Aralık 31st, 2006 gunu icin arsiv yazilari

Felsefe

SS FELSEFE 50

Bilim  tarihine SSile seyreltik bakış 50

 

Gassendi doluluğun içine boşluk koydu. Herkes boşluğu doldururken o doluyu boşalttı yani. Atomların ve boşluğun varlığını tuttu Descartes’in sözde mükemmelleşmiş fiziğinin karşısına koyuverdi adamcağız. Boşluğun hiçlik olmadığına birini ikna etmek kadar zor bir şey olabilir mi?

 

Kepler enteresan adamdır. Gökbilimin modernizasyonu ona aittir. Ubi materia, ubi geometrica der. Nerde madde orda geometri. Modern fiziğin kurucusu olmasına tek bir hatası engel olmuştur. Nerden aklına estiyse, hareketin durgunluktan yüksek bir varlık düzeyinde olduğuna inanmıştır. Zaten enteresan adamdır. Parasız kalınca astronomi bilgisini falcılık yaparak para kazandırma yönünde kullanan medyumlardandır kendisi.

Aristoteles’in son dayanak noktası kalmıştır elinde.

‘’Devinimin temel yasaları matematik ile açıklanamaz.'’

Niyeymiş o? Matematik sayı dilinin hakimiyetindedir. Devinimi ise çokça nitelik belirler.

 

Devinim geometrisi… Matematiksel doğa bilimi….Nasıl olur yahu?

Olur olur. Bal gibi olur. Galilei Galileo vakur bir tavırla koyar ortaya. Doğanın kanunu geometrik harflerle yazılmıştır. Sayılarda devinim yoktur ama devinim sayılarla yönetilir.

Platoncuların en ulusu, üstün insan Arkhimedes bile bilmiyordu bunu.

Aristoteles tıpkı Aristo Mantığı gibi iflas etmiştir. Allahtan bu acı günleri görecek kadar yaşamamıştı demek, herhalde tek teselli olurdu.

Demek artık hafifinden bilim felsefesi yapmak caizdir lKardeslerim.

Artık bilimde eleştirel dönem başlamıştır. Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmayacaktır. Hitap tarzı da belirlenmiştir;

My Colleague
Meslektaşım

Konferansta ya da toplantıda biri size böyle hitap etti mi, hele hele başına bir de ‘’Saygıdeğer'’ koydu mu, sizi oyacak demektir.


İşte bu oymalar bilimin ilerleme hızını çağına göre duble yapmaya yetmiştir. Her yerden mantar gibi iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış bilim adamı bitmeye başlar bu dönemde…

Tycho Brahe, Pascal, Fermat, Boyle, William Gilbert, Sir Isaac Newton, Descartes hatta Mersenne, Reberval ve hayatında hiçbirşey bulmasa bile bilimin ontolojisini getiren Gassendi. Hepsi hemen hemen aynı günlerin çocukları bunlar. Gerçi bu ontoloji aslında Epikuros’un ontolojisidir ama, gene de unutulmuş ontolojiyi ayağa kaldırmayı becermişdir Gassendi. Bu ontoloji ile bir yerde felsefi düşüncenin bilimsel düşünceden ayrılmazlığı gösterilmiştir. Gassendi bunu bilerek ve isteyerek yapmıştır diyebiliriz, çünkü karşısındaki fizik dehaları ile mücadele edebilmek için felsefik dehasını kullanmak ihtiyacını hissetmiş olsa gerek.

İşte bu felsefik deha Descartes gibi bir mucizevi adamı yere devirebilmiştir.
Descartes temel savına fizik maddenin uzayla özdeşleşmesini oturtmuştur. Bu bazı anlamlarda fiziği olanaksızlaştırıyordu. Cisimlerin esnekliği, özgül ağırlıklarının değişkenliği ve bunun fiziğe katılımı, çarpmanın dinamik yapısı bu fiziğin içerisine bir türlü katılamayan ögelerdi mesela.

