooperatifi barınağı ve Tekel binası, Güllük’ün eski zamanlarından birer esinti gibi duruyor ve çirkinliklerin arasından sivriliyor. Zeytinliklerin sonunu getiren, yamaçlardaki yazlık site ve kooperatiflere artık hiçbir şey yapılamaz belki ama Fener Burnu’ndaki ev öyle kalmalı.

Bodrum’a 40, Güllük’e 24 kilometre mesafedeki Uyku Vadisi’ne, Bodrum’dan turlar düzenleniyor. Vadiyi rehbersiz gezecekseniz, yazın en keyifli rota, alabalık çiftliğinden başlayarak, bir saat boyunca dere yatağını takip ederek yürümek. Bu yolda sık sık dereyi geçmeniz gerecektir. Bu yol yukarı doğru kıvrılarak sizi Gökçeler Mağarası’nın (İncirli Mağarası) geniş ağzına ulaştırır. Geniş bir salonla başlayan mağara sola doğru ‘’yarasa galerisi’’ olarak bilinen bir galeriye dönüşür. Mağaradaki oldukça kalabalık bir yarasa kolonisi var. Hatta şu sıralarda mağaranın aydınlatılması planlarına karşı tepkiler sürüyor.

Sağa ilerleyen yokuş sizi dar bir geçitten sonra sarkıt ve dikitlerin bulunduğu bir başka galeriye çıkarır. Bu noktadan itibaren devam etmek için profesyonel mağaracı olmak gerekiyor. Vadinin tabanındaki su yatağı buradaki tek tesisin içinden geçiyor. Hamzabey Çayı’nın aktığı derin vadi içinde ve etrafında oldukça zengin bir doğal bitki örtüsü, yeşilliklerin içinde de masalar ve çardaklar var. Tesiste bir havuz ve tarihi bir su değirmeni de bulunuyor. Havuzdan çok, değirmenin buz gibi, tazyikli suyunda serinlemeyi tercih edenler daha fazla. Değirmenbaşı’na (Gökçeler köyü, 0252 539 11 23) ulaşmak için, Milas- Bodrum karayolu üzerinde, 20 kilometre sonra, Ağaçlıhöyük Gökçeler sapağına girilir ve 10 dakikalık bozuk bir yoldan sonra vadinin girişine varılır. Sabah 07:00’den geceyarısına kadar açık tesiste, köy kahvaltısı, köy ekmeği, testi kebabı, mezeler, kiremitte alabalık ve kaşarlı köfte, sac kavurma, zeytinyağlılar, yayık ayranı ve baklava bulacaksınız.

GÖÇMEN KUŞLARIN UĞRAK YERİ

Bodrum’a 30 kilometre mesafede, zeytinliklerle çevrili bir koyda bulunan Boğaziçi köyü, birçok Bodrumlu’ya göre bölgede en güzel balık yenilebilen yerlerden biri. Bodrum’dan Güllük ayrımına gelmeden, Shell benzin istasyonunun yanındaki, Tuzla sapağından sola dönülür. İki kilometre sonra balık restoranlarının sıralandığı yola gelirsiniz. Eskiden tuzlaların bulunduğu köyde bugün tuz üretimi artık yapılmıyor ve halkın tek geçim kaynağı balıkçılık. Köyün eski adı, Bargilya. Adını aldığı efsaneye göre; kahraman Bellerophon’un kanatlı atı Pegasus, sahibinin en yakın arkadaşı Bargilos’u çiftesiyle öldürür. Bellerophon da dostunun öldüğü yere onun adını verir. Bir zamanlar deniz kıyısındaki bu Karya kentinin önündeki bataklık, Osmanlı döneminde tuzla olarak kullanılmış. Boğaziçi köyüne giden sapakta Bargilya tabelasını göreceksiniz. Beş kilometre sonra, köye gelmeden önce, sola ayrılan sapağın sonunda, kentten bugüne kalanları, Helenistik tiyatro ve tapınak kalıntılarını görebilirsiniz.

Boğaziçi köyüne giden yol üzerinde bulunan kışın göçmen kuşların uğrak yeri olan Tuzla sulak alanı, 380 hektarlık bir alana yayılıyor. Pelikan en çok rastlanan tür. Ayrıca boz ördek, balıkçıl, flamingo, bataklık kırlangıcı ve birkaç değişik tür daha mevsimine göre burada görülebilir. Ilgın, zeytin ve çamlarla çevrili olan alandaki doğal yaşam, çevredeki yapılaşma ve avcılıktan zarar görüyor.

Bodrum sakinlerinin sığınağı

MAZIKÖY

Gökova Körfezi’nin kıyısında, Bodrum’a 52 kilometre mesafedeki Mazı köyü, Bodrumlular için adeta kurtarılmış bölgedir. Yazın çivisi çıkmış bir hal alan Bodrum’un sakinleri hiç tereddüt etmeden buraya kaçarlar. Mazı’da gürültünün yerini sükûnet, karmaşanın yerini huzur, gösterişin yerini doğallık, yozlaşmış turizmin yerini naif bir konukseverlik alır. Sadece Bodrumlular değil, birçok büyük kentten, hiç aksatmadan, 10 küsur yıldır buraya gelenler de var. Mazı’ya yerleşen emekli sayısı da az değil.

Mazı ağaçlarının köyü, bir SİT alanı. Bodrum’un 39 sahil köyü içinde, şimdilik imar geçmeyen tek yer. Bodrum susuzluktan ölürken Mazı yeşillikler içinde. Köylüsü bilinçli, çok yakınında Bodrum gibi bir örnek varken, köylerinin göz göre göre bozulmasına izin vermeyeceklerini söylüyor ve kendi küçük işletmelerinin burası için yeterli olduğuna inanıyorlar. Birçok tatil beldesi gün aşırı değişikliğe uğrarken, gerçekten de Mazı, iki yıl öncesine göre pek değişmemiş. Hatta pansiyonların birçoğu kendilerini fazla yenilemeden, tüm doğallığı ve köhneliği içinde misafirlerini ağırlıyor. Aslında bu da bir ölçüde, estetik ve konforu ön planda tutanların, bu bakir bölgeye akın etmesini engelliyor. Bugün hálá köyde hatta bazen kumsalda inekler dolaşıyor.

Bodrum’dan Milas- Bodrum Havaalanı’na doğru giderken, Güvercinlik’ten sonra, Mumcular kavşağına varılır. Buradan itibaren, çam ormanlarının arasından devam eden 30 kilometrelik yol, önce Yukarı Mazı ardından da Aşağı Mazı’ya ulaştıktan sonra buradan ikiye ayrılan yol, bir koldan İnce Yalı ve Çakıllı (Taşlı) Yalı’ya diğerinden ise Hurma Sahili, Ilgın ve Sedef koylarına gider. Restoran ve pansiyonların bulunduğu koylar; Hurma Sahili, İnce Yalı ve Çakıllı Yalı… Tesis bulunmayan diğer koyları ise balıkçı tekneleriyle gezmek mümkün.

