SS ile Gezi

MAVI YOLCULUK’MU ???

 

 

“Mavi YOLCULUGUN BABA SI”

 

Böyle olurmuş ilk mavi yolculuklar

 

Homeros’un İlyada ve Odysseia’sını A. Kadir ile birlikte Türkçeye kazandıran, Mitoloji Sözlüğü’nün yazarı, bu yıl Can Yayınları tarafından 90. yaşı kutlanan Azra Erhat, taa 1962 yılında yazmıştı ilk Mavi Yolculuk kitabını.

Cevat Şakir, 1925 yılında Resimli Hafta dergisinde çıkan ‘Hapishanede idama mahkum olanlar bile bile asılmaya nasıl giderler’ adlı öyküsünden dolayı İstiklal Mahkemesi tarafından Bodrum’a sürgüne gönderilmiş; yazarın sürgün hayatı kısa sürede keyfe dönüşmüş; 25 yılını Bodrum’da geçiren ve Halikarnas Balıkçısı lakabını alan yazar, 1950’li yıllardan itibaren küçük balıkçı veya sünger tekneleriyle birkaç günlük kısa mavi turlar yapmaya başlamıştı. Mavi yolculuğun tarihini başlatan bu ilk turların sakinlerinden biriydi işte Azra Erhat. Can Yayınları, 1982 yılında ölen Erhat’ın ünlü Mavi Yolculuk kitabını bu yıl yeniden yayınladı. Kitabında anlatıldığına göre, bugün çok lüks teknelerle binlerce kişinin yaptığı mavi yolculuklar, o dönemin bir avuç aydınının oldukça mütevazı, hatta ilkel denebilecek şartlarda gerçekleştirdiği ama çok eğlendiği, öğrendiği ve öğrettiği gezilerdi. Azra Erhat’ın kaleminden yandaki gibiydiler…

8 KİTABA 2 BİN YILLIK AMFORA

Daha yirmi dört saat olmadı mavi yolculuktan döneli. Bakır tepsinin üstünde serili duruyor getirdiklerim. Odada bir deniz, bir yosun kokusu. Gökova’nın yellerine karışınca açıklık, sağlık soluyan bu koku, apartman odasının dört duvarı arasında can çekişiyor, ağlardan güverteye sıçrayan balıklar gibi keskin fırlayışlarla çevresini arıyor sanki (…) Adalar denizinde en az iki bin yıl yatmıştır bu amfora. Batan bir gemiyle mi gömülmüş engine, yoksa içindeki şarapla birlikte deniz tanrısına mı sunulmuş, kimbilir? O da kokuyor, alabildiğine kokuyor. Alıp getirdiğime üzüleceğim neredeyse. Para ile satın almadım onu. Satıcısına sekiz tane Mavi Anadolu (Erhat’ın kitabı) verdim. Düşünün bir kere: sekiz kitaba iki bin yıllık bir testi, müzelik bir amfora. İşte böyle cömert kıyılardan, böyle mutlu bir yolculuktan dönüyoruz biz, mavi yolcular.

GELİR VE GİDER KAMARACIKLARI

İskeleye bağlı Macera’yı görünce gözlerimize inanamadık. Ne büyük! Tıpkı bir korsan gemisi. Çoktandır boya görmediği için teknesi aşınmış gümüşi renkte (…) Güvertenin iki yanında dolap gibi birer kamaracık. Sancaktaki mutfak, iskeledeki hela imiş meğer: (Sabahattin) Eyüboğlu iki balık resmi çizdi sonradan, birinin üstüne ‘gelir’ yazıp mutfağın, ötekine ‘gider’ deyip helanın duvarına yapıştırdı.

GAZOCAĞI, MUŞAMBA, DALGA

Güllük’ten Kuşadası’na yolculuk tam on üç saat sürdü… On üç saat durmadan sallandık, iki üç kere çay demleyelim dedik, dalgayla rüzgar gazocağını devirdi. Karpuzla galeta, gemici aşı, nemize yetmezdi. Ambargosların sakalı bir karış daha büyümüş, son gün diye hanımlar her türlü süsten vazgeçmişti. Yalnız neşemiz tamamdı; hırkalara, muşambalara, yorganlara sarınmış konuşuyorduk. Gövdelerimiz pislik içindeydi belki ama düşüncelerimiz hiçbir zaman bu kadar arı olmamıştı.

TURİSTİK BODRUM!

Rıhtıma çıkınca tunçtan bir zırh giymiş gibi olduk. Böylesine sıcak görmemiştik. Yapılacak işler vardı: Postaya gitmek, bize mektup telgraf var mı diye bakmak; evlere telgraf çekilecek, telefonlar edilecekti (…) Sendeleye sendeleye yürürken birden şaşakaldım. Liman meydanı değişivermiş; solda bir dükkan, önünde tahta sehpalara oturtulmuş dizi dizi amforalar, camında süngerinden tutun da el işlemelerine kadar güney kıyılarımızda tabiat ve insan eli neler yaratırsa hepsi serili. Karşıda bir dükkan daha, kartpostal, fotoğraf, pul, kitap, gazete, kabuklardan yapılmış kolyeler, küpeler. Turistik satış yerleri, hem de İstanbul’da bile eşine az rastlanır bir zevkle döşenmiş!

SEVİNÇ MAVİSİ

Cova’ya (Gökova) ilk gelen, denizin maviliğine şaşar, ‘Ömrümde bu kadar mavi bir deniz görmedim’ der. Baktıkça mavilerin binbir çeşidi serildikçe gözünün önüne, lacivert, çivit rengi, mor, menekşe, yeşil, zümrüt yeşili, diye renk adları bulup sıralar, Türkçeleri yetmeyince, indigo, saks mavisi, Prusya mavisi gibi teknik terimlere başvurur, durmadan başka bir maviye boyanan denizin karşısında o da yetmeyince, dünya dillerinin yoksulluğunu anlayıp surar. Susar ve bakar. Ressamsa, bir-iki gün baktıktan sonra boyalarına sarılır, mavi, yeşil, mor harelerin arasında gökten fırlatılmış paralar gibi pul pul altınların ışıltısını yakalamaya, renkle ışığın ta kıyıya dek oynaşımını boyayla, fırçayla vermeye girişir. Yakalar da verir mi bilmem, bir bildiğim varsa, Cova mavisinin -gelin bundan böyle isim aramayalım da Cova mavisi diyelim buna- insan gözünden öte gönlü, canı aydın, sürekli derin bir mutluluğa boyadığıdır. Öyle bir sevinç mavisi ki ressamı ressam, sanatçıyı sanatçı, insanı insan etmeye yeter. 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*