MaviDalga'yi Buyutenlerle

2010’un beslenme trendleri

 

Yeni yılın sağlık falında neler var? Neler in, neler out? Gelecek yıl hangi konuları daha çok konuşacak, hangilerini eskimiş trendler çöplüğüne atacağız.

2010’un beslenme trendlerini merak ediyorsanız lütfen bu yazıyı daha dikkatli okuyun! 2009’un beslenme yönünden nasıl geçtiğine gelince: Beslenme yönünden 2009’u ben yanlışlarımızı daha iyi anladığımız bir yıl olarak değerlendiriyor, yiyip içtiklerimizin sağlığımızı ne denli çok etkilediğini öğrendiğimiz bir yıl olarak düşünüyorum. Özellikle bu yılın son yarısına damgasını vuran domuz gribi salgını “Bir musibet bin nasihatten iyidir” dercesine bize bağışıklık gücüyle beslenme arasındaki ilişkiyi öğretmesi nedeniyle de önemli bir kazanım oldu. Artık şunu hepimizin bilmesi lazım: Ne yiyip içtiğiniz hem sağlığınızı bozabileceği, hem de sizi belli sağlık sorunlarından koruyabileceği için önemlidir. Hayatımıza gittikçe daha çok suni nitelikler ekleniyor, yaşam giderek sentetikleşiyor. Yiyip içtiklerimiz bir taraftan sahip oldukları besin unsurlarını bir bir kaybederken, diğer taraftan hızla kirleniyor. Bu gelişmenin tabii neticesi olarak da her alanda olduğu gibi beslenme alanında da doğallık ön plana çıkıyor. “2009’a damga vuran neydi?” derseniz yanıtım “Besin kirlenmesi” olur! 2010’un sağlık trendlerini ise yarın Hürriyet’te yazmaya çalışacağım.

Coenzym Q10 ve probiyotikler
Besin destekleri arasında omega-3 yağ asitleri, probiyotik bakteri tablet ve kapsülleri, CoQ10 ürünleri ön plana çıkacak. Muhtemelen artık balıkyağı almak yerine omega-3 içeriği zengin EFA kapsüllerini alacağız. Passiflora özleri, valeryanlar bu yıl da gözde. Ginkgo biloba’ya güven gittikçe azalıyor. Ginkgo biloba özlerini kullananların önümüzdeki yıl bir hayli azalacağı düşünülüyor. Bağışıklık desteği bitkilere gelince: Ekinezyanın out, umklaobanın (pellergonium sidoides) in olacağı belirtiliyor. Güzelleştiren haplar ve eklem kıkırdağına destek veren tabletler (glukozamin-kondroidin) en çok tüketilen besin destekleri haline gelecek. E, C vitaminleri, folik asit, selenyum ve çinko out. Resveratrol ve pignegenol tabletlerinin yükselişi sürüyor.

Organik ve doğal besinler
Gelecek yılın besin trendleri arasında şunlar da var: Organik veya doğal üretilmiş besinler daha çok tercih edilecek. Özellikle sebze ve meyvelerdeki kimyasal kirlenme ve tehlikeler daha çok konuşulacak. Besin-kanserojen ilişkisi bu yıldan daha sık tartışılacak. Dışarıda yemek yerine ev yemekleri tercih edilecek. Davetlerde büyük şölenler yerine “Kendin getir kendin ye” gibi herkesin emeğini ve ev lezzetini birlikte paylaştığı sofralar ön plana çıkacak. Yeşil çay da moda olmaktan çıkıyor. Siyah ve yeşil çay arasında ciddi bir sağlık yararı farkının olmadığının anlaşılması, yeşil çaydaki lezzetsizlik sorununun bir türlü çözülememesi siyah çayı yine gözde hale getirecek. Anlaşılan ince belli Ajda bardaklar bu yıl ortalıkta daha sık görülecek. Temiz su tartışmaları bu yıl daha da alevlenecek. Şehir suyundan arıtılarak kazanılan sular yerine “mineral zengini, doğal, el değmeden şişelenmiş” lafına dikkat! Genetiğiyle oynanmış gıdalara karşı kararsızlık sürecek, eğer güvenilir bilimsel açıklamalar yapılmazsa bu GDO düşmanlığına dönüşecek.