Rüzgar olmasa Mazı’da yaşamak zor. Sabah 11:00 gibi başlayan rüzgar, 18:00’de azalır ve deniz sakinleşir. Denizin en sakin olduğu aylar, eylülden kasıma kadardır. Hurma Sahili’ndeki Mazı ve Kayabaşı restoranlarından aşağıya bakınca cam gibi bir deniz görünür. Kumsal sakin ve tertemiz. Tam karşıda Datça ve Knidos Yarımadası… Restoranlarda çoğunlukla müzik çalınmaz. Çalınınca da Kayabaşı’ndaki gibi klasik müzik ya da caz dinlenir. Mazı Restaurant’ın genç sahibi Önder Akkaş: ‘’Yörüğün aptalı denize dayanırmış’’ demişti. Bir zamanlar yörüklerin gelip yerleştiği ve hiçbir işe yaramadığına inandıkları sahil, bugün çok değerli.

Mazıköy, tekne kaptanları ve güzel insanlarıyla ünlüdür. Köyde kısa bir gezinti, güzel genç kızları ve yakışıklı oğlanları fark etmeye yeter. Köyün genç erkeklerinin çoğu, gemi miçoluğuyla işe başlayıp zaman içinde Bodrum’un en vazgeçilmez mavi yolculuk kaptanları olurlar. Yazın teknede çalışan erkekler, kışları köye dönünce, ailelerine zeytin toplamada yardım ederler. Köydeki ‘’Soluk Taşı’’ denilen yerde, 1000 yıllık zeytin ağacının gölgesinde, öğle yemeği molası veren birçok genç kız ve delikanlı için aşk burada başlar.

GÜNDÜZ HALI DOKU AKŞAMÜSTÜ DENİZE GİR

Zeytin zamanı, köyün hiç aksamayan ana geliri olan halıcılığa ara verilir. Mazılı genç kızlar, 13 yaşından itibaren halı tezgahının başına oturup, her yıl 5- 6 halı olmak üzere, ömürlerinin sonuna kadar binlerce düğüm atarlar. Mazı, en kaliteli Milas halısı dokuyan köylerden biridir ve dokunan halı klasik Milas halısının Ada Milası olarak bilinen tipidir. Mini şortlu genç kızlar gün boyu halı dokuyup, akşamüstü bikinilerini giyip denize inerler. Erkekler ancak ev yapınca, kızlar da halıdan ev döşeyecek kadar para kazanınca evlenirler. Bu yüzden genelde Mazılı gençler geç evlenir.

24 yaşındaki Zekiye, evleneceği değil, polis olacağı ve artık halı dokumayacağı günün hayaliyle yaşamış. Zekiye’nin hayatı, emekli olduktan sonra buraya yerleşen ve Mazılılar’ın kısa zamanda çok sevdiği, köylünün akıl hocası İstanbullu Erkan Demirel sayesinde bir anda değiştirmiş. Genç kız artık pazarlama elemanı olarak çalışıyor. Bodrum’un arka sokaklarını seviyor ama yerli halkın pek eğlendiğini düşünmüyor.

Mazı’nın ana yerleşim birimlerinden biri de, Çocuk Mezarlığı. Rivayete göre, burada yaşayan yörük beyinin tek çocuğunu yılan sokunca, çocuk buraya gömülür. Kadınlarsa bunun üzerine yılanlı bir halı dokurlar. Köylüler hálá o günden beri bu yılanlı halının arandığını söyler.

Bodrum’dan Mazı’ya cip safariler organize ediliyor. En güzel koylara ciplerle ya da balıkçı tekneleriyle gitmek mümkün. Kargılı koyu (Molla İbrahim), Sedef, Ilgın, Şeytan Yalısı, Kisebükü, Pinarbükü ve Çamlık’ta olağanüstü berrak bir deniz var. Sedef koyundan sonraki ‘’Kaya Dede’nin Suyu’’ olarak anılan, tek ailelik küçük plajın uzunluğu 8- 10 metre. Çakılları kırmızılı beyazlı, deniz akvaryum gibi. Buraya uzaktan bakan tekneler, plajda birkaç kişi görünce geri dönüyorlar. Mazı’da her gün taze, deniz balığı bulunur. Mazı balığı, sokkan ya da deli sarpa denilen çarpan balıktır. Ayrıca lagos, orfoz, sinarit, gelin balığı, fangri, ıskaroz, akya, kefal ve iskorpit gibi balıklar da var.

Deniz ve denizci öykülerinin kenti

İASOS

Antik adı İasos olan Kıyıkışlacık köyüne, Güllük’ten tekneyle ya da karayoluyla ulaşmak mümkün. Milas- İzmir karayolunun 12. kilometresindeki sapaktan 17 kilometre sonra İasos’a varılır. Ayrıca Milas- Bodrum yolunun altıncı kilometresinde sağa sapan yol da, 17 kilometre sonra buraya çıkar. Eğer Güllük’teyseniz, delik deşik karayolundansa, buradan tekneyle gitmeyi tercih edin. Hayvanları, pazarı, limanı, gübre kokan sokakları ve harika manzaralı, sevimli pansiyonlarıyla Kıyıkışlacık köyü gerçekten de tipik Bodrum tatiline güçlü bir alternatif. Antik kent köyün içinde. Limanı çevreleyen iki yoldan biri, kalenin altından devam ederek suyun içindeki kalıntının bulunduğu buruna diğeri de restoranları ve balıkçı kahvesini geçerek hemen bu burnun karşısına varır. Kalıntının tepesine çıkanları ve burunda mangal yakanları göreceksiniz.

Argoslular tarafından kurulan İasos, daha sonra Milet’ten gelen göçmenlerin yerleşimi olmuş. Apollon ve Artemis’in kenti sayılan İasos’ta Dionysos adına da festivaller düzenlenmiş ve bu şenlikler sayesinde kent zamanının müzik ve tiyatro merkezi sayılmış. İasos’la ilgili çok anlatılan bir hikayeye göre, bir müzisyenin ancak balık pazarının açılışını haber veren çanların çalınmasına kadar kendini dinletebildiği… Geriye tek bir kişi kalır, o da sağır olduğundan, çarşı çanını duymamıştır. Müzisyen ona sanata saygısından dolayı teşekkür ettiğinde, o da balık pazarının açıldığını anlar ve koşa koşa diğerlerinin arkasından gider. İasos, ayrıca deniz ve denizcilikle ilgili öykülerin kenti. Hatta kentin sikkelerinde, bir yunusu kendine arkadaş edinmiş olan ve onunla birlikte yüzen bir çocuk tasvir edilir. Efsaneye göre, bir gün, güzel çocuk Hermias annesinin uyarılarına rağmen denize açılır ve kaybolur. Ancak bir süre sonra balıkçılar onu bir yunusun sırtında gördüklerinin haberini verirler. Günlerden bir gün Hermias kıyıda ölü bulunur yanında ise cansız bir yunus balığı vardır. Hermias, yunusun yüzgeçlerinden biri yüzünden yaralanmış ve ölmüş, yunus ise üzüntüsünden karaya çıkmış ve dostunun yanıbaşında ölmü seçmiştir.

