Felsefe · FELSEFE Serisi

FELSEFE SS – 21

 

“Tanrı’nın yüceliğini kabul etmek bir işe yaramaz, siz asıl ona ait erişim sistemine itibar edin. Basit benzetme ile PC’nize değil Windows2000’ininize tapın… Bu ekolün (Yeni Platonculuk) esas oğlanı Plotinos. Tanrı’yı mükemmelleştirmede yoğun ve üst düzey çabası var. Bir çok dini terimin de ilk koyucusu Plotinos.” Yeni Platonculuk Gizem insanı en çok çeken ve düşündüren şeylerin başında gelir. Felsefenin başlangıcından Yeni Platonculuğu başlattığını kabul edebileceğimiz Ammonius Saccas’a kadar zaman zaman bilime ve gerçek bilgiye odaklanan, zaman zaman doğayı gündemine alan ancak genelde hep ahlak üzerine yoğunlaşan felsefik sistem sonunda kendisini besleyen demokratik sistemlerin de çökmesi ile beraber günün moda düşüncesine kapılır.Erken Hıristiyanlık dönemi ufak ufak esmeye başlamıştır. Yahudilik ise zaten zaman zaman Yunan felsefesinin içine sızmış ve özellikle İ.Ö. 150 yıllarında Aristobulos ile Eski Ahit ile Yunan Felsefesindeki uyum araştırılmaya başlanmıştır. Yahudiler de boş durmaz ve İskenderiyeli Yahudi Filon özellikle Platon ve Stoacılığı Kutsal Kitaba göre yorumlar. Artık şu Tanrı ve Tanrılar kavramlarının da ciddi biçimde sorgulanma zamanı gelmiş gözükmektedir.Burada Filon ilk düsturları koyar ortaya.Tanrı mutlak olarak üstün bir varlıktır. Bilgiden, erdemden ve en yüksek iyilikten daha yüksek olan Tanrı’yı söz ile ne kavrayabiliriz ne tanımlayabiliriz. Onun olduğunu biliriz, ne olduğunu değil.İnsan böyle bir Tanrı karşısında düşünerek kendisindeki kötülükten kurtulmalı, tutkularını ve tensel isteklerini yoketmelidir. Ama bunu yardımsız yapamayız. Bunu yapabilmek için çok güçsüzüz, çok günahkârız ve yardıma, yani tanrısal yardıma ihtiyaç duyarız.Bu düşünceler sonunda Yeni – Platonculuk olarak tanımlayacağımız, temelini Eski Yunan felsefesinin oluşturduğu ancak dinsel ögelerin başı çektiği yepyeni bir felsefeye yol açtı.Platon’un sistemi güzel bir çerçeve oluşturmuştu. Tanrı herşeyin kaynağı ve sonudur. Herşey ondan gelir ve ona döner. Buraya kadar herşey mükemmel. Bir yaratıcının üstünlüğünü kabul etmek ve amaç olarak onun isteğini öne sürmek birçok açıklamanın basitleşmesine yettiği gibi karanlık şeylerinde fazla zorlanmadan açıklanmasını sağlıyor. Ancak birşey unutuldu.Din evrenin yürek atışıdır.Yani Tanrı’nın yüceliğini kabul etmek bir işe yaramaz, siz asıl ona ait erişim sistemine itibar edin. Basit benzetme ile PC’nize değil Windows2000’ininize tapın.Bu ekolün esas oğlanı Plotinos. Tanrı’yı mükemmelleştirmede yoğun ve üst düzey çabası var. Bir çok dini terimin de ilk koyucusu Plotinos. Tanrı her şeyi kapsayan ‘Bir’dir. Mutlak olarak birdir ve tüm çoğulluk ve türlülüğü dışarda bırakması anlamında birdir. Öyle üstündür ki onu tanımlamaya çabalamak için her sarf ettiğimiz güzel şey ancak O’nu sınırlandırır. Ona söylenebilecek her şey eksiktir. Bu düşüncedir ki Müslümanlık 99 isim ile tanımlaya çalışmış ama yetinmemiştir. Onun ne olduğunu değil