Bağışıklık güçlendiren diyetler
Önümüzdeki yıl bağışıklık güçlendirici diyetler ön plana çıkacak. Özellikle domuz gribi tehlikesi bu yıl gözleri bağışıklık sistemine çevirince konu popüler hale geldi. Bağışıklığın beslenmeyle ilişkisinin öğrenilmesi 2009’un ikinci yarısında en çok konuşulan konu oldu. İşte bu nedenle önümüzdeki yıl probiyotik zengini besinler in olacak. Yani daha çok yoğurt yiyip kefir, ayran, boza içeceğiz. Daha çok sirke, nar ekşisi, turşu ve benzeri besinler tercih edeceğiz.

Şeker-un-nişasta
Kilo verme ve diyetler konusuna gelince… Düşük karbonhidratlı diyetler out, doğal beslenme in olacak. Mesela “taş devri diyeti” ön plana çıkacak. Sırası gelmişken yıllar önce yaptığım bir yanlışı düzeltmek ve beslenme konusunda son derece doğru yaklaşımları olan bir meslektaşımdan, Prof. Dr. Ahmet Aydın‘dan da geçmişteki dikkatsizliğim nedeniyle hoşgörü istemeliyim. Bir yerlerde okuduğum “taş devri diyeti”nin ne olduğunu doğru dürüst araştırmadan, her gün karşılaştığımız şarlatan-popüler diyetlerden biri sanıp “kötü diyetler” listesinin içine koymuştum. Sonradan bir kongrede karşılaştığım Ahmet Hoca bu hatamı hatırlatınca üzüldüm. Taş devri beslenme planının aslında doğru, doğal ve olması gereken beslenme planıyla ilişkili olduğunu -küçük bazı tereddütler dışında- söyleyebilirim. Prof. Dr. Ahmet Aydın’ı beslenme konusundaki görüşlerini yansıtan yeni kitabı “Taş Devri Diyeti/Hayy Kitap/2009” için de kutluyorum ve kitabı beslenme konusuna ilgi duyan herkese öneriyorum. Kısacası önümüzdeki yıl şekeri, unu, nişastası az, proteini yeterli, yağı dengeli, doğal, katkısız besinlerle yapılmış diyetler düşük karbonhidratlı diyetlerin yerini alacak.

Kuzu eti in dana eti out
Beslenme trendi oluşturanlara bakılırsa 2010’da daha az dana-inek eti yiyecek, daha sık kuzu eti tüketeceğiz. Bunun nedeni kuzu etinin kimyasal kirlenmeye daha az maruz kaldığının düşünülmesi. Çiftliklerde yetiştirilen hayvanların daha çok büyükbaş besi hayvanları olması, kuzu-koyun üretiminin daha doğal bulunması bu seçimin başlıca sebebi. Ayrıca önümüzdeki yıl şekeri azaltma, beyaz un ve nişastalı yiyeceklerden uzak durma yılı olacak. Çünkü beslenme uzmanlarının şeker-un-nişasta üçlüsünün kilo fazlalığının temel suçluları olduğundan hiç kuşkusu kalmadı.

E ve C vitamini
Şifalı besinler önümüzdeki yıl daha da çok yenecek. İçine probiyotik bakteriler eklenmiş yoğurtlar, fitosteroller eklenmiş ayranlar ve yağlar, A, D, C, folik asit gibi vitaminler eklenmiş meyve suları daha çok kullanılacak. Hepimiz yiyip içerek bağışıklık sistemimizi, antioksidan savunmamızı veya kemiklerimizi daha çok güçlendirmenin, kolesterolümüzü doğal yoldan düşürmenin yollarını arayacağız. Bu da fonksiyonel besinlerin kullanımını artıracak.

Prof.Dr. Osman MUFTUOGLU

27/Aralik/2009

HURRIYET

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*