Gassendi bu doluluğu aralamaya çabaladı. İşin enteresan tarafı da, yukarda anlattığım ‘’My Colleague'’ yaklaşımı ile değil, son derece nazikâne yaptı bu işi.

Ah ben olacaktım ki onun yerinde….
Gözüne gözüne çakardım.

Ne demiştik. Gassendi doluluğun içine boşluk koydu. Herkes boşluğu doldururken o doluyu boşalttı yani. Atomların ve boşluğun varlığını tuttu Descartes’in sözde mükemmelleşmiş fiziğinin karşısına koyuverdi adamcağız.

Boşluğun hiçlik olmadığına birini ikna etmek kadar zor bir şey olabilir mi? Zor ama kolaydır bunu ispatlamak. Descartes boşluk olduğunu kabul etmez. O boşluğa hiç gözüyle bakar. Fizikçinin nihilistliği işte.

Hiçlik yokluktur. Hiç yoktur.
Boşluk varlıktır. Boşluk vardır.
İnanmıyorsanız çıkın atmosferin dışına, boşluğu bulacaksınız orda. Eh eğer orda bir boşluk varsa, demek boşluk hiçlik değildir.

 

Hiçliğin içerisine hiçbirşey sokamazsınız. Halbuki uzay boşluğu içerisine istediğin kadar maddeyi kabul etmektedir.

Gassendi bu arada boş durmamış, bir de sesin hızını ölçüp 1473 ayak/saniye bulmuş. Ya onun zamanında ses daha hızlıymış ya da saatler bozuk. Bunun doğrusu 1038 ayak/saniye zira. Bir hata yapmış, bu ölçüm hatasının yanında sesin yayılmasının hava titreşimleri ile olduğunu anlayamamış, suçu atomlara yüklemiştir. Zaten şu boşluk kavramını sokuşturması ile ontolojik düzeltmeleri yanında ne yaptıysa yanlış yapmış bu adam. Onun içinde merhumu iyi bilen yok.


Pierre Gassendi (1592-1655)

 

 

Kendi ürettiği fazla bir şey olmasa dahi, hakkını yemeyelim, başkalarını doğrulayan deneyleri de vardır Gassendi’nin. Örneğin çağının nerdeyse tüm bilim adamlarının karşı çıktığı Galile’nin serbest düşmenin maddenin ağırlığına bağlı olmadığı kuramını deneyle ispatlamıştır.

Az durun, ben bi koşu karsidaki (Rahmetli, BABABMIN M.yani)  camiye gidip ezanı müezzinin elinden kurtarayım. Adam ezan okurken boğulsa ezan meşru müdafaadan beraat eder.

Bana da kalsa kalsa ezana yataklık suçu kalır, ki beni de kurtarmaya avukat ordusu gelir Ata gelmez, valla.

Acep Müslüman ülkelerde doğru dürüst bilim adamı yetişmemesinin suçu bu berbat ezan okuyanlarda mı?kaç kere B.evler müftülüğüne ulaşmaya çalıştım, başarısız caba… Adamda konsantrasyon filan bırakmıyor herifler.

Biz gene de şu Descartes’in yakasını bu kadar kolayına bırakmayalım.

Serüvenci filozoftur kerata. Savaşlara gönüllü katılır, hukuk öğrenimi görüp gönlünü matematiğe kaptırır, dolaşmadığı ülke kalmaz sonunda da boktan bir soğuk algınlığından İsveç’te ölür gider.

Eylemsizlik ilkesini dile getirmesi en önemli katkısıdır bilime. Onun ötesindeki çabası daha çok felsefiktir arkadaşın.

Ben bu ufak çaplı sabun köpüğü denemelerimde daha çok bilimin felsefenin bakış açısından kolayına kaçmış tarihçesi ile ilgiliyim. Gün olur felsefenin de tarihçesine dokunacak olursam, Descartes çok daha yoğun müşterimiz olur.