ancak ne olmadığını tarif edebilir biz aciz insanlar. Tanrı’nın ne istediğini söylemeye çalışmak onun düşündüğünü ve istediğini sınırlamak dolayısı ile onun bağımsızlığını çalmaktır.Burada dinden biraz ayrılır Yeni-Platonculuk. “Dünya Tanrı’dan gelmiştir ama Tanrı tarafından yaratılmamıştır” derler. Nedeni de basit. Dünya eksiktir, karmaşadır, güçsüzdür. Tanrı’ya böyle bir şey yaratmak yakışmaz.Basit açıklamalar ve örnekler ile geçiştirildi bu bölüm. Dünya Tanrı’ya bağımlıdır ama Tanrı dünyaya bağımlı değildir dediler. “Güneşten uzaklaştıkça karanlıklaşırız” dediler. “Yaradandan uzaklaştıkça eksiksizlikten eksikliliğe düşülür” dediler. Ama hep yarım yamalak dediler.Sonunda bu yaradılışı üç evreye bölmeye karar verdiler. Zeka, ruh ve madde evreleri. Zeka tanrısal idi. Yani düşüncelerin düşüncesi vardı önce. Bu düşünceler saf kozmosa dönüştü. Her tikel şeylerin çokluğu kadar tanrısal idea vardı. Bu idealar arı düşünce halinde idiler. Yani herşey ortaya çıkmadan önce sanki düşünceden modelleri mevcuttu. Sonra ikinci evre olan ruh düşünceden ilerleyerek ortaya çıktı. Ruh ister istemez düşünceden daha eksikli idi. Çünkü güneşten biraz uzaklaşılmıştı. Düşünce duyulamaz ve anlaşılamazken ruh duyulur ve anlaşılır olmuştu. Son evrede ruh amaçlanana yani maddeye dönüştü, tabii biraz daha eksilerek. Madde ile kötülük başlar, o Tanrı’dan en uzak olanıdır. Tanrı’ya benzemez ve karanlıktır. Ancak ölünce ruh olur ve Tanrı’ya geri dönüş bileti kesilir maddenin.Hedef tabii ki tekrar Tanrı’ya ulaşmaktır. Bunun içinde kötülük daha maddedeyken yok edilmeye başlanmalıdır. Peki nasıl? Önce ölçülülük ama bu yeterli değil. Tensellikten arınmak bedenin kirletilmesini engellemek (katarsis) lazım.Bu size Katolik papazlarının ve rahibelerinin münzevi yaşam nedenlerini açıkladı mı acep?Çok önemli bir nokta daha var. Kuram kılgıya üstündür. Yani bildiğimiz terimleri ile teori pratiği döver. Önce kuramsal düşünceye tapacaksınız demek bu. Buraya da dikkatinizi çekelim. Üç örnek vereyim ve teoriye nasıl taptıklarını siz ırgalayın. Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Marksizm. Bunlardan Hıristiyanlık mensuplarının kaydettiği aşamalar sonucu teorik etkinliğini nerdeyse tamamen kaybetmiştir. Müslümanlık dinin anlaşılmazlığına ihtiyacına binaen hâlâ teorinin üstünlüğünü sıkı sıkıya korumaktadır. Marksizm ise pratiğini yaban ellerde kaybettiğinden üç beş aymazın elinde teoriye oyuncak kalmıştır bile.Darısı İslamın başına.Size garip bir şey söyleyerek bitireyim Yeni Platonculuğu. Bu felsefenin ağababası, herşeyi, canı ciğeri Plotinos çoktanrıcılığı reddetmez. “Tanrılar da Tanrı’nın belirişleridir” der çıkar işin içinden. Sonraki filozoflar ise bu tür boş inançları iyice abartıp Hıristiyanlıkla kavga bile ederler.Sonunda İ.S. 529 yılında İmparator Justinianus bir buyruk ile yasaklar bu felsefeyi ve Atina’daki okulu da kapatır. Artık dinden para kazanma zamanı gelmiştir. * * * İnsan yaşamında ve devlet yaşamında olduğu gibi felsefe