Toprağının fakirliğine rağmen, M.Ö. 1900’den beri burada yerleşim olması, balıkçılığa bağlı. M.S. 2. yüzyıla kadar birçok savaş kentin yıkılmasına neden olmuş. Bugün görülen kalıntılarsa, Roma devrinde tekrar canlanan kentten kalma. Tepenin üzerindeki kale, St. Jean Şövalyeleri’ne aitti. Ancak Türkler’in burayı ele geçirmesinden sonra, buranın ağası olan Asim Ağa’dan adını alarak, buraya Asim Kalesi dendi. Bugün kalıntıların bu kadar harap olmasının nedeni, taşların, Osmanlı devrinde İstanbul’daki yapılara inşaat malzemesi olarak götürülmüş olması. Kentte görülen yapılar; Helenistik şehir duvarlarının kapısı, Roma devri Bouleuterion’u ve Agora… Buranın en ilginç yapısı, kalenin güneydoğusunda pek fazla görünmeyen duvar resimleri ve yer mozaiklerinin bulunduğu bir Roma villası olan, ‘’Mozaikler Evi.’’ Tiyatrosu ise, taşları, İstanbul’daki dalgakıran için sökülüp götürülmeden önce, İasos’un en görkemli yapısıymış.

Halk arasında balıkpazarı olarak bilinen Roma dönemine ait anıt mezar bugün Balık Pazarı Açık Hava Müzesi (Pazartesi hariç her gün 08:30- 17:30 saatleri arasında açık) olarak kullanılıyor. Dünya güzeli bir köylü kızının bekçiliğini yaptığı müzeye yetişemezseniz, hemen yandaki evden yardım isteyin.

MOLA

Gökbel köyünün, küçük bir sahili olan Çökertme, Bodrum’dan çıkan mavi tur teknelerinin ilk ya da son durağıdır. Çökertme, tüm ününe rağmen bugün biraz ihmal edilmiş görünüyor. Kumsaldaki paslanmış demir parçaları ve çöp, henüz buraya karayolu yokken Cevat Şakir, Azra Erhat ve Sabahattin Eyüboğlu’nun Hürriyet adlı tekneleriyle uğradıkları ve Mavi Yolculuk ruhunu yaşattıkları bu sahil için üzücü. Buranın ünlü karakteri, dedesi Girit muhaciri, Çöketme doğumlu Kaptan İbrahim, bir zamanlar sünger avcılığı, teknecilik yapmış, 22 yıldır da restoranında bu durakta soluklananları ağırlıyor. Kaptan Restaurant’ta (0252 531 00 12), 15 çeşit meze, fırında ve kiremitte günlük balık var. Ancak en ün salmış özelliği, akşamları keman, ud ve darbuka eşliğinde, orijinal kostümüyle eski Muğla zeybeklerini oynayan kaptanın şovu. Her ne kadar turistik olsa da, ilginç ve eğlenceli. Restoran, iskelesine yanaşan yatlara bedava su ve elektrik sağlıyor. Bağlanma parası da ücretsiz. Kaptanın eşi Zeliha Bacı da buranın demirbaşlarından. Kaptan İbrahim’in nenesi Çakır Ayşe, Osmanlı devrinin ünlü kadınlarındanmış. Cevat Şakir, Azra Erhat ve Sabahattin Eyüboğlu, bir mavi yolculuk sırasında Çökertme’ye uğramış ve onunla tanışmışlar. Sonraları dost olmuşlar, her denize açıldıklarında buraya uğrar, Çakır Ayşe’nin kumanyasını, ilaçlarını getirirlermiş. Çakır Ayşe, Cevat Şakir’in öldüğünü duyunca, torununa ‘’Oğlum senin sazını Cevat Şakir’in başına oyuk yapalım’’ demiş.

Saz, 5- 10 yıl orada durmuş ama bugün artık sapı bile yok. 

 

Narenciye kokulu uykular

 

NEREDE KALINIR?

MAZI Yukarı Mazı, zeytin ve incir ağaçlarıyla dolu. Aşağı Mazı sahil. Hurma Sahili’nde birkaç pansiyon ve manzaralı iki restoran var. İnce Yalı, Hurma Sahili’ne 2 km mesafede bir başka sahil yerleşimi. Buradaki pansiyonların çoğu denize sıfır, iskeleleri var… Çakıllı (Taşlı) Yalı’da günbatımını kaçırmayın, buradan Knidos Burnu ve hatta hava açıksa Kos görünür. Dalga sesi ya da narenciye kokusu her yeri sarar… Hurma Sahili’nde, Mazı’nın konum olarak en şanslı pansiyonu olan Sahil Pansiyon-Restaurant (0252 339 21 31- 32, www.bodrumlu.com) adeta denizin içinde. Etrafta mandalina ağaçları, sakin bir ortam, temiz odalar, deniz kenarında şezlonglar ve mutfakta Ege yemekleri… Sunumda biraz daha özene gerek olabilir.

Hemen yanında, emekli karı koca öğretmenin temiz pansiyonu Öztekin Pansiyon (0252 339 21 369 var. Denize 600 metre mesafedeki Kaptan Pansiyon’un (0252 339 20 40) sahibi küçük bir balıkçı teknesi olan emekli bir kaptan. Denize sıfır Uğur Pansiyon (0252 339 20 43) ve denize 500 metre mesafedeki Akkaş Pansiyon (0252 339 20 95) da temiz aile işletmeleri.

Çakıllı (Taşlı) Yalı’da, İstanbullu, sempatik Nuray Özbek’in yeni açtığı NRY (0252 339 20 39), alabildiğine bakir bir sahilde, sadece dalga ve ağustos böceği seslerinin duyulduğu, genç ve cıvıltılı bir taş ev. Farklı renklerde tasarlanmış odaları, asmaların altındaki lokantasındaki köy kahvaltısıyla, Mazı’daki en hoş seçeneklerden. Yine aynı bölgedeki, Merve Apart (0252 339 21 18), üç dönümlük harika bir narenciye bahçesi içinde, denize sıfır, 60 metrekarelik müstakil bir ev tarzında. Genellikle uzun dönemli kiralanıyor. Bu sahil üzerindeki üçüncü konaklama yeri Karagöl ailesinin işlettiği Ege Pansiyon (0252 339 20 31). Ailenin evinin hemen yanındaki tek katlı binada tertemiz iki oda kiraya veriliyor. Bahçedeki halı tezgahında halı dokunmasını seyredebilirsiniz. Yanındaki denize sıfır Eray Cafe’de (0252 339 21 53), günübirlik zaman geçirebilir ya da kamp kurabilirsiniz. Eski adıyla ‘’Parmaksızın Yeri’’nde, Eray, küçük sandalıyla ağ atar, ne çıkarsa o akşam gelenlere, denize sıfır, salaş lokantasında ikram eder. Ancak Mazı’nın bu koyunun biraz bakıma ve toparlanmaya ihtiyacı var.

