Sağlıklı Yaşam Önerileri

 

BAŞARILI  ve  KÂMİL  İNSAN

Bir insanın kısacık ömründe, (†) başarılı ve mutlu bir hayat sürdürebilmesi için bir dizi ‘sağlık’ kurallarına ve önerilerine kulak vermesi gerekir. Bu ‘sağlık’ önerileri üç kategoride toplanabilir :

1) Fiziksel sağlık   2) Ruhsal sağlık    3) Ekonomik sağlık.

1)                Fiziksel Sağlık için Öneriler

·                           Kilo ve boy oranı doktorların önerdiği sağlıklı sınırlar içinde tutulmalı, hiçbir

dönemde bu sınırların aşılmasına izin verilmemelidir.

Üç ‘beyaz’ın (yağ, un, şeker) tüketilmesi sıfıra yakın bir minimuma indirilmelidir.

Şekerli ve / veya unlu tatlılar menüden hayat boyu çıkartılmalıdır.

Sakatat yemek kesinlikle yasak olmalıdır.

Et yerine ‘ot’ (yeşil sebze ve meyve) tüketilmeli ve et yemekleri mümkün olduğu

kadar azaltılarak ‘vejeteryen’ yiyecekler tercih edilmelidir.

Yağ içeriği bol, tavada kızartılmış, özellikle ‘fast food’ tipi yiyeceklerden uzak

durmalıdır. Bitkisel yağ tüketimi bile çok az bir miktara indirilmelidir.

Sofra’dan ‘aç’ kalkmalı, tıka basa yemek alışkanlığı terk edilmelidir. ‘Yarım elma,

gönül alma’ atasözü gibi, ‘İki elma öğün olma’ diye bir öğüdü benimsemelidir.

                                 Kandaki yağ (kolestrol) ve şeker miktarları, genç yaşlardan itibaren periyodik olarak

kontrol edilmeli ve izin verilen sınırlar aşılmamalıdır.

·                                 Katkı malzemesi (kanserojen) olan içecek ve yiyeceklerden uzak durulmalıdır.

·Periyodik vücut eksersizleri yaparak, adalelerin zindeliği en üst düzeyde tutulmalıdır.

·                                 Günlük yaşamda üç sekiz kuralı (8 saat uyku, 8 saat iş, 8 saat istirahat – eğlence)

ciddiyetle ve samimiyetle uygulanmalıdır. Uykunuzda deliksiz, işinizde üretken  ‘eğlencenizde’ geleceğe dönük (!) yatırımlı olmalısınız.

·                                Cinsel sağlığa önem verilmelidir (!).

(†)   The life is a piece of paper white !

                   Where on each one of us

       May write a word or two,

       Then comes night !

                                    Thomas Carlyle (1795 – 1881)

Sağlıklı Yaşam Önerileri No: 2

2)                Ruhsal Sağlık İçin Öneriler

Bir insanın ruhsal sağlığına kavuşabilmesi ve onu koruyabilmesi için, yaşantısını ve davranışlarını belli kriterlerin, doğruların ve insanı başarıya ulaştırmada denenmiş önerilerin ve değer yargılarının doğrultusunda geliştirmelidir. Bu doğrulardan, değer yargılarından ve kriterlerden birçoğu gruplara ayrılarak, ilişik sayfalarda 6 (Altı) Grup halinde özetlenmiştir.

Bu gruplarda verilen değer yargılarına titizlikle riayet edilmelidir.

Sağlıklı Yaşam Önerileri  No: 3

3) Ekonomik  Sağlık  için  Öneriler

  • Görüşler ve Düşünceler Bölümünde yer alan No: 2  “Başarılı ve Kamil İnsan, Çalışmak ve Zenginlik” başlıklı makaleyi çok dikkatli okuyup eksiksiz uygulamaya geçmelidir.
  • Günlük yaşam stili için genel olarak benimsenmiş üç sekiz kuralında, ‘hızlı başarı’ için S. Tezcan’ın revizyon önerisine (18 / 12 / 2009, saat 13: 00 – 14: 00 arası sohbet) kulak vermeli ve bazı sapmalar olabilirse de, bu revizyon önerisine mümkün olduğu kadar ayak uydurmalıdır.
  • Toplum için, insanlık için yararlı olacak, nisbeten daha önce yurt içinde ve yurt dışında çalışılmamış, yapılmamış ve aynı zamanda keyifle sürdürebileceğiniz bir işi veya konuyu seçmelisiniz.
  • Kendinize bir hedef, bir yol seçtikten sonra, bıkmadan, sıkılmadan, ısrarla ve sabırla o hedefe doğru ilerlemelisiniz. Maymun iştahlılar ve hayatta zig zag yapanlar başarılı olamazlar.
  • Hangi işi veya konuyu seçmiş olursanız olun, onu en iyi, en mükemmel, en beğenilir ve en yararlı biçimde icra etmeyi hedef almalısınız. Kısaca, mesleğinizde sivrilmelisiniz.
  • Fiziksel ve Ruhsal sağlıklı yaşam önerilerine sıkı sıkıya riayet ederseniz, başarılı değil ‘üstün’ başarılı bir hayat sürmemeniz ve ‘Ekonomik sağlıklı’ olmamanız için hiçbir neden kalmaz !

Değer Yargıları Grup No: 1

BAŞARILI  İNSAN  OLMAK  İÇİN

Burada verilen 15 adet özenle seçilmiş değer yargıları ve insanın hayatta amaç edineceği nitelikler “Hayat Felsefesinin Temel Unsurları”S. Tezcan, 1982, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları No: 1’den alınmıştır. 

        1. İnsan  sevgisi

        İnsan sevgisi çok kutsal, çok kıymetli ve hudutsuzdur. Hayata verilen önem çok büyüktür. İnsanlarda birlik, refah ve mutluluk esas alınır.

          2. Ahenk ve harmoni

        İnsan iç dünyasında ahenk ve harmoniyi tercih eder. Çabalarında, bunalıma, kırgınlığa ve bölünmeye gidecek yolları terk eder.

        3. Hırsların kontrolü

        Başarılı olmaya çalışan bir insan kendi kendini eğiterek iç dünyasında arzuları ile yetenekleri arasında bir denge kurar. Servet hırsı, şöhret hırsı ve şehvet hırsının esiri olmadan, davranışlarını kontrol eder. İhtiraslarını ve bütün sivri özelliklerini törpüler ve kendini mükemmelleştirir.

4.  Başkalarının mutluluğu

        Kendi üzerinde uyguladığı bu prensipleri insan dış âleme de uygular, başkalarını müsamaha ile karşılar. Ancak, doğru bildiği fikir ve davranışlardan taviz vermez. Başarılı insan başkalarının mutluluğu için çalışır ve topluma yararlı bir unsur olur.

        5.  Kendini kontrol

        Başarılı insan, bir sarkacın salıntısı gibi davranışları içinde, bazen sapmalar yapabilirse de, bir sarkaç nasıl her seferinde düşey durumdan yani, sapmasız, hatasız durumdan geçerse başarılı insan da her zaman kendini kontrol eder ve hatalarından, kusurlarından temizlenir. Bir şakul gibi doğru ve hatasız olur. Bu amaca erişebilmek için, evrensel amaç teorisinde olduğu gibi, insan hergün belirli bir süre tefekkür dünyasına dalar ve yalnızlık içinde iç dünyasının muhasebesini yapar.

        6.  İyi insan

        Başarılı insanın davranışları hiçbir zaman koyu din taassubunun tahakkümü altında değildir. Yahudi, Hıristiyan veya Müslüman olsun başarılı ve iyi  bir insan, tezatları bünyesinden atmış, kalbinde ve kafasında temizliğe ve sadeliğe erişmiş, gönlü insan sevgisi ile dolu ve kâinatın sevgi mabedine inanan bir kimsedir.

        Dolayısı ile, “En iyi insan her zaman en iyi bir Müslüman, en iyi Yahudi veya en iyi bir Hıristiyan’dır!” demek yanlış olmaz

7. Manevi değerler

        İnsanlar arasında dine göre ayırım bahis konusu değildir. Dinler insanı öğretilerine esas konu olarak alırlar. Başarılı bir insanın kafa yapısında insan sevgisi esastır. İnsan, Allah’ın yarattığı en üstün bir varlıktır. Fakat, insanın iç dünyasında başka çeşit yaratıklarda bulunabilecek olan her türlü nitelikler mevcut olabilir. Hile, riyakârlık, dalavera, acımasızlık, fesat, vefasızlık, hıyanet, kindarlık ve hatta vahşilik insanın iç dünyasında mevcut olabilecek ve üstesinden gelinmesi gereken çeşitli özelliklerden bazılarıdır.