Tek noktasını belirleyeyim. Felsefesinde açık nokta kalmasın, her şey anlaşılsın diye uğraşan nadir filozoflardandır o. Düşüncenin üstünlüğü dünya durdukça durası lafına yansıyıvermiştir zaten.

Düşünüyorum, o halde varım

Bu düşünce bi halta yarasın istemiş adamcağız. En karmaşık konuları yalın ve açık düşünceler biçimine sokmaya çalışmış, bunun için düşünceler arasında mantıklı bağlar kurmuş ve bu uzun mantıksal zincirlerin sonucunda doğrunun ve gerçeğin tek güvencesi saydığı iyi ve kusursuz tanrı düşüncesine ulaşmıştır.

Ben şimdi bu düşünceyi niye yazdım? Hah hatırladım.

Bu adamla benim tanrılarımız aynı. Her ne kadar cizvit okullarında okutulmuş bir Hıristiyan ise de sonunda tanrının dine sığdırılamayacak kadar kusursuz olduğunu görüp Deizme dönmüş hazret.

Dinler üstü tanrı yani. Orasından Musa’ya burasından İsa’ya öbür yarısından da Muhammed’e yaranmaya çalışmayan tanrı.

Tavsiye ederim…
Düşünün, siz de var olduğunuzu farkedeceksiniz.
Hazırlopçuluk yapmayın.
Başkaları düşünmesin sizin yerinize.
Öyle eğilip böyle kalkmazsan o tanrıya ibadet etmek olmaz diyen;
beynini kiraya vermiş hafifliği seven adamdır.

Dönelim efendim, dönelim.
Biz işimize dönelim.

Gassendi usta bir mektubunda büyük bir sağduyu ile yer için doğru olan lineer hareketin uzay için ve her istikamette de doğru olduğunu söyler. Uzayda hareket eylemsizlik ilkelerinin karşı güç olmayınca sonsuza kadar devam eder ilkesine uyarken, yerde hem yerin çekimine uğrayacak, hem de havanın direnci ile karşılaşacaktır. 1650 yılındaki eseri Syntagma da bunu ve basıncın ustası Toricelli ile vakumun ustası Pascal’den önce bu bilimsel gerçekleri tartışıverir. Tek sorunu bunları görmesi ancak yorumlarını yanlış yapmasıdır ustamızın.

İşte Toricelli ile Pascal’ı büyüten bu yorumları doğru yapmış olmalarıdır.

Kimin aklına gelirdi tepemizdeki havanın koskoca dünyayı sıkıştırdığı? Deli diye dalga geçerlerdi adamla vallahi. Sonra o nerdeyse ağırlığı dahi olmayan havanın bir damlasının neler yapabildiğini gördü bu ustalar. İşte bu nokta hidrostatik biliminin başlangıç noktasıdır. Basit ve kolay da değildir hani. Elinize hiçbir kaçağı olmayan bir hava torbası, mesela iyi şişmemiş bir balon alıp dağların tepelerin üstlerine çıkın. Birdenbire torbanın ya da balonun şişmiş olacağını göreceksiniz. Siz bunu yorumlarken insan aklının şaşkınlığına yenik düşüp önce torbadaki hava şişti diyeceksiniz. Halbuki torbayı sıkıştıran atmosferik basınç düşmüştür. Bizi bunca bilgi ile yanıltan bu olgu yarım yamalak bilgileri olan o zamanın fizikçilerini haydi haydi yanıltır. Hele bir de havanın genleşebileceği olgusu daha yerli yerine oturmamışsa…

Gassendi bunların hepsini görmüş, ölçmüş, deneylemiş ancak bilim adamı olmaktan ziyade filozof, çığırtkan olmaktan çok efendi olmak onun bu onurları taşımasını engellemiştir.