İnce Yalı’da ise Mazı’nın en rağbet gören konaklama yerleri var. Kale Pansiyon-Restaurant (0252 339 21 64) koya hakim, kayalıklar üzerindeki konumuyla, aralarında en manzaralı olanı. Salaş ancak temiz pansiyonun odalarının ve yatak çarşaflarının yenilenmeye ihtiyacı olmasına rağmen pansiyonda ve özellikle haftasonları doyasıya balık yiyebileceğiniz restoranında yer bulmak oldukça zor. Kale’den karşıya baktığınızda İtalyanlar’ın gözdesi iki tesis var. Bunlardan biri, Mazı’nın en eski, en temiz ve en kaliteli hizmet veren tesisi, Taş ailesinin işlettiği, harika bir bahçe içindeki Taş Turizm Dinlenme Tesisleri (0252 339 20 89). Narenciye, nar, zeytin, zakkum, muz, palmiye ve sakız ağaçlarıyla dolu bahçesi, denize uzanan iskelesi ve vakti olduğunda konuklara sörf dersi veren, ailenin sportif oğlu Yasin, burayı çekici yapan özellikler. Hemen yanındaki İnceyalı Dinlenme Tesisleri de (0252 339 21 25), benzer özelliklere sahip bir başka seçenek. Yeni açılan Zeytin Dinlenme Tesisleri (0252 339 25 35), özellikle taş fırından sıcak sıcak çıkan poğaçalarla birlikte servis edilen kahvaltısıyla iddialı.

ÇÖKERTME

Daha çok yatların uğrak yeri olan, Mazı’ya 15 km, Bodrum’a 70 km mesafedeki Gökbel köyünün küçük bir mahallesi olan Çökertme sahilinde konaklama yapmak isterseniz, en iyi seçeneklerden biri İbrahim Kaptan’ın oğlu Ali’nin yeri Kaptanoğlu Pansiyon (0252 531 01 77). Bir hafta kalana günübirlik tekne turu bedava.

KIYIKIŞLACIK KÖYÜ (İasos)

İasos’un en hoş pansiyonlarından olan Rönesans Pansiyon-Apart’ın (0252 537 74 12), antik kent, kale ve deniz manzaralı keyifli bir terası, zeytin ağaçlarına ve denize bakan manzaralı odaları var. Danimarkalılar’a atölyesinde resim kursları verilen ve meditasyon kurslarının düzenlendiği, ressam İbrahim Örs ve eşi Bodil’in sahibi olduğu Zeytin Pansiyon (0252 537 73 27), genellikle dolu olmasına rağmen Türk konuklara da açık. Zakkum, dut, limon, zeytin ağaçları arasındaki pansiyonun girişindeki güzel mozaikler de Danimarkalı öğrenciler tarafından yapılmış. Güllük Körfezi’ne bakan, muhteşem manzaralı bir tepe üzerine kurulu olan Kaya Pansiyon (0252 537 74 39, www.kayapension.de), bölgenin en köklü işletmelerinden biri.

GÜLLÜK

Güllük’le özdeşleşmiş bir isim olan Mavi Tatil Köyü (0252 522 20 10), konumu ve konforuyla her zaman tercih ediliyor. Bodrum’dan kaçmak isteyip de, lüksten vazgeçemeyenlerin tercih edebileceği iki tesis de, dört yıldızlı Corinthia Labranda Hotel (0252 522 29 11) ve Corinthia Güllük Hotel (0252 522 37 48, www.corinthiahotels.com). Manzaralı odaları, özel iskelesi ve kumsalı ile denize sıfır Özer Otel (0252 522 27 41), yine deniz kıyısındaki, sörf imkanı sunan Urga Motel (0252 522 21 22) ve Güllük Körfezi manzaralı, iki yıldızlı Ikont Otel (0252 522 22 17, www.ikonthotel.com), buranın köklü konaklama seçeneklerinden. Merkezde bulunan ve eski bir yağhaneden dönüştürülen Lale Motel Bistro-Restaurant (0252 522 32 27, www.laleyachting.com), aynı zamanda yatçılık hizmeti veriyor. Çarşı içindeki, temiz ve ekonomik seçenekler; Zenger Otel (0252 522 38 80), Passala Otel (0252 522 34 40), Mandalya Pansiyon (0252 522 26 42), Kordon Motel (0252 522 23 56), Osman Pansiyon (0252 522 35 64)…

Taptaze balıklar, bölge otları ille de kabak çiçeği dolması

NEREDE YENİR?

Mazı’nın en iyi iki restoranı Hurma Sahili’nde. Turizm eğitimli, medeni genç Önder Akkaş ve ailesi tarafından işletilen, köyün ilk restoranlarından Mazı Restaurant- Beach (0252 339 21 21, www.mazirestaurant.com.tr), her yıl daha iyiye gidiyor. Yeni bir ahşap iskelesi olan restoran, artık yatlara su ve elektrik gibi hizmetler verebiliyor. Ayrıca civardaki koylara tekne gezileri düzenleniyor. Mönü zengin; taze balıklar, orfoz, lagos buğulama, sirken otu gibi bölge otları, kabak çiçeği dolması… 24 saat açık restoranda köy kahvaltısı da veriliyor. Kayabaşı Restaurant (0252 339 20 50), Mazı’nın ilk restoranı, adını duymayan pek kalmadı. Köy kahvaltısı, taze balıkları ve zeytinyağlılarıyla ün salmış. Daha turizm köye girmeden önce, burası balıkçılar için bir iskeleymiş. Bugün klasik müzik, caz ya da denizin sesi eşliğinde, Gökova’nın maviliğini seyredebileceğiniz, sakin bir köşe.

Kıyıkışlacık köyünün (İasos) en iyi balık restoranlarının başında, denizin üzerindeki, kale manzaralı İasos Deniz Restaurant (0252 537 70 66), nam-ı diğer JR’ın Yeri geliyor. 35 yıllık restoranın sahibi, Dallas dizisinin başkahramanına benzerliğinin yanısıra mönüsünde lezzeti su götürmez salataları, balıkları ve jumbo karidesleriyle ünlü. İstanbullu Ufuk Hanım’ın, İasos’ta yeni açtığı, küçük ve sevimli pastane Zeytindalı’nda (0252 537 70 44) günlük olarak yaptığı tartöletler, kurabiyeler, poğaçalar, ev börekleri var.