Dinler, işte bu kötü özellikleri yok etmek için ve hileyi doğruluğa, riyakârlığı samimiyete, dalaverayı gerçekçiliğe, acımasızlığı müsamahaya, fesadı birliğe, hıyaneti sadakate, kindarlığı bağışlayıcılığa, vahşeti şefkate çevirmek için bir değerler manzumesi oluşturur. Başarılı insan adayı da aynı şeyi amaçlar. Onun için maddi dünyanın önemi yoktur. İnsanlar manevi değerleri ile ölçülür. Hayatın manası kalmadığını ve bu nedenle hayatına son vereceğini kararlaştıran bir kimsenin başarılı insan kategorisinde yeri yoktur. Çünkü, başarılı insanın değer yargıları, bir insanı hayata sıkı sıkıya bağlayacak çok engin bir zenginliğe sahiptir.

        8.  Diğergamlık

        Davranışlarda egoizm (bencillik) yerine altruizm (diğergamlık) esastır. İnsan, kendisi için yapılması istenenleri başkalarına da uygular. Mağdurları korumak, iyilik etmek ve yardım yapmak gibi davranışları ile, bir insanın belirgin bazı amaçlara ulaşmak zevkini tatmin ettiğini iddia etmek ve dolayısıyla bu davranışları ile bir insanın egoist olduğu sonucuna varmak kabildir. Ancak, bu bir insancıl egoizmdir ve başarılı insanın idealine uygundur.

 

 

  

 

        9.  Yardımseverlik

 

        Başarılı olma yolunda yürüyen insan, ağlayan gözlere gülümseme vermesini, kişinin acılı ve ümitsiz günlerinde onun yanı başında olmasını bilir. Kendi tükenişi pahasına imkânlarını dostunun önüne usanmadan armağan edebilir. Başkasını mutlu kılma huzurunu ve zevkini ruhunda duyduğu zaman kendi de mutlu olur. Böyle bir insan yakınları ile olan görüş ayrılıklarını, sinirlenmeden, öfkelenmeden geçiştirip, karakter ve alışkanlık farkından doğan anlaşmazlıkları kavga etmeden yatıştırır.

Eleştiri ve isteklerde başkalarının duygularını ve düşüncelerine de değer vermeyi başarır. Zamanı çok kısıtlı olsa bile, başkalarının dertlerine deva olmaya vakit ayırır, kendisinden bir şeyler vererek zenginleştiğini hisseder, kendisini aşıp başkalarının dünyalarına girer.

          10. Tecrübeli ve bilgili

        Başarılı olma yolunda ilerleyen insanın amacı, hayatta tecrübe ve bilgi sahibi olmaktır. Sadece iyi insan, temiz insan ve akıllı insan olmak yeterli değildir. Çünkü, bir çoban da temiz, iyi kalpli ve akıllı olabilir. Ancak, bu özellikler, tecrübe ve bilgi ile hikmete dönüştüğü zaman ve başkalarını eğitmek ve topluma yararlı olmak için uygulamaya dönüştüğü zaman insan görevini yapmış sayılır. Başarılı insan, bilim ve teknolojinin en  son ve çağdaş olanaklarından yararlanmak için çaba sarf eder ve bu olanakları başkalarının hizmetine sunar.

11. Dost edinmek

        Dost edinmek, maddi ve manevi zenginlikleri dostları ile paylaşmak, almaktan çok vermek, başarılı olmayı amaç edinen bir insanın en büyük dünya zevkleri arasındadır. Başarılı insanın gönlünde maddi ve manevi varını dosta sunmanın sevinci ve huzuru ışıldar ve dostlarını bütün günah ve sevapları ile kabullenir. Çünkü, dostluk demek manevi imkânları, kültür ve ruh olgunluğunu bütünüyle kucaklamak demektir. Dostluk, yaşam sanatının özü, kendisinden fazla başkasını sevebilme kabiliyetidir. İnsanın hayatında gerçek dostu olması büyük bir mutluluktur. Başarılı insan gerçek dostlarının sayısı ile orantılı olarak zengindir.

        12. Kadınlara saygı

        Başarılı insan, hemcinslerine özellikle kadınlara karşı saygılıdır, onları korur. Başarılı insan, hemcinslerinin, doğal özelliklerindeki veya sosyal şartlarındaki zaaflarından yararlanıp onların onurlarını kıracak şereflerini düşürebilecek hareketlerden ve onları aldatacak davranışlardan kaçınır.

        13. Evlat yetiştirme

        Başarılı insan, yakınlarına ve özellikle evlatlarına karşı sevgi ve şefkat doludur. İnsan, yakınlarının ve evlatlarının kendisinden çekinmelerini sağlayacak kadar otoriter, sevgilerini azaltmayacak kadar ilgili, yardımsever ve şefkatli, saygınlıklarını yitirmeyecek kadar olgun ve ölçülü davranışlıdır. Maddeyi veya görüntüyü amaçlayan becerilerden çok, Başarılı insan evlatlarına iç dünyalarını ve gönüllerini zenginleştirecek sağlam ve iyi prensipler öğretir. Başarılı insan, evlâdına maharet yerine dürüstlük, zarafet yerine sevgi aşılar.

 

 

  

 

 

 

 

        14. Eser yaratma

        Başarılı insan olma yolunda yürüyen bir kimse yaşantısı boyunca, bir sanatkâr gibi ortaya bir eser çıkarmayı öngörür. Başarılı olmak isteyen insanın aklı, bilgi ve tecrübesi bir heykeltıraş gibi ortaya mükemmel bir insanlık mabedi çıkartmak için çaba sarf eder. Böylece, maddi varlıklara ve doğanın çeşitli olanaklarına sahip olan başarılı insan, aynı fiziki bünyesi içinde manevi yönden zenginleşmiş bir sevgi mabedi yaratır. Bir heykeltıraş gibi ortaya çıkaracağı eser, yapacağı tüm başarılı hizmetlerin ve görevlerin ötesinde, mükemmel bir kişilik sergileyen ‘kendisi’ olmalıdır.

        15. Ketumiyet

        Başarılı insan genellikle ketum olmalı ve susmasını bilmelidir. Başarılı insan gerçekten sükût notalarının bir senfonisidir. Başarılı insanın gönlünde inşa ettiği insanlık ve sevgi mabedi, sükût ve sükûn doludur. Ketumiyet sır saklamak anlamından çok, nerede neyi, ne miktar, ne zaman ve nasıl söylemesini bilmek sanatıdır.

Sonuç

        Görülüyor ki, başarılı insan olma sevdası, kaynağını ahlâktan ve insan sevgisinden alan bir idealdir. Esas olan ahlâk mefhumunu itibarilikten kurtarmak ve bütün insanları fazilet sahibi yaparak müşterek hayırlara bağlamaktır. Fazilet nisbi ve izafî değildir. Bütün insanlar aynı fazilet esaslarına bağlanmalıdır. Mezhep, ırk, milliyet ve medeniyet farkı gözetmeden bütün insanların aynı adalet nizamı içinde mütalaa edilmesini savunduğu için, başarının sırrı adil bir hukuk nizamı olarak tarif edilebilir. Başarılı insan bu ahlâk idealini fikir olarak bırakmaya tahammül edemez. Çünkü, ahlâk ideali fikrinin fiil haline gelmedikçe bir kıymet olmayacağına inanır.

        İnsanlık bu esaslar içinde, evvelâ fertleri başarılı insanlar olarak eğitmek ve geliştirmek ve sonra onlar vasıtasıyla, ruhun terbiyesini hedef alan ahlâki prensipleri halk kitlesine yaymak amacındadır. Ancak, ilim, akıl ve hikmet prensipleri batıl fikirleri, taassubu ve kötülükleri kaldırıp yerlerine açıklık, tolerans, sevgi, doğruluk, şefkat, iyilik ve yardım gibi insanî vasıfları koyabilir. İlim, akıl ve hikmet prensipleri insana ilerici ve reformcu hamleler yaptırtarak toplumları tekâmüle, sulh ve saadete götürür.              

İNSANLIĞA  HİZMET  ETMEK 

Dünyamızın orijinini, güneş sistemindeki yıldızları, galaksi’deki diğer güneş sistemlerini, gözle göremediğimiz diğer galaksilerin varlığını, velhasıl makro evrenin zaman, mekân ve geometrik boyutlar içindeki uçsuz bucaksızlığını düşünüp bu sonsuzluğun içinde nereden gelip nereye gittiğimizi hep araştırmışızdır.

İnsanoğlu bu sonsuzluğun içinde, elinden gelebilen tek şeyin, insanca yaşamak için çaba sarf etmekten, insan ve insanlığa hizmet etmekten öteye geçmediğini çabucak anlar.

Nedir bu insanca yaşamak ve insanlığa hizmet etmek tutkusu ?