Son bir iyiliği daha vardır Gassendi Efendinin. Atomculuğun da Lucretius ve Epikuros’tan sonra tekrar bilime geri dönüş yapması için canla başla çalışmıştır. Üstelik Descartes gibi atomları ve boşluğu reddeden bir bilim adamına rağmen. Gerçi o da bir sürü falsosunu görüp sonunda cisimcik diye kendine göre bir partiküler anlayış sokuşturmaya çalışmıştır ya.

Devam ederiz elbet.

Evet gerçekten nihayet atom da işin içerisine karışabilmiştir. Gassendi’yi bu atomculuk konusunda etkileyenler arasına Demokritos’u da oturtmak gerekir. Zaten felsefede atomculuk kuramını yerleştiren de bu hazrettir.

Herneyse…

Modern bilim Gassendi’nin tek tek elleştiği ama bir türlü birleştiremediği atomculuk ile Galileo ve Descartes elinde şekillenmiş Platon matematiğini bir araya getirmiş ve bu sentez, fiziğin dev adımlarına neden olmuştur.

 

 

 

 

 

Felsefe

SS FELSEFE 49

Bilim tarihine SS’ile seyreltik bakış 49

 

Galileo bir Aristoteles karşıtıdır. Şeylerin çeşitliliğinin verdiği çılgınca sevince hiç katılmaz. O Platon’a çok daha yakındır. Gerçeği geometrik olana indirger. Hayran olunabilir halden alıp ölçülebilir hale getirir evreni. Aristoteles mezarında ters dönmüştür vallahi.

 

Gelelim Galileo Galilei (1564-1642) hazretlerine.

 

Bu arada, Ay’ın bu çizimi de Galileo’dan

 


İşte bu adam bilimin devrimcisidir. Bir katildir.
Theoria‘nın, vita contemplativa‘nın katili yani yaşamın en yüksek biçimi olarak görülen her şeyin katili, ancak vita activa yani etkin yaşamın ise yaratıcısıdır.


İzlemeyi, dinlemeyi, resmetmeyi ve de bulguları hakkında üfürmeyi bırakıp doğayı ellemeyi ona egemen olmayı hedefleyen adamdır Galileo. Onunla başlayıp Descartes ile olgunlaşan bilim düşüncenin doğaya hakimiyeti ve uygulanışı olarak görülebilir. Teorisyenler ilk defa masadan kalkmış, oyuna katılmış ve üretimdekilere işlerini nasıl yapacaklarını öğretmeye başlamışlardır.

Ne bilsinler sonunda bu bilgilerin daha uzağa atan top, daha çok adam öldüren bomba oluşumuna kullanılacağını.

Galileo bir Aristoteles karşıtıdır. Şeylerin çeşitliliğinin verdiği çılgınca sevince hiç katılmaz. O Platon’a çok daha yakındır. Gerçeği geometrik olana indirger. Evreni geometrikleştirir. Hayran olunabilir halden alıp ölçülebilir hale getirir evreni. Hele dinamik, hele dinamik.

Aristoteles mezarında ters dönmüştür vallahi. Aristoteles der ki;

‘’Yer dünyanın merkezindedir. Ağır olduğu için merkezde bulunması gerekir. Cisimler ağırlıkları gereği bu merkeze doğru giderler. Bu gidiş cisimlerin yapıları gereğidir, onları birşey çektiğinden dolayı değil.
Hareket eden bir cisim onu hareket ettiren olguyu da beraberinde taşır. Hareket ettiren olgu bitince hareket de biter.'’

Aristo uzaktan etkimeyi kabul etmez. Her hareket aktarımı için dokunma gerekir. Yani hareket eden ya itilecektir ya çekilecektir. Bu hatayı nasıl yapmıştır bilinmez. Hiç gülle atan adama da mı bakmamıştır Aristoteles? Gülle atan güllenin peşinden gülleye yapışık mı koşmaktadır? Burada Aristo cambazlık yapar. Havanın veya suyun yani cismin içinde bulunduğu ortamın teması devam ettirdiğini söyler. Ne demektir bu? Boşlukta hiçbir hareket olmaz demektir. Eh boşluğu bilmezseniz bu hataya da çok kolay düşersiniz tabii ki.