Bodrumlular’ın ve bu civarda yaşayanların balık yemek için en çok tercih ettikleri yerlerden biri, Boğaziçi köyü. Burada, Bargilya 0252 524 50 34) ve Albatros Restaurant’ın (0252 524 53 53), müdavimleri oldukça fazla. Özellikle Bargilya’nın deniz üzerindeki, ahşap platformunda yemek için rezervasyon şart.

Bodrum’un güneydoğu kıyısında, 6 km mesafede, safari gruplarının uğrak yeri Club Doğa Restaurant’da (Kızılağaç köyü, 0252 369 23 10), her gün tandır çıkıyor. Ankaralı Özdemir ailesinin 12 ay açık tesisi, yüzme havuzu, eski de olsa bir tenis kortu ve şöminesi var. Kendin pişir kendin ye, Mangalcı Piknik Restaurant’da (Kızılağaç köyü, 0252 369 22 55). Bodrum’a 15 km mesafede, Bodrumlular’ın sık uğradığı Yalıçiftlik’te, denize sıfır Hasan Usta’nın Yeri’nde (0252 368 90 03), balık ve mezeler var. Burası aynı zamanda klimalı odaları olan bir pansiyonu. Bodrum’a 19 km mesafede, bir günbatımı noktası olan Yalıhan Teras Restaurant (Çiftlik Mah. Yalıçiftlik Mevkii Yalı beldesi, 0252 368 99 09), sakin ve leziz bir akşam yemeği için iyi bir seçenek. Bodrum’a 30 km mesafedeki Güvercinlik’teki aile işletmesi Oz Oz’da (0252 374 61 19) sabah kahvaltısı ve balık çeşitleri bulabilirsiniz.

Güllük’te birçok restoran rıhtımda, yani Hermias Caddesi üzerinde. Burada en leziz balık kefal ve hatta çipuradan pahalıdır. Mekanların dekorasyonuyla ilgili beklenti içinde olmamanız gerekiyor. Yeni açılan Çatı’nın (0252 522 28 28), terası manzaralı. Eski Depo Restaurant’da (0252 522 20 59), iyi pişirilen kefal bulabilirsiniz. Ayrıca Kırçın (0252 522 32 43), Berkhan (0252 522 25 80) ve Çiçek Restaurant da (0252 522 20 56) rıhtımda ve balık var.

GEREKLİ TELEFONLAR

Güllük Belediyesi 0252 522 21 00 Güllük Turizm Derneği 0252 522 27 76 İasos Muhtarlığı Muhtar Halis Şahin; 0533 413 77 88 Doğa Gezileri Profesyonel doğa rehberi Veysel Bayam (0532 557 72 17) ile Bodrum ve çevresinde yürüyüş turları, doğa gezileri, kayaking, kanyoning ve tırmanış… Uyku Vadisi’ne de turlar düzenliyor. BOYTAV Uluslararası turizm arenasında rekabet edebilmenin en önemli koşulu olan tanıtım, BOYTAV (Bodrum Yarımada Tanıtım Vakfı, 0252 313 92 94) ve yeni başkanı Mehmet Kocadon ile farklı bir boyut kazanıyor. Vakıf, ilk etapta üç ayrı dilde çıkaracağı 75 bin kitapçığı Bodrum Havalimanı’nda turistlere dağıtacak. Çok kapsamlı bir internet sitesinin hazırlıkları da tüm hızıyla sürüyor. Araba Kiralama Caria Rent a Car Güllük, 0252 522 37 02 Arman Turizm Güllük, 0252 522 38 68

NASIL GİDİLİR

İzmir- Milas- Güllük- Bodrum 300 km İstanbul- Yalova- Bursa- Balıkesir- Manisa- İzmir- Aydın- Milas- Güllük- Bodrum 870 km Ankara- Sivrihisar- Afyon- Denizli- Muğla- Milas- Güllük- Bodrum 705 km Uçak; Milas- Bodrum Havaalanı (0252 523 01 32). Güllük, havaalanına 8 km mesafede. Güllük’te günübirlik tekne turları; gezi düzenleyen tekneler, Hermias Caddesi boyunca sıralanır. Koyların yanısıra, tekneler çamur banyosuna da götürürler. Bodrum- Mazı 52 km (Milas- Bodrum’a yönünde Güvercinlik girişinden yl sola Mazı’ya ayrılır) Bodrum- Güllük 45 km (Havaalanı’nı geçtikten sonra sağa Güllük’e ayrılır. Güllük, 8 km içeride)Bodrum- İasos 65 km.

EĞLENCE

Güllük’ün köklü mekanı Günbatımı Cafe-Plaj (Hermias Cad. 0252 522 34 03), gün boyu ve özellikle günbatımında canlı. Özkan Beach Cafe-Bar (Hermias Cad. 0537 479 88 98), buranın en şık beach club’ı. Bölgenin Halikarnas Disco’dan sonra en büyük diskosu Hermias Disco-Bar (0252 522 24 22) ve kapalı bir mekan olmasına rağmen, her akşam sahne alan Anadolu folk müziği grubu ve sempatik servisiyle dolup taşan Hann Cafe-Bar (0252 522 34 22), Güllük’ün sakin gece hayatının az sayıdaki seçenekleri. 

 

 

SS ile Gezi

MAVI YOLCULUK’MU ???

 

 

“Mavi YOLCULUGUN BABA SI”

 

Böyle olurmuş ilk mavi yolculuklar

 

Homeros’un İlyada ve Odysseia’sını A. Kadir ile birlikte Türkçeye kazandıran, Mitoloji Sözlüğü’nün yazarı, bu yıl Can Yayınları tarafından 90. yaşı kutlanan Azra Erhat, taa 1962 yılında yazmıştı ilk Mavi Yolculuk kitabını.