·                     Olgunluğa ve hakikate erişmek arzusudur bu…

·                     Azim ve sebat olguları ile bezeli çalışkanlıktır bu…

·         Kalbimiz ile zekâmızın eseri sevgimizdir bu…

·                     Arkadaşlarımıza saygı ve onların güvenini kazanma duygusudur bu…

·                     Aklın, hikmetin ve kuvvetin gücü ile yol almaktır bu…

·                     Adaletli olmanın yoludur bu…

·                     Bilmediklerini öğrenmek, bildiklerini öğretmektir bu…

·                     Ketumiyet ile ağzı mühürlemek ama doğrunun yanında olmaktır bu…

·                     Şerefli olmanın ve şerefli kalmanın sırrıdır bu…

·                     Kendi güçsüzlüğünü yenmek, başkalarının haksızlığa uğramasını önlemek için cesur

olmaktır bu…

·                     Eylemde hür, düşüncede hür ve iyi ahlâklı olmaktır bu…

·                     İyilik yapınca, bir yaraya merhem olunca en büyük ferahlığı bulmaktır bu…

·                     Davranışlarında, sözlerinde ve ilişkilerinde samimi, dostluklarında ve sevgisinde

sadakatli olmaktır bu…

·                     Muhakemede uygunluk, duyguda ve eylemde dürüstlüktür bu…

·                     Tekâmüle erme yolunda durmadan çalışmak; sürekli dinamik kalmak yoludur bu…

·                     Bilimselliğin ışığında Tanrı’yı bulabilmektir bu…

İşte o zaman insanca yaşar, insan sevgisi ile dolu olur,  insanlığa hizmet etmiş başarılı biri oluruz!

YAP !  ve  YAPMA ! 

Başarılı insan modelinin amacı, insanlar arasında kardeşlik ve sevgi bağlarının kurulması, kişinin erdemliğe ve mükemmelliğe ulaşması, insanlığın özgürlük ve barış içinde gelişerek ilerlemesi ve hakikatin araştırılmasıdır. Kişinin bu amaçlara ulaşabilmesi için yapması ve yapmaması gereken birçok davranış biçimi vardır. Aşağıda, bu konuda yardımcı olabilmek üzere, çeşitli öğütlere yer verilmiştir.

1) ‘Yap’ öğütleri

·         İyi huylu ve erdemli olmanın meyvelerini topla,

·         Devamlı öğrenerek bilgilerini artır ve bu bilgileri yay,

·         24 saatini iyi kullan, vaktini boş geçirme, dolu dolu yaşa (3 x 8),

·         Hiç ölmeyecekmiş gibi çalış, yarın ölecekmiş gibi vicdanını huzurlu tut ve insanlığa hizmet et, yaşamanın sevincini tat,

·         Hırs ve heveslerini sınırlandır, elde edebildiklerin ile tatmin ol,

·         Sana iyilik ve yardım edenlere vefalı ol,

·         Hoşgörülü ve anlayışlı olmanın meyvelerini topla, yalnızca iyilikleri hatırla,

·         İhtiyaçlılara gösterişsiz yardım et, şefkatli ve cömert ol,

·         Su katılmamış samimiyet, dürüstlük ve adaletin zengin hazinesinden yararlan,

·         Yargı ve yorumlarında tarafsız olmanın vicdan huzurunu yaşa,

·         Dostluklara ve verilen sözlere sadık olmanın mükâfatını gör,

·         Kalbini temiz ve sevgiye açık tutmanın keyfini çıkar,

·         Eylemlerinde ihtiyatlı, çıkışlarında itidalli ol,

·         Zorluklar ve kötülükler karşısında sabırlı, metin ve cesur ol,

·         Hakaret gördüğünde tahammül et ve affet,

·         Kararlarında basîretli, akıllı ve sağduyulu ol,

·         Felâketli anlarda mütevekkil ol, kadere inan,

·         Gerçekçi ve doğrulardan yana olmanın sevincini yaşa,

·         Karşılıksız sevginin mimarı ol ve mucizesini tat,

·         Güzellik ve estetiğin arayıcısı ol,

·         Güler yüzlü olmanın, başkalarına ilgi göstermenin mutluluğunu gör,

·         Güçlü ve kuvvetli olmanın sorumluluğunu duy, alçak gönüllü ol,

·         Paylaşmanın zevkini ve zenginliğini tat,

           ( Bir yarımın, bütünden daha kıymetli olabildiğini hatırla !)

·         Başkalarının ve tecrübesizlerin zaaflarına iyimser gözle bak, düzeltmelerine yardımcı ol,

·         Bulunduğun toplum içinde uyumlu ve uyuşumlu ol,

·         Sıcak, ulaşılabilir ve aranır bir kişilik sergile,

·         Acı çekene onu yargılamadan yardım et,

·         Başkalarının sevinç ve kederini paylaş.

·         Tanrı ebedî, değişmez, eşsiz bir hikmet, yüce bir zekâ ve tükenmez bir sevgi’dir. O’na sevgi duy, itaat et ve aşkla bağlan! İmanın kudretini tat, insan hayatına mana, güzellik ve değer katan bu imanı, gizli bir hazine gibi, kalbinin derinliklerinde taşı ve hiç kimseye zorla aşılamamaya itina et!

·         İyilik yapmak sadece bir görev olduğu için değil, vicdan rahatlığı ruh sağlığı ve insanî bir zevk verdiği için, inancımızın  bir parçası olmalıdır. Senden nefret edene sen iyilik et! Ruh ölümsüzdür. Onu küçük düşürecek şeylerden vazgeç!

·         Kötülere ve kötülüklere karşı sürekli savaş ver, kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkalarına yapma ! Kaderine razı ol ve hakikatin ışığını daima yanık tut !

·         Anne ve babana saygılı ol ! Yaşlılara hürmet et ve onları koru ! Gençleri eğit ! Bebeği, çocuğu, iffetliyi ve masumu koru ve savun !

·         Çocuklarına ve ailene bağlı ol ! Ülkeni sev ve kanunlarına itaat et !

·         Samimi olmayan dostluklardan uzak dur ! Yermeyi hiç yapma, övgüde aşırılığa kaçma !

·         Hatıralarında ve vicdanında leke bırakacak söz ve davranışlardan kork !

·         Hiçbir ihtirasın ve arzunun kölesi olma ! Başkalarının hırslı davranışlarından yararlı dersler al ! Başkalarının hatalarına müsamahalı yaklaş !

·         Çok işit, az konuş ve güzel davran! Acıları unut ! Kötülükleri iyiliğe çevir ! Makamını, yetkilerini ve gücünü hayır için kullan !

·         İnsanları yakından tanımak için çaba sarf et, böylece kendini tanımayı öğren ! Adil ol ! Tembellikten kaçın !

3)‘Yapma’ öğütleri

·         Peşin hükümlü olma,

·         Kendini beğenmiş olma,

·         Cimri olma,

·         Öç alma ve intikam duyguları besleme,

·         Batıl inanç sahibi olma,

·         Tembellik içgüdüsü taşıma,

·         Kıskançlık içgüdüsü taşıma,

·         Başkalarını küçük düşürme ve küçümseme,

·         Kendini acındırma ve kendinden nefret etme,

·         Yalnızlık ve depresyonu yanına yaklaştırma,

·         İçe dönük, bencil ve kibirli olma,

·         Dargınlıktan ve sevdiklerine kötü muameleden kaçın,

·         Kesinlikle öfkeli ve küstah olma,

·         Açgözlülük yapma,

·         Uykusuzluk, huzursuzluk ve gerginlikten uzak dur,

·         Başkalarını suçlamaktan kaçın,

·         Hadiselere kayıtsız kalma,

·         Sabırsız ve tatminsiz olma,

·         Korku ve endişe duygularının sahibi olma,

·         Vicdan azabı ve suçluluk duygusu çekme,

·         Çaresi olmayan bir şey için kendini ve başkalarını üzme,

·         Kendi yapamayacağın bir şeyi olanaksız sayma,

·         Bütün mizaçları aynı kalıba sokmaya çalışma,

·         Yaptığın her iş için sempati, koruma ve kayırma bekleme,

·         Bu dünya üzerinde görüş birliği bekleme,

·         Kendi hak ve hata ölçülerinin herkes tarafından kabulünü bekleme,

·         Yaptığın her iş için sempati, koruma ve kayırma bekleme,

·         Bu dünya üzerinde görüş birliği bekleme,

·         Kendi hak ve hata ölçülerinin herkes tarafından kabulünü bekleme,

·         Vicdanının kabul etmediği şeyi yapma,

·         Nerede ve nasıl olursa olsun bir kimseye yardımdan kaçınma,

·         Kendi hatalarını tekrar etme,

·         Budalalara ve tecrübesizlere müsamahasızlık yapma !

·         Başkalarının sevinç ve kederlerini kendininkiler ile tartma,

·         Kendi hatalarını pişmanlık duyduğun zaman düzeltmekten kaçınma !

Değer Yargıları Grup No: 4

NASIL OLMAK ? 

Başarılı ve kâmil bir insan olmanın en önemli sekiz özelliği şunlarıdır :

1. İtidalli olmak

Zihnimizi, bedenimizi, davranışlarımızı kötülüklerden ve ihtiraslardan koruma frenidir.

