EVET / HAYIR

OKTAY AKBAL

Yaşamın Tanıkları

Bir yerlere gitmek… Uzaklara mı? Neresi orası? Bilinmeyen yer kaldı mı yeryüzünde? Bilinmeyen insan!.. İnsanın her yanı keşfedildi mi? Bundan böyle soru sormayacak mıyız? Bütün yanıtlar verildi mi? Ama biri var, ne soruldu, ne yanıtlandı. Yalnız biri mi, belki binlercesi! Biz neyiz, kimiz? Gauguin’in Tahiti’deki kulübesinden sorduğu!..

Babam memurdu. Senin baban işçiydi. Onunki asker!.. Yaşadılar, öldüler! Babaları, daha büyük babaları da! Ölmek için doğmak… Bile bile!.. Sevmek, bayram etmek, er geç ölecek bir çocuk için… Ne demişti şair: “Bu çocuk büyür, babası kadar olur, sonra efendim, ölür…”

***

Niye sürdürmek bu yaşantıları? Seviler aldatıcı, mutluluklar geçici!.. Şarkılar, şiirler kalıcı mı? Kırk yıl, yüzyıl önceki şiirlerden, şarkılardan kaçı anımsanıyor? Belki “Mazinin kalpte bir yara olduğu!” Belki, “Bir ihtimal daha var!” Şu sokaktan geçene soralım, bilir mi? Yaşantısında payı var mı, oldu mu o şiirlerin, şarkıların?..

Gitmek bir yerlere! Olmayan bir yerlere! Olmamış olmayacak… Düşler de öyle!.. Bir koltukta sızmak, uyumak bir yolculuktur, bilinmeyenlere… Bilinç, altı üstü, sürükler seni çıkılmaz karanlıklara… Ölüler dirilir, ölüler gençleşir… Kimi zaman gelirler bir bir. Tüm canlılıklarıyla… İşte o kız, işte o dost, işte o düşman. Hepsi yanlış, hepsi boş, hepsi kuruntu diyecek olursun, kurtulursun.

***

Arabalar, trenler, gemiler, uçaklar!.. Hepsi tanık, yaşananın tanığı, yaşadığımızın, varlığımızın!.. Ne kadar süreliğine, beş dakikalık, bir saatlik! Zamanlar içinde yitip gider ne varsa! Bir aldatmacadır yaşam… Bile bile, geçiciliğin!.. Şiirler, belki şarkılar geçmez kolaylıkla… Gezersin, dolaşırsın binbir serüven yaşarsın, öyle sanırsın! Bir an gelir boşluktasındır. Aramaya çıkmak bile aklına gelmez.