Cevat Şakir, 1925 yılında Resimli Hafta dergisinde çıkan ‘Hapishanede idama mahkum olanlar bile bile asılmaya nasıl giderler’ adlı öyküsünden dolayı İstiklal Mahkemesi tarafından Bodrum’a sürgüne gönderilmiş; yazarın sürgün hayatı kısa sürede keyfe dönüşmüş; 25 yılını Bodrum’da geçiren ve Halikarnas Balıkçısı lakabını alan yazar, 1950’li yıllardan itibaren küçük balıkçı veya sünger tekneleriyle birkaç günlük kısa mavi turlar yapmaya başlamıştı. Mavi yolculuğun tarihini başlatan bu ilk turların sakinlerinden biriydi işte Azra Erhat. Can Yayınları, 1982 yılında ölen Erhat’ın ünlü Mavi Yolculuk kitabını bu yıl yeniden yayınladı. Kitabında anlatıldığına göre, bugün çok lüks teknelerle binlerce kişinin yaptığı mavi yolculuklar, o dönemin bir avuç aydınının oldukça mütevazı, hatta ilkel denebilecek şartlarda gerçekleştirdiği ama çok eğlendiği, öğrendiği ve öğrettiği gezilerdi. Azra Erhat’ın kaleminden yandaki gibiydiler…

8 KİTABA 2 BİN YILLIK AMFORA

Daha yirmi dört saat olmadı mavi yolculuktan döneli. Bakır tepsinin üstünde serili duruyor getirdiklerim. Odada bir deniz, bir yosun kokusu. Gökova’nın yellerine karışınca açıklık, sağlık soluyan bu koku, apartman odasının dört duvarı arasında can çekişiyor, ağlardan güverteye sıçrayan balıklar gibi keskin fırlayışlarla çevresini arıyor sanki (…) Adalar denizinde en az iki bin yıl yatmıştır bu amfora. Batan bir gemiyle mi gömülmüş engine, yoksa içindeki şarapla birlikte deniz tanrısına mı sunulmuş, kimbilir? O da kokuyor, alabildiğine kokuyor. Alıp getirdiğime üzüleceğim neredeyse. Para ile satın almadım onu. Satıcısına sekiz tane Mavi Anadolu (Erhat’ın kitabı) verdim. Düşünün bir kere: sekiz kitaba iki bin yıllık bir testi, müzelik bir amfora. İşte böyle cömert kıyılardan, böyle mutlu bir yolculuktan dönüyoruz biz, mavi yolcular.

GELİR VE GİDER KAMARACIKLARI

İskeleye bağlı Macera’yı görünce gözlerimize inanamadık. Ne büyük! Tıpkı bir korsan gemisi. Çoktandır boya görmediği için teknesi aşınmış gümüşi renkte (…) Güvertenin iki yanında dolap gibi birer kamaracık. Sancaktaki mutfak, iskeledeki hela imiş meğer: (Sabahattin) Eyüboğlu iki balık resmi çizdi sonradan, birinin üstüne ‘gelir’ yazıp mutfağın, ötekine ‘gider’ deyip helanın duvarına yapıştırdı.

GAZOCAĞI, MUŞAMBA, DALGA

Güllük’ten Kuşadası’na yolculuk tam on üç saat sürdü… On üç saat durmadan sallandık, iki üç kere çay demleyelim dedik, dalgayla rüzgar gazocağını devirdi. Karpuzla galeta, gemici aşı, nemize yetmezdi. Ambargosların sakalı bir karış daha büyümüş, son gün diye hanımlar her türlü süsten vazgeçmişti. Yalnız neşemiz tamamdı; hırkalara, muşambalara, yorganlara sarınmış konuşuyorduk. Gövdelerimiz pislik içindeydi belki ama düşüncelerimiz hiçbir zaman bu kadar arı olmamıştı.

TURİSTİK BODRUM!

Rıhtıma çıkınca tunçtan bir zırh giymiş gibi olduk. Böylesine sıcak görmemiştik. Yapılacak işler vardı: Postaya gitmek, bize mektup telgraf var mı diye bakmak; evlere telgraf çekilecek, telefonlar edilecekti (…) Sendeleye sendeleye yürürken birden şaşakaldım. Liman meydanı değişivermiş; solda bir dükkan, önünde tahta sehpalara oturtulmuş dizi dizi amforalar, camında süngerinden tutun da el işlemelerine kadar güney kıyılarımızda tabiat ve insan eli neler yaratırsa hepsi serili. Karşıda bir dükkan daha, kartpostal, fotoğraf, pul, kitap, gazete, kabuklardan yapılmış kolyeler, küpeler. Turistik satış yerleri, hem de İstanbul’da bile eşine az rastlanır bir zevkle döşenmiş!

SEVİNÇ MAVİSİ

Cova’ya (Gökova) ilk gelen, denizin maviliğine şaşar, ‘Ömrümde bu kadar mavi bir deniz görmedim’ der. Baktıkça mavilerin binbir çeşidi serildikçe gözünün önüne, lacivert, çivit rengi, mor, menekşe, yeşil, zümrüt yeşili, diye renk adları bulup sıralar, Türkçeleri yetmeyince, indigo, saks mavisi, Prusya mavisi gibi teknik terimlere başvurur, durmadan başka bir maviye boyanan denizin karşısında o da yetmeyince, dünya dillerinin yoksulluğunu anlayıp surar. Susar ve bakar. Ressamsa, bir-iki gün baktıktan sonra boyalarına sarılır, mavi, yeşil, mor harelerin arasında gökten fırlatılmış paralar gibi pul pul altınların ışıltısını yakalamaya, renkle ışığın ta kıyıya dek oynaşımını boyayla, fırçayla vermeye girişir. Yakalar da verir mi bilmem, bir bildiğim varsa, Cova mavisinin -gelin bundan böyle isim aramayalım da Cova mavisi diyelim buna- insan gözünden öte gönlü, canı aydın, sürekli derin bir mutluluğa boyadığıdır. Öyle bir sevinç mavisi ki ressamı ressam, sanatçıyı sanatçı, insanı insan etmeye yeter. 

 

MaviDalga'yi Buyutenlerle

FARKINDA OLALIM ISTEDIM…

Hani biz FARKINDA olmağa sözveripde farkında olmuyoruz ya, bundan sonra belki farkında oluruz düşüncesi ile yolladım…
Ankara VADİSİNDEN bir Kardeşimden… Turgan VARGIDAN GELEN mail…

ARADA BiR ÇOK BUNALDIĞINIZDA,,,,

Bir zamanlar bir psikoloji kitabında okuduğum bir bölüm vardı…

Hayatın ve getirilerinin kıymetini anlamak için tavsiye edilen bir metod
vardı içinde..
Deniyordu ki; “arada bir, çok bunaldığınızda, hayatın sizin için çekilmez hale geldiğini düşündüğünüzde kendinize 10 dakika ayırın ve kendi cenaze töreninizi düşünün”…
Cümleyi ilk okuduğumda çarpılmıştım…
Ben girişin akabinde pozitif bir gelişme ve tavsiye bekliyordum…
Ama ” kendi ölümümüzü ve cenazemizi ” düşünmemiz tavsiye ediliyordu…
Tüylerim diken diken oldu ve yazarın saçmaladığını düşündüm o an…
Ama önyargı düşmanı biri olarak okumaya devam ettim…
Diyordu ki; ” bunları düşündüğünüzde dünyadaki yerinizi, dünyayı terkettiğinizde oluşacak boşluğu, sevdikleriniz ve sizi sevenler için öneminizi anlayacaksınız… özellikle insanların
sizin için neler söyleyeceklerini, onlar için ne ifade ettiğinizi hissetmeye çalışın…
O andan geriye dönme şansınız olmadığını, hayat denen kredinizin bittiğini ve onlara yanıt verme şansınız olmadığını düşünün ….