2. Basiretli olmak

Davranışlarımızda ve muhakememizde isabetli ve akılcı olmak demektir. Geleceği görebilme ve zorluklara hazırlıklı olabilmek sanatıdır.

3.   Metin olmak

Zor, sıkışık ve çaresiz anlarımızda acıya, felakete ve tehlikeye karşı koymada güçlü olabilmek ve kendini kaybetmemek yeteneğidir.

4.   Adaletli olmak

Fark gözetmeksizin herkese tam hakkını verebilmek ve doğru olabilmek, hakikatlere nüfus edebilmek becerisidir.

5.   Huzur verebilmek

Dertlileri teselli etmek, düşkünlere ve ihtiyaçlılara yardım etmek, onları huzura kavuşturabilmek insanlık görevimiz olmalıdır. Hatta, Ludwig Keller’e göre;

“İmandan önce sevmek, dinsel kurallardan önce de iyilik etmek temel amacımız olmalıdır!”

6.   Karşılıksız sevgiye sahip olmak ()

Tüm insanlığın mutluluğu için, fakir-zengin, yüksek-alçak, genç-yaşlı, güzel-çirkin demeden tüm insanlara karşı yardımcı ve iyiliksever olabilme ve onları karşılıksız (hasbi) sevebilme sanatıdır.

7.   Doğru olmak

Doğruluk (‘Beyaz yalan’ hariç ! )  bütün faziletlerin temelidir. Davranışlarımızı doğruluğun ışığında yönlendirmeliyiz. Doğruluğun girdiği yere hile, yalan, iki yüzlülük giremez.

8.   Toleranslı olmak

Kişilere şefkatle ve tatlı muamele etmek, insaflı davranmak ve bağışlayıcı olmak lazımdır. Ancak, toleransı, ruh ve davranış genişliği, vurdumduymazlık, manasına almamalıdır. Tembelliğe, korkuya, kaygısızlığa, acımasızlığa ihmale tolerans gösterilmez. İnsana ve topluma zarar verecek görüş ve davranışlara tolerans göstermek de aynen o zarara iştirak etmek anlamına gelir. Nezaket ve tolerans eş anlamlıdır. Kaba adamdan tolerans beklenmez. Gerçek nezaket toleransla beraber yürür. Ancak, nazik olmak, kaba kuvvetin esareti, sevgisizliğin vurdumduymazlığı demek değildir.

Kendine, bakmakla yükümlü olduğun çocuklara, şahıslara veya öğrencilerine karşı ilgisizlik göstermek, ahlak kurallarına aldırmamak bir umursamazlık ve ihmal sayılır.

() Açıklama (C. M. Altar)

Freud, herşeyi ile insanı, onun fiziksel ve ruhsal davranışlarını seksüel güdüye ve onun şeytanca yönetimine bağlar. Acaba Freud, amansız hastalıkların tedavisi  için kendi hayatlarını hiçe sayan ve feda eden bir Madam Curie’nin, Pasteur’ün, Albert Schweitzer’in asil hareketlerini, suya düşen uçak kurbanlarını kurtarmak için buzlu nehir sularına atlayan bir meçhul kahramanın bu ani kararını yangından evladını kurtarmak için alevler içinde yanmayı göze alan annenin şefkatini, sevgisini ve insanoğlunun saymakla bitirilemeyen daha nice asil jest ve fedakârlıklarını insandaki seksüel içgüdünün şeytanca birer tezahürü olarak mı  izah edecek?  “Bunu hiç zannetmem! ”.

          Freud’un bitmek tükenmek bilmeyen bilimsel araştırma ve buluşlarına karşı sevgimiz de karşılıksızdır. Halbuki, Carl Gustav Jung (1962) “Hatıralar, Rüyalar, Düşünceler” adlı kitabında karşılıksız sevgiyi tanımlamış ve seksüel iç güdüden soyutlamıştır. Bu ikilem Budha mezhebinde şöyle dile getirilmiştir:  Sevgi “Raga” ve “Metta” diye iki tiptir. “Raga” seksüel içgüdüye, dünya nimetlerine, kadına, mala, mülke, paraya, dosta ve hayatın zevklerine sahip olabilmenin sevgisidir. “Metta” ise, diğergamlığın, şefkat ve merhametin, kardeşliğin, yardımseverliğin, Allah’ın sevgisidir ve karşılıksızdır.  

Değer Yargıları Grup No: 5

BAŞARILI  İNSAN  ÖZELLİKLERİ 

1)  Açık  Fikirli

Aklı tamamen aydınlık, her türlü peşin hükümlerden ve taassuplardan kurtulmuştur; görüş seviyesi, insanlık hakikatini en geniş nisbette kavrayacak kadar açıktır.

2)  Alçak Gönüllü

Kendisinin belki yanılmış olması ihtimalinin bulunabileceğini, diğerlerinin de haklı olabileceklerini kabul etmeye her zaman hazırdır. Bu itibarla, ne kadar geniş olursa olsun, kendi kültürü ile iktifa etmeyi düşünmez. Fakat, ondan vazgeçmeyi de aklından geçirmez. Çünkü, bu sahada, ne kadar çok kimsenin kendisinden geride olduğunu, lüzumsuz bir tevazu duygusuna kapılmadan, görür. Ancak, bunu görmek, ona kibir ve azamet vermez. Çünkü, kendisinin başkalarından ileride olmasının, özel çaba ve eğitimin yanı sıra, ne kadar büyük ölçüde tesadüflere ve şansa bağlı olduğunu çok iyi bilir.

3)  Paylaşmayı Bilen

Kendisindeki “nur”u başkalarına zorla vermeyi de asla düşünmez; halbuki o, kendi iktidarı dahilinde ve en uygun şekilde, arzu eden herkese bütün bilgisini vermeye hazırdır. Bunu hiç kimse istemese bile, kendi kendine memnun olmasını, huzur duymasını, kendi insanlığı ile iftihar etmesini bilir.

 4)  Gösterişsiz

Tamamen, bütünü ile su katılmamışcasına dürüsttür. Yalnız başkaları önünde değil, daha çok kendisiyle baş başa kaldığı vakit dürüst, vicdanının sesine her an sadık, kendi içinde kendisine karşı kuvvetlidir; fakat kendi faziletine en ufak bir ehemmiyet verdiğini göstermez; kendi şerefliliğini başkalarının görmesine yarayacak bir beyanda asla bulunmaz; gösterişli fedakârlıklara veya kendisine ehemmiyet verici tezahürlere tenezzül etmez.

5)  Hoşgörülü

Fazileti de bilgisi kadar, sunilikten uzaktır. Adeta utangaç ve mahcuptur. Başkalarının zaaflarına karşı onda hakim olan his, hiddetli bir küçümseme değil, iyimser bir acımadır.

6)  İmanlı ve Ümitli

Dünyanın üzerinde, daha iyi bir dünyaya olan imanı ve ümidi ile yaşar ve onun nazarında, şu dünya üzerindeki hayatına mana, güzellik ve değer veren, sırf bu imanı ve ümididir. Bununla beraber o, gizli bir hazine gibi kendi derinliklerinde taşıdığı bu imanı, hiç kimseye zorla aşılamaya kalkmaz.

Değer Yargıları Grup No: 6

DAVRANIŞ   BİÇİMLERİ 

Sağlıksız  Davranışlar

Sağlıklı  Davranışlar

Kendine acıma

Darılma

Öfke

Küstahlık

Kibir

Bencillik

Açgözlülük

Şuçlama

Kayıtsızlık

Tatminsizlık

Korku

Kendinden nefret

Kıskançlık

Küçümseme

Depresyon

Endişe

Suçluluk

Vicdan azabı

Psikosomatik rahatsızlık

Uykusuzluk

Huzursuzluk

Gerginlik

İntihar ve öldürme eğilimleri

Sevdiklerine kötü muamele

Yalnızlık

İçe dönme

Sevgi

Anlayış

Sabır

Gerçeği kabul

Hoşgörü

Alçakgönüllülük

Hizmet

Cömertlik

Dürüstlük

Şefkat

Tatmin

İnanç

Başkalarına ilgi

Minnet

Mutluluk

Zengin, dolu yaşam

Yaşama sevinci

Enerji

Duygusal acı yokluğu

Gülme

Heves

Sıcaklık

Huzur

İyimserlik

Yararlılık

Uyum

 

Tadacağımız şeyler

 
  • Sükûtun meyvaları,
  • Başarının ödülleri,
  • Kudretin sorumluluğu,
  • Doğanın güzelliği,
  • Sevginin mucizesi,
  • Dostluğun zenginliği,
  • İmanın kudreti,
  • Paylaşmanın zevki.
       

Görüşler ve Düşünceler No:1

.

EVREN  ve  İNSAN

Evrenin Oluşum Hipotezi 

Evren içinde insanın nereden gelip nereye gittiği konusunda geliştirilmiş en çağdaş bilgilere bir göz atmakta yarar vardır. Tüm astronomların üzerinde anlaştıkları hipotez, evrenin bundan yaklaşık 190 milyar yıl önce, enerji dolu ateşten bir kürenin “Big Bang” olarak adlandırılan ani bir patlama ile parçalandığı, genişlediği ve bu parçaların dışa doğru yayıldıkça soğuyarak enerjinin maddeye dönüştüğü şeklindedir.