tarihinde de zaman zaman sevimsiz dönemler başlar. Buna kimi zaman hiçbir şey yapılmaması kimi zaman da yapılmaması gereken şeylerin yapılması neden olur.Her iki şartta da durum genelde katastrofiktir.Felsefede Eski Yunan’ın çökmesi ve Roma’nın hakimiyeti ile böyle bir felakete yelken açar. Koskoca yüzyıllar boyunca iki tane adı yazılası insan vardır.Marcus Tullius Cicero ve Lucius Annaeus SenecaHer ikisi de biraz oradan biraz buradan aşırdıkları felsefik sistemler getirmekten de ileri gidemezler. Yapıtları da felsefik açıdan değil Roma dili açısından bir miktar değer taşır.Bu bölüm durağanlık, üretimsizlik ile felsefeye ceza kesilmesi, ancak bu o kadar önemli değil. Esas felaket hızla gelişen Hıristiyanlık ve onun peşine en az onun kadar aklıevvelden yoksun niyetleri ile takılan Müslümanlığın felsefeye bulaşmaları ile oluşur.Bakın Kartacalı Tartulianus ne diyor;”Credo gui absurdum est.” Yani ”Akla aykırı olduğu için inanıyorum.”Buraya nerden varıldı, az ona bakalım. Roma İmparatorluğu bildiğiniz üzere önce ikiye ayrıldı. Sonra Doğu Roma İmparatorluğu Yunan çoğunluğun da baskısı ile adını Bizans yaparak tamamen koptuğunu gösterdi. Batı Roma İmparatorluğu ise yaptığı birkaç reform ile ömrünü İ.S. 476 yılına kadar uzattıktan sonra kuzeyden gelen Vandallar tarafından yıkıldı. İşte bu tarihler İlkçağın bitip Ortaçağın (Medium Aerium) başladığı günler. Ortaçağ tam bir felaket dönemi ama bu felaket sadece Avrupa için geçerli yani Ortaçağ aslında Avrupa’nın Ortaçağı. Bu çağda Avrupa hemen herşeyde perişan oldu. Bilimsel gelişme durdu, teknoloji bırakın ilerlemeyi geriledi, merkezi otorite silinip feodal beylikler dönemi başladı, ticaret durdu, güvenlik kalmadı ve insanlar yüksek yerlere yaptıkları şatolara sığındı can karşılığında kendilerini bu şatoların sahiplerine satarak, engizisyon başladı ve daha neler neler.Peki niye?Din başladı. Hıristiyanlık başladı. Başlamak ile kalmadı Müslümanlık da onu takip etti. Tüm değerler dinin o değeri kabul edişine göre yargılanır oldu. Hıristiyanlar Müslümanlar ile Yahudileri, Müslümanlar ise Hıristiyanlar ile Yahudileri cezalandırır oldular.Kafirlik dönemi başladı kısacası.O neden o?Para desem, güç desem, iktidar desem yeter mi?Hıristiyanlık icat edilmiş tüm dinlerin içinde en karaktersiz olanı ve en insana düşman ögeler taşıyanıdır. Buna tek neden ise ruhban sınıfının varlığıdır. Din doğrudan para ile ilintilidir. Din adamı olmak para kazanmanın yoludur. Ortaçağın en çok söylenen sözü şöyledir;”Tanrının evi üç kısımdır. Bazıları çalışır, bazıları savaşır, bazıları da dua eder.”Bu özellikler hem ruhban sınıfınca hem de onlarla koyu bir işbirliği içine giren derebeylerince kullanıldı.Avrupalı sosyologlar da tarihçiler de bu çağa sanki hiç yaşanmamış gibi bakmayı seçtiler bir dönem. Sonunda Keller’in önceliğinde yargılama başladı ve tabii ki bu yargılama kurtuluşu da beraberinde getirdi… Haftaya: Renaissance, yani Yeniden Doğuş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*