Tekrar sarılma, bir kez daha öpme ihtimalinizin bittiğini hissedin…
Dünyadaki küslüklerin, ayrılıkların, kavgaların yanında bu acının ve geri dönülmezliğin korkunç çaresizliğini yaşayın…
Bırakın canınız yansın, bırakın alevler içinde kavrulsun tüm ruhunuz…
Orada, o musalla taşında düşünün kendinizi.. .
Seyredin şu an çevrenizde olanların yüz ifadelerini…
Akıllarından ve yüreklerinden geçen cümleleri hayal edin…
**************
Kitaba devam etmeden bıraktım kenara ve gözlerimi kapatıp aynen düşünmeye başladım… Eşimi, oğlumu, annemi, babamı, kardeşlerimi ve diğer tüm çevremi oturttum tek tek kendi cenaze törenimdeki yerlerine… birer birer yerleştirdim tabutumun çevresine hepsini…
hayatımda çok nadir bu kadar canım yanmıştı… görüyordum işte “babaaaa…” diye ağlayan biricik oğlumu…
Eşim kucağında “ağlayan emanetimle” ayakta durmaya çalışıyordu perperişan…
Koca çınar babacığım, belli belirsiz dualar okuyordu, o gözümden hala gitmeyen vakur duruşuyla… Annem, ciğerinden bir parça canlı canlı koparılmış gibi hem içine hem dışına akıtıyordu gözyaşlarını…
Kardeşlerim, akrabalarım “çok erken gitti, doyamadı oğluna..”diyordu acıyan ses tonlarıyla… Ve dostlarım… Onlar da şaşkındı… Bazısı “daha dün birlikteydik, nasıl olur..” diyordu… Bunları seyredip onlara “hayır ölmedim, burdayım..” demek istedim hayal olduğunu unutup… Sonra anladım yazarın ne demek istediğini daha devamını okumadan kitabın…
*************
Farkındalık önemli bir kavramdır psikolojide…
Belki de hiç aklımıza gelmeyen ve gelmeyecek bir farkındalığı göstermek istemişti yazar…
Kitabı okumaya ne gücüm kalmıştı, ne de isteğim…
Almam gereken dersi ve mesajı almıştım… Şimdi ne kitabın adını ne de yazarı hatırlamıyorum… Şu an bunları yazarken bile çok kötü oldum… Bu olayda tek farkındalık da yok üstelik… Biraz kendime geldikten sonra devam ettim hayatımın en zor hayaline… Sırada çevremdekilerin ölümümün akabinde neler söyleyecekleri
vardı… Usulen ve nezaketensöylenenlerin dışında… Onlarda bıraktığım izleri, yaşananları ve yaşanamayanları elden geçirerek ben konuşturacaktım hayalimde…
İçlerini okuyacaktım, senaryo bana ait olarak…
Yaşarken neler yazmıştım, ölümümle neler okuyacaktım…
Gerçek duygularıydı ulaşmaya çalıştığım, ölüm acısının etkisiyle girilen duygusal mod değildi, deşifre etmem gereken metin…
Canım oğlumun söyleyecek çok şeyi yoktu…
Özleyecekti, yokluğumu hissedecekti.. ağlayacaktı aklına geldikçe… Belki ölümün ne anlama geldiğini hissedecek yaşa gelinceye kadar sıradan bir üzüntünün ötesine geçmeyecekti duyguları…
Ama hayal bu ya, 18-20 yaşına getirdim 2 saniyede oğlumu… “hayal - meyal hatırlıyorum be baba seni… Keşke şimdi yaşıyor olsaydın da erkek erkeğe sohbet etseydik seninle… Bak mezuniyet törenimde de babasızdım… Askere giderken kimin elini öpeceğim senin yerine…” diyecek canı yanarak bir köşede…
Sevgili eşim… Benim muhteşem hatunum… Nasıl dayanır bensizliğe ?…
O ki, benim için herşeyini feda edip koşmuştu bana… Hayatının tek adamı şimdi toprak olacaktı… Bir daha ” Seni seviyorum “
diyemeyecekti… Bir daha hevesle açamayacaktı çalan kapıyı… Ve her gelen gece bensizliğini haykıracaktı yüzüne… Her sabah da bensiz başlayacaktı koca gün…
Tek cümlesi takıldı o an içime; ” Oyunbozanlık yaptın be böceğim, hani beraber ölecektik ?…”
Babam-annem, o bugüne kadar evlat olarak mutlu edecek hiçbir şey yapamamanın acısıyla kahrolduğum güzel insanlar…
Helaldi şüphesiz hakları…
Bilerek hiç kırmamıştım onları… Üzerine titredikleri evlatları onlardan önce göçmüştü işte önlerinde ve dualarına muhtaçtım….
Kaç anne ve babanın çekebileceği bir acıydı ki evladının cenazesinde bulunmak… Herhalde insanın uzun yaşadığına üzüldüğü nadir anlardan olsa gerek…
*************
Diğerlerine geçmiyorum… Bu yazıyı şu an yazıp sizlerle paylaştığıma göre “diğerlerine” artık sizler de dahilsiniz…
Düşünün, birgün bir mail ulaşıyor mail-boxınıza “ölmüş” diye…
Sizler kimbilir neler düşünür ve yazardınız…
Eşim şu an yanımda ağlıyor, sanki gerçekmiş gibi…
Oysa ki yazarın amacı ” Yaşamanın ve hala nefes alıyor almanın kıymetini ” göstermekti…Benim de öyle…Lafı çok uzattım farkındayım…Ama hayat dediğimiz çözümü zor süreç 2 satırla özetlenemeyecek kadar girintili çıkıntılı…
Ben o gün kurduğum o hayalle, canımın tüm yanmasına rağmen YENİDEN DOĞDUM…
Bilgisayar diliyle “format attım hayatıma”…
Sahip olduklarımın farkına vardım ve hala nefes alıyor olduğum için şükrettim…
Gözlerimi açtığım anda o kötü ve acı sahne bitmiş, oyun perde demişti…
Peki ya hayal değil de,gerçek olsaydı ve perde bir daha açılmamak üzere kapansaydı…
İşte bu final bu yazıyı buraya kadar okumanıza değmiş olmalı…
Belki gerildiniz, kötü oldunuz ama devamını getirirseniz buna değer bence…
Ben bu akşam melankoliğim ve biraz abartmışolabilirim…
Hani sanatçı ve şairiz ya ondandır belki…
Bence bu yazıyı sadece okuyarak bırakmayın…
LÜTFEN ARADA BİR, BURADAN ALDIKLARINIZI TARTIN, DÜŞÜNÜN VE HAYATINIZI GÖZDEN GEÇİRİN…
Ölümün kime ve ne zaman geleceğini Yüce Allah’ tan başka bilen yok…
İşte bu yüzden hazır yaşıyorken ve nefes alıyorken yapabileceklerinizi yapın, ertelemeyin…
Bilerek - bilmeyerek kırdığınız kalpleri tamir edin…
Sizi sevenlere ve sevdiklerinize daha fazla zaman ayırın…
Biraz Hıncal abi tarzı olacak ama,sevginizi ve verdiğiniz değeri haykırın onlara iş işten geçmeden…
Ve en önemlisi;
VERDİĞİ -VERMEDİĞİ, ALDIĞI - ALMADIĞI HERŞEY İÇİN,
TEKRAR TEKRAR ŞÜKREDİN YÜCELER YÜCESİ YARADAN’A…
C. D……