Meselâ, bu patlamadan hemen sonra, ısının 12 trilyon derece santigrad ve yoğunluğunun da suyunkinin 4 milyar katı olduğu; patlamadan ancak 700.000 yıl sonra ısının 4000 dereceye düştüğü hesaplanmıştır. Elektronlar birleşip hidrojen ve helyum gazlarını, bunlar da birleşip kaynaşarak galaksi ve yıldızları oluşturdular. Evrende yaklaşık 100 milyar adet galaksi olduğu ve her galakside de gene yaklaşık 300 milyarı aşkın yıldız bulunduğu tahmin edilmektedir.

Evrenin Boyutları

Evrenin boyutları hakkında, Einstein’in alan denklemleri yardımı ile bir fikir sahibi olmak mümkündür. Yapılan hesaplarla, galaksilerin içinde bulunduğu kâinat küresi yarıçapının 35 milyar ışık yılı [1 ışık yılı = 300.000 km / san (86 400 san) 360 gün = 9.3 trilyon kilometre]

olduğu anlaşılmaktadır. Bu yarıçap, 0.33 trilyon kere trilyon kilometre uzunluk demektir. İnsan hayalinin kavramasının bile çok güç olduğu bir boyut.

Bir kıyaslama yapılacak olsa, kâinatın yarıçapı dünya ile güneş arasındaki uzaklığa indirgense (ki bu mesafe yaklaşık 144 milyon kilometredir), bu ölçek içinde dünya ile güneş arasındaki mesafe de 60 mikron kadar olurdu. Yani, 144 milyon kilometre uzunluğundaki bir plajda bir kum tanesi… Görülüyor ki, çok büyük boyutlarda olduğunu düşündüğümüz güneş sistemi bile kâinatın boyutları yanında ultra mikroskopik kalmaktadır. Başka bir deyimle, kâinatın çapı içine 5 bin trilyon adet güneş – dünya sistemi sığdırılabilir.

Evrenin Yaşı

Astronomik gözlemler bizden iki milyar ışık yılı uzaklıktaki galaksilerde bir yıldızın ortalama v = 56.000 kilometre / saniye’lik bir hızla daha da uzaklara yayıldığını göstermiştir. Dolayısı ile, yarıçapı R= 0.33 trilyon kere trilyon kilometre olan kâinatın yarıçapının oluşması için geçecek zaman, yani evrenin yaşı basit olarak t= R/v yardımı ile yaklaşık 190 milyar yıl olarak hesaplanabilir.

Güneş Sisteminin Yaşı

Güneş sisteminin kâinatın ömrü içindeki yaşı çok gençtir. Işık spektrumundaki hidrojen – helyum dönüşüm hesapları, güneşin yaşının 5 milyar yıl olduğunu göstermektedir. Böylece, kâinatın yüzlerce milyarlık ömrü içinde güneş sisteminin çok genç bir yıldız sistemi olduğu anlaşılır.

Güneş yüzünde saniyede 600 milyon ton hidrojen füzyonu 596 milyon ton helyuma dönüşmekte; saniyede sadece 4 milyon ton hidrojen radyasyon, ısı ve ışık olarak uzaya yayılmaktadır. Bu hidrojen – helyum dönüşüm hesapları güneşin 8 milyar yıl daha yaşayacağını ve bu sürenin sonunda patlamalarda parlaklığının azalıp çapının artacağını ve nihayet kızıl kabuğunu kaybedip siyah bir nokta olacağını göstermektedir.

Dünyanın Yaşı ve Ömrü

Dünyamız, güneşten uzaklıklarına göre sırası ile Merkür, Venüs, Dünya, Merih, Jupiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Pluton’dan ibaret dokuz uydudan biridir.

Dünya kabuğu üzerindeki bazı metallerin ve kayaların yaşlarını nükleer fiziğin radyoaktif metodları ile çok hassas bir şekilde tayin etmek mümkün olmaktadır. Buna göre, dünyanın yaşı şüphe kaldırmayacak bir şekilde 4.6 milyar yıldır. Elbette, güneşin ömrüne tabi olarak, 8 milyar yıl daha yaşayacak, bu sürenin sonunda yörüngesinden kurtulup ölü olarak veya toz bulutları halinde uzayın boşluklarında kaybolacak veya başka bir yıldızın uydusu olacaktır.

Yer Kabuğunun Evrimi 

a) Sıcak Küre Hipotezi

Şimdi de, 4.6 milyarlık süre içinde dünyanın geçirdiği evrimlere bir göz atalım. İkinci Dünya Savaşı’na kadar hâkim olan görüş, “sıcak” küre esasına dayanıyordu. Yeryüzü ateşle kaplı bir küre idi, gittikçe soğuyarak bugünkü halini aldı. Dağlar bile, bu soğumanın yarattığı büzülme nedeni ile meydana geldi. Kıtalar ve okyanuslar sabitti. Olsa olsa Atlantik Okyanusu büyük bir nehirdi. Tabanın çökmesi ile okyanus meydana gelmişti. Bu sıcak küre hipotezi artık şüphe götürmeyecek bir şekilde terk edilmiştir.

b) Soğuk Küre Hipotezi

Sıcak kürenin soğuması esasına dayanın yukarıdaki hipotez, 1912 yılında Alman meteoroloji uzmanı Alfred Wegener’in Grönland’da yaptığı incelemeler sonucu ileri sürdüğü ve “Continental Drift” – Kıtaların Kayması başlığı ile yayınladığı “soğuk” küre teorisi ile çelişiyordu. Wegener, yeryüzü kabuğunun buzullarla kaplı olduğunu, magmadan gelen sıcak malzemelerle gittikçe yer kabuğunun ısındığını, buzulların eridiğini, yeryüzü kabuğu altındaki ısı konveksiyonu akımları ile kıtaların yer değiştirdiğini ve bu kıtaların birbirlerini itmesi ve sıkıştırması ile dağların oluştuğunu iddia etti. 1912 ilâ 1950 yılları arasında geçen yaklaşık kırk yıl kimse bu “soğuk” küre hipotezine kulak asmadı, işin tuhafı Alfred Wegener ile alay bile edildi.

Wegener’in teorisi ancak 1950 ilâ 1970 yılları arasında yapılan çeşitli araştırmaların birbirleri ile uyuşum içinde olan sonuçları sayesinde kanıtlandı. Paleontolojik çalışmalar 500 milyon yıldan daha eski bir fosile rastlanmadığını, yani bundan daha önce cenlı bulunmadığını, birbirlerinden kopan kıtalarda aynı yaştaki formasyonlarda aynı fosillere rastlandığını göstermiştir.

c) Yeryüzü Plâkaları   

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Atlantik Okyanusu’na telefon kablosu döşenirken, okyanus ortasında kuzeyden güneye yönelen bir dağ silsilesi keşfedildi. Denizaltılar ve okyanus araştırma gemileri ile arzın manyetizma ölçümleri yapılırken (1950 – 1970) Hint Okyanusu’nda, Filipinler’de, orta Amerika’da ve pasifik Okyanusu’nda da benzer okyanus – ortası dağ silsilelerine rastlandı.

Gerçekten bu dağ silsileleri, yeryüzü kabuğunu oluşturan ve devamlı hareket halinde bulunan ince plâkaların sınır çözgileridir. Yeryüzünde altısı çok büyük olmak üzere, yirmi iki adet plâka vardır. Plâkaların kalınlıkları okyanuslarda 10 kilometre, kara kıtaların altında 30 kilometre kadardır. Bu plâkalar okyanus-ortası dağ silsilelerinin zirvelerinden çıkan mağma malzemesi ile yılda iki ilâ dokuz santimetrelik hızlarla sağa sola ve genelde kuzeye doğru sürekli hareket etmektedir. Bu hareketler hassas jeodezik ölçümlerle saptanmıştır. Meselâ, Hint Plağı yılda 7 santimetre, Afrika Plâğı 3 santimetre, Arabistan Plağı 5 santimetre, Pasifik Plağı 6 santimetre hızla kuzeye doğru kaymaktadır.

d) Pangea Kıtası

Ölçülen bu hızların ışığında yapılan hesaplar, yeryüzündeki plâkaların hepsinin bundan 300 milyon yıl önce Güney Kutbu’nda Pangea denilen buzullarla kaplı tek bir kıta halinde

olduğunu göstermiştir. Dünyanın geri kalan kısımları da kâmilen buzullarla ve su ile kaplı idi. Kara tabakası yoktu. Son 300 milyon yıl boyunca, mağmadan malzeme çıktı, buzullar eridi. Pangea parçalara ayrıldı ve plâkalar yavaş yavaş kuzeye doğru harekete başladı.