Bu felsefenin tümüyle yanlış olmasının dışında hiçbir kusurunun olmaması da doğrusu pek eğlencelidir.

Aristoteles contra naturam possit esse perpetuum - doğaya karşı hiçbir şey sürekli olamaz felsefesinin esiridir. Bu yüzden sürekli hareketi kabul edemez. Hareketin sürekli olabilmesi için kuvvet uygulanması yani zorlama gerekir. Bu ise düzensizliğe yol açar. Kozmos düzenlidir dolayısı ile sürekli bir zor uygulaması düşünülemez. Yani hareket özünde bir geçiş durumudur ve sonlanacaktır.

Bu yalın mantığa doğru gelen bir ifadedir ama eksiktir. Eğer duran bir şeye göre bir hareket var ise

doğrudur ama ya her şey zaten hareket halinde ise ne olacak?

 

 

Ottavio Leoni’nin (1578-1630)
fırçasından Galileo Galilei

Bu mantık elbet sürgit kabul edilemeyecektir. Ortaçağ Aristo fiziğinin karşısına impetus dinamiğini &fulltext=Ara">impetus dinamiğini koyar. Burada hareket ettiriciden hareket edene geçen bir özellik söz konusudur artık. Cismi devindiren güç devinim başlayınca devinen cismin gücü olur.

Eh bu mantık Aristo’nunkinden çok daha kolay açıklar kendi kendine hareket eden cisimleri.

Nerdeydik biz yahu? Hah hatırladım..

Galileo’da idik..

Peki Galileo ne yapmış kinetolojiye hizmette?

Devrim yapmış devrim… 

Eylemsizliği bulmuş. Yani;

Durgun bir cisme herhangi bir güç etki etmedikçe o cisim sonsuza kadar durgun kalır. Hareket eden bir cisme de dışarıdan bir başka güç etki etmedikçe o cisim de sonsuza kadar hareket eder.

Ignoratu motu ignoratur natura - Devinim bilinmedi mi doğa da bilinemez.

Çağcıl fizik doğumunu Galileo’ya yaptırdıysa ölümünü de Einstein’a becertmiş gözükmektedir. Uzun ve sürükleyici bir macera filmi gibidir bu öykü. Bu fizik yerde ne bulduysa inanın gökte ondan fazlasını bulmuştur. Hâlâ da şekilsiz bir dehanın elinde inanılmazı aramaya devam etmektedir. Etmektedir dedik ama artık buna çağcıl fizik demenin de anlamı kalmamıştır. Fizik ötesi daha aydınlatıcı ve ayırt edici tanım olsa gerek.


Biz gene eskiye dönelim.

Bilim ilginç bir keşfe hatta işin enteresan tarafı ilginç ama yanlış bir keşife borçludur tüm gelişimini. Boyutlar küçülünce fizik fizik olmaktan çıkar partikül fiziği haline girer. Adını da Kuantum Mekaniği filan koyarlar. Neyse biz bildiğimizi okuyalım. Newton düşünsün keşfettiklerinin bir halta yaramadığını partikül fiziğinde.

Çağcıl fizik Copernicus’un, Tycho Brahe’nin, Kepler’in, Galileo’nun, Descartes’in ve nihayet Newton’un elinde Kozmosun bütünü oluşturan parçaların yani Gök ile Yer’in farklı yasalara bağlı oldukları düşüncesini paramparça eder. Evren öğretisinin tek yasası olduğunu betimler ve Yer Fiziği ile Gök Fiziğini başgöz eder bu üç beş haddini bilmez ama fiziği bilir adam.

Hay Allah nerden aklıma geldi şimdi. Kadınlar bu arada çamaşır yıkayıp yemek pişirmektedirler.