Aktualite, SS ile Gezi

SIRIN, SIRINCE

15.07.2005

st

Her yer bağ bahçe her yer fotoğraf gibi Ege’nin Şirince’si

İzmir’in Selçuk İlçesi’ne bağlı Şirince, Türkiye’nin en ünlü turizm kasabalarından biri. Selçuk’un tepelerinde, çevresi üzüm bağları, zeytin ağaçları ve şeftali bahçeleriyle çevrili doğal çanağın yamacına kurulu eski bir Rum köyü. Denize uzaklığı sadece 15 kilometre. Şirince’de yaşayan halkın tamamına yakını Selanik, Kavala’dan mübadeleyle gelen Rumeli göçmenlerinden oluşuyor. O yılların anısına Şirince’nin tepesine Türk-Yunan dostluk çeşmesi bile kurulmuş.

Şirince, adı gibi şipşirin bir yer. 1986’da sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmış olmasına rağmen yine de kaçak inşaat ve eski evlerin yıkılmasının önü alınamamış. Rum köy evleri sanki pastel kalemle çizilmişçesine albenili. Sessiz, sakin, huzur dolu.

Mübadele öncesi 4-5 bin nüfuslu bir Rum yerleşimi olan Şirince’nin yetiştirdiği en önemli isim ‘Benden Selam Söyle Anadolu’ya’nın yazarı Yunanlı yazar Dido Sotiriyu. Köyün adının hikayesi de ilginç. Rum adı ‘Kirkince’ olan köye Türkler daha kolay söylensin diye ‘Çirkince’ demişler. 1932’ye kadar Çirkince’ymiş buranın adı. O tarihte İzmir Valisi olan Kazım Dirik’in emriyle köyün adı Şirince olarak değiştirilmiş. İyi de olmuş. Şimdi köyde 1300 kişi yaşıyor.

İKİ KİLİSESİ HARAP

Şirince’de Rumlardan kalma iki kilise bulunuyor. İkisi de harap halde olan bu kiliselerden Aziz Yoannes, kapısındaki yazıta göre, daha eski bir kilisenin yerine 1805’te yapılmış. Diğer kilise ise köy girişindeki Aziz Dimitrios. Bu kilise bir dönem cami olarak kullanılmış.

Şirince’de hemen her evde sofralık şarap yapılıyor. Şarapların şişe satış fiyatı 6 milyon lira ile 15 milyon lira arasında değişiyor. Buranın şarabı kadar zeytinyağı da ünlü. 1 litrelik Şirince zeytinyağı 12 milyon liradan satılıyor.

Köydeki genç kızlar danteller, masa örtüleri örerek pazarda satıyor. Bir de yolunuz düşerse mutlaka keçi peynirini tadın. Doğal yapısı nedeniyle keçi beslemek zorunda olan Şirinceliler, keçi sütünden yaptıkları peynirle gurur duyuyor. Hotel Şirince Evleri’nde konaklarsanız gece sessizliğini unutamayacaksınız. Kadehinizde kırmızı şarap, fonda çekirge sesleriyle unutulmayacak bir akşam yaşayacaksınız.

NE YENİR

Kahvaltı yapmak bir zevk

Selçuk ve çevresi çöp kebabıyla ünlüdür. Oralara doğru giderken yolda çöp kebabı yenilebilir. Şirince’de ise onlarca restoran bulunuyor. ‘Ocakbaşı’, ‘Grup Restoran’, ‘Şirince Sultanhan’, ‘Artemis’ gibi köy lokantalarında özellikle kahvaltı yapmak bir zevk: Lezzetli gözleme çeşitleri, bal, ayva-çilek-vişne-erik-böğürtlenden yapılan ev reçelleri, köy tereyağı, kaymak, mıhlama, sucuklu omlet, helva, hormonsuz domatesten yapılmış söğüş ve taze portakal suyu…

Bahçelerde sunulan peynirli-kıymalı gözleme ve köpüklü ayranı da mutlaka tadın. Eve dönerken de mutlaka Şirince’nin ünlü ev şaraplarından ve özel sofralık zeytinyağlarından alın. Köy meydanında kurulan tezgahlarda, dalından koparılan taze meyveleri ve zeytin çeşitlerini de unutmayın.

NASIL GİDİLİR

7 Havayolu ile gitmek isteyenler en kısa olması için Adnan Menderes Havaalanı’nda inip oradan Selçuk’a, daha sonra da kısa ve keyifli bir yolculuğun ardından Şirince’ye ulaşabilir.

7 Araba kullanmaktan hoşlanmayanlar için bir alternatif ise feribot yolculuğu. Önce İzmir’e, sonra otobüsle Selçuk’a, oradan da kısa ve keyifli bir yolculukla Şirince’ye.

7 Bu güzergahı arabasız gidenler İzmir’den otobüsle Selçuk, Selçuk’tan da her saat başı kalkan minibüsleri düşünebilirler. Otobüs yolculuğunu seçenler Selçuk’tan geçen otobüslere binebilir ve Şirince’ye ulaşabilir.

7 Şirince Efes antik kentine 10 km, Selçuk’a 8 km, Kuşadası’na ve Pamucak plajına 28 km, Adnan Menderes Havaalanı’na 64 km, Bandırma’ya ise 365 kilometre uzaklıkta.

NEREDE KALINIR

Şirince’de konaklamak ayrı bir zevk. Hotel Şirince Evleri’nde konaklamak isterseniz Şirince’de gece sessizliğinin tadına varabilirsiniz. Kadehinizde kırmızı şarap, fonda çekirge sesleri unutamayacağınız bir akşam yaşayacaksınız.

Özel eşyalarla yerel zevke göre dekore edilen pansiyonlar harika. Şirince evlerini pansiyon yapan Ahmet Koçak’ın ‘Hotel Şirince Evleri’ adıyla işlettiği tesislerin telefon numarası (0232) 898 30 99. 

 

 

- Next »