Afrika Güney Amerika’dan, Hindistan Avustralya’dan ayrıldı. Hızla yürüyen plâka yavaş yürüyen iterek orojeni dediğimiz olgu ile dağları oluşturdu. Afrika Plâğı Alp Dağları’nı, Hindistan Plağı Himalayalar’ı, Pasifik Plağı da Kuzey Amerika’da Kayalık Dağları’nı ve Güney Amerika’da And Dağları’nı oluşturdu.

Mağmadan çıkan malzemenin yerine bazı plâkalar subduction denilen dibe dalış hareketi ile mağmaya kayarak eridiler, böylece çıkan ile eriyen malzeme arasında eşitlik ve denge sağlandı. Bu arada Pasifik’teki Farallon Plâğı gibi bazı plâkalar tamamen mağmaya daldı ve eridi gitti. Bugün Orta Amerika’nın batısındaki Cogo Plâğı ile Kuzey Amerika’nın kuzey batısındaki Gorda Plâğı, ilk kaybolacak plâkaların başında geliyor.

e) Pangea’dan Evvel Pangea’dan Sonra  

Hızlı çekimle geriye doğru gidersek, Wegener hipotezine göre 300 milyon yıl evvel yeryüzünün bomboş olduğunu ve sadece Güney Kutbu’nda Pangea adı ile buzullarla kaplı küçük bir kıtanın bulunduğunu ve mağmadan gelen yavaş fakat sürekli malzeme ile Pangea’nın parçalara ayrılıp, bugünkü kıtaları ve yeryüzü coğrafyasını oluşturduğunu anlıyoruz. Öyle ki, bu coğrafyanın da sabit olmadığını, yılda 3 ilâ 9 santimetrelik bir hızla kuzeye doğru ilerleyen kıtaların yaklaşık 200 milyon yıl sonra tamamen Kuzey Kutbu’nda toplanacağını ve dünyanın yüzünün yeniden boşalıp küresel bir su tabakası ile kaplı olacağını görüyoruz.

Güney Kutbu’ndaki ufacık Pangea’dan bugüne kadar geçen 300 milyon yıllık süreç, yerküremizin 4.6 milyarlık yaşının sadece onbeşte biridir. Demek ki, dünya coğrafyası en az onbeş kere böyle bir değişikliğe sahne olmuş olabilir. Eğer aynı konveksiyon akımları ile mağmadan malzeme yükselişi ve mağmaya plâka dalışı (subduction) devam ederse, du devri daimle 8 milyar yıllık bakiye ömrü içinde, yer kabuğu daha en az yirmibeş kere coğrafya değiştirecektir. Kimbilir her coğrafya değişmesinde, canlılar, insanlar oluşacak; canlılar, insanlar kaybolacaktır. Düşünen insanın oluşması için sadece 100 bin yıllık evrime ihtiyaç görülmüşse, bu, dünya yaşının sadece 46 binde biridir. Hele, dünyanın geri kalan ömrü içinde, evrim yolu ile yeni bir insan yaratmak için 80 bin defa 100 bin yıllık süreler vardır.

f) Pangea’dan Bugüne Canlılar ve İnsanlar

Dünyanın 300 milyon yıl evvelki coğrafyasını yaklaşık olarak biliyoruz. Fakat, dünyanın 4.6 milyar yıl evvel varoluşunda coğrafyası ne idi bilemiyoruz. Bildiğimiz bir şey o tarihte yeryüzünde hiçbir canlı olmadığıdır. Yeryüzünde ilk canlı örneği bundan iki milyar yıl önce atmosferde bulunan inorganik maddelerden, su buharı, amonyak ve metan gazının amino ve nükleik asitlere dönüşmesi ve ultra viyole ışınlarının katalizörlüğü ile oluşan bir hücreli yaratıkla başladı. Yaşam gücü, çoğalma gücü, beslenme gücü ve çevreye uyum gibi hayati özellikleri taşıyabilmesi için bir hücreli bu canlının DNA (Dezoksiribo-Nükleik-Asit)

molekülüne en az onbin bilgi ünitesi kodlanmış olmalı idi.

On milyon yıllık bir evrim sonucunda tek hücreli bu canlıdaki amino asit kombinasyonu sayısı birden ikiye çıkıyor; genetik DNA molekülündeki bilgi ünitesi sayısı ise, on milyonu bularak, tek hücreli canlı bir bakteri hayalini alıyordu. Ortalama her on milyon yıllık evrim dönemlerinde, temel amino asit sayısı bir adet artıyor; genetik DNA molekülündeki bilgi ünitesi sayası ise, kırk katına çıkıyordu. Yaklaşık 700 milyon yıl önce yaşayan tek hücreli amib’den başlayarak, bu canlılar yeteneklerini artıra artıra, kontrol ve geri tepme mekanizmaları, uyum sağlama olgusu, değişim ve başkalaşım işlevleri sayesinde yeryüzünde milyonlarca çeşit bitki ve hayvana dönüştüler.

Günümüzden 600 milyon yıl önce yosunlar ve mercanlar, kabuklu deniz hayvanları, denizanaları, istiridyeler ve kurtlar oluştu. Daha sonra, 400 milyon yıl yaklaşınca balıklar ve dinozorların ataları olan hem karada hem denizde dolaşan sürüngenler yaşadı. Dinozorlar ve kuşlar dönemi 220 milyon yıl evvel başladı ve 160 milyon yıl sürerek bizi 60 milyon yıl öncesine, primat kabul edilen ve başlıca cinsleri şempanze, orangutan ve gorilden ibaret olan memeliler dönemine getirdi.

g) İnsanın Oluşumu

Primat’lar döneminde amino asit kombinezonu 140’ı bulmuşu.

Amino asit kombinezonu 400 yıl evvel 141’e çıkarak insan azmanı Antrapoid’ler gelişti. Daha sonra, Homo Habilis (Âlet yapan insan), Homo Eructus (Ateşi bulan insan) ve nihayet 100 bin yıl önce de Homo Sapiens (Düşünen insan) ortaya çıktı. Kutsal kitaplardaki Adem ile Havva, Homo Sapien’lerin ilkleri olsa gerektir.

İnsanoğlu artık dünyaya gelmiştir. Beyin hacmi 100 bin yılda beş misli büyüklüğe, DNA genetik molekülleri içindeki bilgi ünitesi sayısı 20 milyon ciltlik bir kütüphanenin hacmine erişmiştir. Boyu birkaç mikron mertebesindeki bir DNA genetik molekülünün içinde binlerce trilyonluk bilgi ünitesinin bulunduğunu hayalimize sığdırmak bile bize zor gelmektedir. Bu inanılmaz düzenin ve akılcı evrimin gerisinde, makro kosmos’tan mikro kosmos’a kadar ilâhi bir gücün mucizevi varlığının bulunduğunu kanıtlanmakta, bu arada bütün bu olayların tesadüfî olarak gerçekleştirdiğini ileri süren materyalist düşün sistemi de iflâs etmektedir.

İnsanoğlunun tarih öncesi (prehistorik) dönemi otuz bin yıl öncesinden başlar; tarihsel (historik) dönemi ise, son on bin yılı kapsar. Düşünen insanın tarihsel döneminin dünyanın yaşına oranı o kadar küçüktür ki? dünyanın yaşını bir yıl farzetsek, tarihsel insan dönemi bu sürenin sadece bir dakikasını oluşturur. Acaba, insanoğlu yeryüzünde kaç dakika yaşayacaktır.

Yeryüzünün yaklaşık 8 milyar yıl daha ömrü vardır. Bundan şüphesiz olmasın. Çünkü, dünya, güneş sisteminin bakiye ömrü kadar yaşayacaktır. Ama bugünün insanı bu kadar uzun süre, yani 8 milyar yıl daha yaşayabilecek midir? Geçmişi bilen insan geleceğini tahmin edebilir mi? Kendisini bekleyen tehlikeleri sezip, geleceğini güvence ve kontrol altına alabilir mi? Dilerseniz bu sorulara geçmişin ışığında bir göz atalım.

İnsanın Geleceği ?

a) Nüfus Yönünden Olasılıklar

Homo Sapien’lerin 10 bin yıl öncesinden 20 bin yıl öncesine kadarki nüfusu yeryüzünde belki de parmakla sayılacak kadar azdı. Milâttan önce 5000 yılında insanoğlunun nüfusunun yaklaşık 100 bin kişi olduğu varsayılmaktadır. Bu arada geçen 95 bin yıllık süre içinde yılda ortalama nüfus artışı onbinde bir mertebesinde olmuştur.

Dünyadaki insan nüfusu, genelde hep geometrik olarak artmıştır. Hazreti İsa’nın doğumuna rastlayan yıllarda nüfus artış hızı onbinde iki, MS 1000 yılında onbinde 4 ve nüfusunun 500 milyon civarında olduğu MS 1500 yılında ise binde bir mertebesinde olmuştur. Eldeki veriler dünya nüfusunun MS 1990 yılında 5.1 milyar olduğunu göstermektedir. Buna göre, dünya yıllık nüfus artışı geçen her yüzyılda ortalama binde 3.4 kadar artarak, MS 1990 yılında binde 18’e ulaşmıştır.