Ne güzel günlermiş.

Biz aslında Galileo eylemsizlik yasasını bulmuştur dedik ama galiba biraz haksızlık ettik. Bu yasayı açıkça dile getiren Descartes’dir. Galileo ise tüm mekaniğini bu yasanın üstüne kurmuş ancak açık açık yazıya dökmemiştir. Descartes’ı öldür ama hakkını ver.

Galileo’nun yarattığı sonsuz evren kavramından daha da ileri sonuçlara gitmesini engelleyen tek şeyi herkes bilir. Korkmuştur. Kendi bulduklarından ve Copernicus’a verdiği destekten korkmuştur hazret. Korkmuş ve bilime ihanet etmiştir. Fısıldayıp ‘’Gene de dünya dönüyor'’ demek onu bu ayıbından kurtarmaz.

Bugün neredeyse ilkokul seviyesinde çocuğa son derece anlaşılır gelen basit fizik kaidelerinin o günlerde bu kadar büyük kafalarda bile zor şekillenmesi de sizi çokça yanıltmasın. Rakip o kadar büyük ve anlaşılır bir rakipti ki. Aristoteles fiziği gücünü görülebilen ve ellenebilenden aldığı için ipinin ucunu eylemsizlik ilkesinin çektiği bu çağcıl fizik her dakika dayak yiyordu. Aristoteles fiziği matematiksel şekillenmeyi niteliği ve devinimi açıklayamayacağından ötürü alakalandırmaz. Hatta reddeder. Sonlu ve düzenli bir Kozmosun somut uzayını geometrinin sonsuz uzayı ile bağdaştıramaz. İnsanı ise hep sonlu  ve somut şeyler çeker. Hala elle tutmadığına gözle görmediğine inanamaz insanoğlu.

Elini değince çarpmasa elektriğe bile inanamayacaktır ya. Bu da o hesap. İnsanoğlu ve de daha önemlisi kiliseoğlu Aristo’yu tercih eder. İtirazlar o kadar güçlüdür ki..

Madem dünya dönüyor o zaman dünyanın büyüklüğünü ve dönüş hızını hesap ettiğinizde öyle büyük bir merkezkaç kuvveti ile karşılaşırsınız ki üzerindeki bütün cisimleri uzaklara atar bu kuvvet.
Bu biiiiirrr.

Madem dünya dönüyor o zaman havaya kalkan kuşlar, bulutlar, yukarıya attığınız taş daha neler neler, bunların hepsi dünyanın dönüş istikametinin gerisinde kalırlar.
Bu da ikiiiiiiiii.

Kim itiraz edebilir ki bunlara. Bir kulenin tepesinden bir taş bırakırsanız dönen dünyada bu taş kulenin dibine tövbe düşmez o zaman, dedi Aristocular.

Şimdi kim şuna karşı çıkabilir? Dünyanın dönüş istikameti yönünde attığınız bir top atışı ile aynı miktarda barut kullanarak ters yönde attığınız gülle aynı mesafeyi katedebilir miydi dünya dönse?

Copernicus bir miktar çuvallar bu soru karşısında. Kekeleye kekeleye havaya atılan cisimlerin Yer’in devinimine katıldıklarını söyler. Yer’in devinimi ortak olduğundan, sadece cisme verilen yeni devinim hesaba katılmalıdır. Böylece ilk salvo savuşturulur. Allah’tan Kepler yetişir imdada. Tüm Yer’den bağımsızlaşan cisimlerin yere bir güç ile bağlandıklarını söyler.

K adreslerim, Bingoooooo.

Newton’a gün doğdu. Yerçekimini bulmaya ramak kaldı işte. Kardeslerim. dikkat ediyor musunuz, hiç kimse “ben bunu buldum” diye şıppadanak ortaya çıkamıyor. Herşeyin bir evveliyatı, yani bir kuluçka dönemi var.