Bu oran, korkunç bir “kaos” işaret etmektedir. Çünkü, hiçbir önlem alınmazsa ve bir ana için nüfus artış oranında artış olmayacağı dolayısı ile binde 18 büyümenin sabit kalacağı varsayılsa bile kısa zamanda yeryüzü yaşanılmayacak kadar insanla dolacaktır. Şöyle ki, bugünkü 6 milyar nüfus, MS 2100 yılında 6 katına, MS 2200 yılında 36 katına, MS 2300 yılında 220 katına ve MS 2500 yılında 8103 katına, MS 3000 yılında ise 65 milyon katına çıkacaktır. Hangi yeryüzü bu kadar kısa zamanda bu astronomik miktardaki nüfusu kaldırabilecek? Bu nüfus hangi gıda hangi su ile beslenecektir?

Bu bir gerçek “kaos”tur. İnsanoğlu bu kaos’a izin verecek midir? Hiçbir önlem alınmazsa maalesef bu “kaos” nüfusun 220 kat artacağı MS 2300 yılından evvel bile gelebilecektir. Nüfus artış oranını sıfırlayacak önlemler alınmadıkça “kaos” kaçınılmaz olacaktır. Ancak, insanoğlu bunda başarı sağlayabilirse, yer kabuğunun en üstün vasıflı canlı türü olarak nüfus patlaması kaos’undan kurtulacak ve çevre şartlarının el verdiği sürece yer kabuğunda yaşayabilme izni alacaktır.

b) Yer Kabuğu Yönünden Olasılıklar

Birkaç yüz milyon sene sonra, plâkalar Kuzey Kutbu’na sürüklenmiş olacak ve yeryüzü gene küresel sularla kaplanacaktır. Karada ve ılık iklimlerde yaşayabilen insanoğlu suda ve soğukta yaşayamayacağı için, eğer nüfus “kaos”u yoksa, çevre “kaos”undan dolayı yok olacaktır. Dünyanın geri kalan 8 milyar yıllık ömrüne göre bu 100 milyon yıllık ömür bile çok çok kısadır. Bir yıl içinde bu 4.5 gün gibidir.

c) Evrim Teorisi Yönünden Olasılıklar

Nasıl insanoğlu bir milyon veya 100 bin yıl evvelki atasına göre evrim yaparak, şempanzeleri, gorilleri ve orangutanları geride bırakıp onları yeryüzünün nadir ve hayvanat bahçelik yaratıklarına indirgemişse, 100 bin yıl sonra evrim yolu ile gelişecek ve başkalaşacak yeni bir canlı türü ortaya çıkacak, insanoğlunu aynı duruma indirgeyebilecektir. O takdirde yeryüzünün en üstün yaratığı insanoğlu değil, o yeni tür canlı olur. O yeni tür canlı, türü azalan insanları hayvanat bahçesinde sergileyebilir.

Evrim ve başkalaşma süreci, DNA moleküllerindeki bilgi ünitelerinin çokluğundan ötürü gittikçe artan hız kazandığı için, yeni bir insan türünün oluşması için geçecek zaman artık eskisi kadar da uzun (100 bin yıl gibi) olmayacaktır. Dolaysı ile bugünkü insan türü kısa

sürede, belki 50 bin, belki 200 bin yıl sona erecek ve yeryüzündeki yaşam, o yeni insan türünün veya o yeni canlı türünün hegemonyasını girecektir.

O zaman belki nüfus sorunu da, çevre sorunu da, küresel su tabakası sorunu da sorun olmaktan çıkabilecektir. Belki de, o yeni canlı türü, ışık ötesi hızlarla, zamanını aşmayı başaracaktır. İnsanın hayal gücü esasen ışık hızının çok üstündedir. DNA moleküllerindeki bu yetenek ile günün birinde, bedeni ile değil, ışık hızının çok üstündeki hızlarla ruhu ile maziye ve istikbâle seyahat etmeyi becerecek ve kâinatın boşluklarına, diğer âlemlere seyahat ederek, dünyayı terk edecektir.

Niçin Buradayız ?    

Hakikatleri ve sırlarla örtülü gerçeği aramak uğraşısı, sevgi ve Tanrı kavramları’nı idrâk etmek olgusu ilk düşünen insanın, Homo Sapien’in varolması ile, yani Adem ile Havva’nın yaradılışı ile başlar.

İnsanoğlu daima karanlıklardan kurtulup, kendini aydınlığa atmak için koşmuştur. Evrenin sırlarını çözmek ve çözebilmek için bilgi sahibi olmuştur. Bilgi sahibi oldukça, evreni ve onu yaratan Tanrı’yı Tanrı’nın eserlerini sevmiştir.

Yunus Emre yüzyıllar önce, bu öneriyi Tanrı sevgisi ile bütünleştirerek şu veciz dizeleri dile getirmiştir :

          “Elif okuduk ötürü      “Sözüm el gün için değil,              “Gelin tanış olalım,

          Pazar eyledik götürü              Sevenlere bir söz yeter.            İşi kolay kılalım,

          Yaradılmışı severiz       Sevdiğimi söylemezsem,          Sevelim sevilelim,

          Yaradandan ötürü”       Sevmek derdi, beni boğar.”       Dünya kimseye kalmaz.”

Sevginin görevinin başarı ile yerine getirilmesinde en büyük vasıta en büyük güç ise, düşünce hürriyetimizdir. Biz insanlık sevgisini, barışı ve mükemmelliği yaymak için varız. Sözlerimi Cevat Memduh Altar’ın şu cümlesi ile bitirmek istiyorum.

“Doğa, yaratıcı gücünü insanın yardımı ile daha da verimli kılar. İnsanın insana yönelik düşün gücü, akıl ve hikmetin katkısı ile, bilim, kültür ve sanatta, statik değil, dinamik gelişim içinde tüm dünyaya yararlı olur ve insan sevgisinde bütünleşir.”

Görüşler ve Düşünceler No: 2

BAŞARILI  ve  KÂMİL  İNSAN

ÇALIŞMAK   ve  ZENGİNLİK

Tanrı Bize En İyi Örnek

Bu güzel dünyayı bize yaşanası bir dünya yapan, çoğu zaman unutulmuş, cesur ve çalışkan insanların göz nuru, alınteri ve el emeği değil midir?

Her büyük ve medenî ülkenin gerçek fatihleri, kurucuları ve ebedi sahipleri ve daima kalplerde yaşayan meşhurları, belirli kademelerde o ülke için çalışmış kimselerdir. Bunlar, ya ormanlarda tomruk keserek, ya bir bataklığı kurutarak, akıllıca bir yatırım yaparak veya bir sistem geliştirerek, doğru ve güzel bir şey söyleyerek veya yaparak hizmet vermiş olanlardır. Bilinçli bir çalışma sadakatle yapılırsa, Tanrı nezdinde kutsaldır. Esasen her çalışma kutsaldır.

Tembel hayat ne Tanrı için ne de insan için düşünülemez. İlahî Yaradan’ı artık evrende düzeni kurmuş, sadece bu düzeni seyreden, hiç işi olmayan birine benzetmek doğru değildir. Böyle düşünce yapısı ancak Ateistler’den gelebilir. Görülmeyen, şekle ve tarife sığmayan Ulu Yaradan ve Yöneten, yaşadığımız, çalıştığımız, gördüğümüz, hissettiğimiz her şeyin içinde vardır. O, her an mevcuttur ve görevi başındadır. Tek Tanrılı bütün dinler bu kavramda birleşir. Başarılı ve kâmil insan ateist’liği kabul edebilecek kadar kısır görüşlü ve aptal olamaz.

İnsan Olmanın İmtiyazı

İnsanın en yüce hedefi sadece mutlu olmak, güzel ve hoş şeyleri sevmek ve onlara rahatça sahip olmak değildir. Tam tersine, insanın en büyük mutsuzluğu çalışamadığı ve doyurucu bir gayret sarf edemediği zamandır. Hayat çabuk geçer ve gece çabuk gelir. Gece gelince de, artık çalışmak da, mutlu veya mutsuz olmak da söz konusu olmaz. Fakat, gayretlerimiz ve eserlerimiz sonsuza dek kalıcıdır. Görevi olmayan bir insan, kaya yamaçlarına ekilmiş köklerini bile zor tutan kurumuş bir ağaç gibidir.

Saygı gören bir insan iş katarının yolcusu olan, göğüs geren, risk alan, çalışan insandır. Herkül 12 (oniki) büyük özelliği ve marifeti olduğu için  ilâhlaştırılmıştır. Rus Çarı Büyük Petro, Saardam Tersaneleri’nde, elinde balyoz gemi inşaat işçisi olarak çalıştı ve zaferlerini böyle kazandı. Mimar Sinan mimarlık tarihinde ölümsüzlüğe 357 adet yapıtı ile erişti. En zor şartlarda bile mücadeleden yılmayan Ulu Önder Atatürk, kısacık bir ömre sığdırmayı başardığı dâhi bir stratejist, eşsiz bir devlet adamı, akıllıca bir reformist, barışçı bir diplomat ve çağının en büyük hümanisti gibi çok yönlü özellikleri ile, tarih sayfalarında ölümsüzleşti.

İnsanoğlu çalışarak, didinerek asil meziyetlerin sahibi olur, olgunlaşır, tekâmül eder, mükemmelliğe erişir.   Çünkü, çalışma ve iş üretme azmi insanda, tahammül, cesaret, sabır, metânet, sevgi, basiret, enerji, gerçekleri görebilme ve hatalarını rahatlıkla kabul edebilme yeteneklerini geliştirir. “Çalışmak tekâmülün okuludur” ve “Çalışmak ibadettir!” diyen atasözleri istisnasız her dinin birer öğretisidir. Çalışmanın zirvesi cennettir. Hayatta çalışmanın verdiği üründen daha muhteşem olan bir şey var mıdır? Kol kuvveti ile, alınteri ile, beyin gücü ile veya yürek sevgisi ile görev yapmak bu gök kubbe altında, rütbelerden ve ünvanlardan daha kıymetli ve şerefli en asil ve en faziletli bir yaşam tarzıdır.

Hayvanlar doğadan bir iki bitki sapı koparıp, karnını doyurduktan sonra, saatlerce keyifle uzanıp tembel tembel yatabilirler. Halbûki, insanlar dünyaya böylesine bir tembellik sergilemek için gönderilmemişlerdir. İnsanoğlu o bitkilerin bulunduğu toprağı kazmak, şehirler kurmak, fabrikalar, gemiler, uçaklar imâl ederek denizleri ve uzayı fethetmekle görevlidir. Bu dünya ve evren insanoğlunun keşfetmesi, fethetmesi, galib gelmesi için âdeta özel tasarımlanmış bir endüstri okuludur. Yapay bir toplumda insanları “çalışan” ve “hazır yiyenler”  diye iki grupta toplamak isteyenler çıkmıştır. Ama Ulu Tanrı’nın buyruğu böylesine bir ayrıma olanak vermez. Çünkü, iş görebilme, insanoğlunun en büyük fonksiyonu, ön önemli özelliği ve hattâ onun en büyük imtiyâzıdır. Sadece, yiyen, içen ve uyuyan hayvana nazaran, düşüncelerini doğa ile âhenkli yaşamaya harcayan ve bunun sonunda mutluluğu, gelişmeyi, sevgiyi, iyiyi, güzeli ve doğruyu yakalayabilen iş sahibi insan, bu evrende daha bir imtiyâzlı değil midir ?

Kâmil İnsan , Başarılı İnsan

Yeryüzü ve atmosfer esasen insanoğlunun laboratuarıdır. Bu laboratuarda, beş on sene sıkı çalışıp, para yapıp, hayatının geri kalan zamanını istirahat ederek geçirmek başarılı bir insan için ideal bir yaşam felsefesi değildir. Ama, maalesef genelde çoğu insanın aklında böyle bir “vur-kaç” felsefesi yatabilir. Başarılı  bir insan hayatının her safhasını dolu dolu yaşar, yaşantısının keyfini çıkartır, yasal olsa da zenginlik hırsı ile değil, anlamlı eser yaratmak arzusu ile sürekli çalışır, tâbir-i caiz ise; “Zengin yaşayıp, fakir ölme”nin, para hırsı ile fakir yaşamaktan daha tercihe şayan olduğunu bilir. Başarılı bir insan “mutlu bir insan olabilmek” için çarenin “çalışan, üreten, didinen, yorulan bir insan olabilmek”ten geçtiğini de bilir.

Başarılı  bir insan “servet”, “şöhret” ve “şehvet”  arzuları ve hırslarının kendisini nasıl bir gün başarılarından uzaklaştıracağının bilincindedir. Şüphesiz, bir insanın tümü ile yasal yollardan, bir  “servet” sahibi olmasını bütün kalbiyle istemesi ve bunun için çalışması mümkündür. Ancak, bu arzunun bazı gerçekleri vardır. O, içinde sanat harikaları ile dolu ve kendisi de mimarî sanat harikası olan bir “saray” inşa edecektir. Muhtaçlara ve düşkünlere yardımcı ve dost olacak, etrafındakilerin acılarını dindirecek ve gözyaşlarını silecektir. Zalimin mazlûmu ezmesine manî olacak, vahşinin masumu avlamasını önleyecek; topluma eğitim kuruluşları kazandıracak, sanat akademileri açacak ve bilgi çeşmeleri inşa edecektir. Eğer, onun bütün bu sevgi ve yardım mâbedini inşa edebilecek ruhu, arzusu, gücü ve enerjisi varsa, elbette “servet” sahibi olmak isteyecektir. Esasen, bütün bunları yapabilmiş olmanın hayatta en büyük “servet”e sahip olmak ve başarılı olmak demek olduğunu o bilir. Çabalarınız sonunda inşa edeceğiniz ‘saray’  bütün üstün özelliklerinizle ‘kendinizden’ başka bir şey değildir.    

Fakirlik mi yoksa Zenginlik mi Başarının Anahtarıdır ?

Her insan doğduğu zaman, en azından, diğer insanlara eşit bir zenginliğe lâyık olmalıdır. Ancak, dünyamız zenginlerden çok fakirlerle doludur. Fakirlik ise, en azından çok yararlı bir avantajdır, insanın ilerlemesi ve kendini geliştirmesi için çok verimli bir ortam ve işgücü kaynağıdır. Tam tersini düşünelim. Herkes hiçbir gayret göstermeden istediği gibi, istediği kadar zengin olsa, çoğu insanın çocuklarına bırakmak istediği zengin miras gibi, bizden evvelki nesiller de, yeni nesillere, akıl almaz zenginlikler ve olanaklar bıraksa, dünya bir darbede patlayacak bir balon gibi söner. Sanayi, üretim, gelişme, eğitim âdeta durma noktasına gelir; kazanma, başarma, edinme içgüdüsü yok olur. Dejenere bir sosyal hayata geçilir ve dünya kendi çöplüğünde boğulabilir.

Halbuki, dünyada en başarılı işler, başlangıçta fakir insanların, fakir âlimlerin, fakir meslek erbabının, fakir sanatseverlerin, fakir artistlerin, fakir filozofların ve şairlerin, fakir dâhilerin eseridir. Görülüyor ki, “ihtiyaç icadın anasıdır” diyen atasözünün hakkı vadır.

 Bitirirken   

Kâmil ve başarılı bir insan olmak ideali günlük yaşantımızı daha asil, daha anlamlı, daha insanî yapmak için gereken öğretileri verir. Onun amacı, günlük yaşantımızın her köşesine girip duygularımızı ve davranışlarımızı yüceltmektir. Öyle ki amaç olağanüstü bir hayatta bize olağan davranışlar öğretmek değil, bilâkis olağan bir hayatta bize olağanüstü davranışlar ve meziyetler kazandırmaktır.

Günlük hayatımızın bize özel derinliklerinde yapılanlar, söylenenler, düşünülenler hep kâmil ve başarılı insan ülküsünün süzgecinden geçirilmelidir. Yapılan her işte, söylenen her sözde, düşünülen her plânda sevgi, hoşgörü, yardım, şefkat, merhamet, yaratıcılık, diğergâmlık ve kalıcı bir eser bırakmanın elemanları yer almalıdır.

Kâmil ve başarılı insan olma rehberinin her sayfasının başında, etrafa ihtişamla ışık saçarak duran bir kelime vardır, o da “görev”dir. Gerçek başarılı insanın başta gelen görevleri arasında, hiç kimsenin açlıktan veya yokluktan dolayı eziyet çekmeyeceği; çalışmaya istekli ve yetenekli kimselerin işsiz kalmayacağı; düşkünlerin ve acizlerin gözyaşlarının dindirileceği; hastalık veya kaza geçirmiş olmasından dolayı sefalete duçar olmayacağı mutlu ve huzurlu bir dünyayı gerçekleştirmek vardır. İşte o zaman, “görev”i yapmış olmanın huzuru içinde başarılı bir hayat yaşanır.

etiket yok.

2 comments

  1. Definitely imagine that which you said. Your favourite justification appeared to be at the web the simplest thing to be mindful of. I say to you, I definitely get annoyed even as other people consider issues that they just don’t understand about. You managed to hit the nail upon the top and also outlined out the entire thing with no need side-effects , other people could take a signal. Will likely be again to get more. Thank you

  2. Sequin Uggs says:

    Hello, Neat post. There is an issue together with your website in internet explorer, would check this? IE nonetheless is the market chief and a large section of people will leave out your fantastic writing due to this problem.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*