FELSEFE Serisi, Felsefe

FELSEFE SS – 03

 

Dört varmış, bir yokmuş… Arkhe arayışımız sürerken, Yin ve Yang’ın Antik Yunan’daki karşılığıyla, sonsuz dönüşüm söylemiyle karşılaşıyoruz. Ve ardından Miletos ekolunun son filozofu, Anaksimenes’le: “Hava”dan bahsederken anlaşılan istemeden materyalist görüşün temelini atmıştır

Dört varmış bir yokmuş

Suyu reddeden Anaksimandros ilk maddesini de kolayına reddedilemeyecek bir parlak buluş ile oluşturmuş.

Onun arkhesi madde filan değil. Arkhe ancak apeiron olabilir. Apeiron kocamaz, ölmez, yok olmaz.Apeiron ‘’sınırsız olan’’ demek. Yani sonsuzluk.Tüm şeylerin ondan yaratıldığı ve tüm şeylerin de kaçınılmaz ve ebedi olarak ona döneceği bir tözdür sonsuzluk.

 

Sonsuzluktan ilk önce sıcak ve soğuk türer. Sıcak bir ateş küresi olur soğuk da onu çevreler. Sonra alışverişe başlarlar. Soğuk sıcaktan alır ısınır, sıcak da soğuktan alır ve soğur. Alevin ısısı suyun ilk maddesi olan soğuğu neme, nemi ise suya dönüştürür. Nem sadece suya dönüşmekle kalmaz daha da ısınarak ateş küresini tekerlek halkalar şekilde bölen havaya döner. Halkalarda bir sürü delikler de vardır. Buradan da ateş yayılmaya devam eder. Muhayyileyi epey zorlayan varsayımlardır bunlar. Doğruları yanlışları kolkola girmiş.Sonucu basite indirger. Sıcağın ve soğuğun biraradalığı yeni oluşumları başlatır, alevsi küre parçalanır ve dairesel biçimlerde toplanarak güneşi, ayı ve yıldızları oluşturur.

Dikkat ederseniz bu biraz da karşıtlıklar teorisidir.

Soğuk – SıcakKuru – Islak

Bunların devinimi başlar. Soğuk ısınır, sıcak soğur, kuru ıslanır, ıslak kurur. Herşey bir oluş – yokoluş dönüşümünden ibarettir. Bunun kaynağı da apeiron’un içerisindeki karşıtlıklardır. Bu varolma – yokolma süreci sonsuza kadar hiçbir kayba uğramaksızın sürecektir.

Bu enteresan bir görüşdür. Bilmeden maddenin sakınımı yani hiçbirşeyin vardan yok yoktan da var olmayacağı sezisi vardır burada. Ama bu sezi hatalı olarak açıklanmıştır.

 

‘’Varolanlar nelerden meydana gelmişlerse zorunlu olarak yokolup onlara dönerler; zira onlar birbirlerine zamanın düzenleyişine göre haksızlıklarının cezasını ve kefaretini öderler.’‘

Anaksimandros

Bu felsefenin yaşandığı zamanları ve bilinen hakikatleri biraz düşününüz. Bu cümle bize filozofumuzun heybetini tam anlamı ile ifade etmektedir. İnsan bilinci ne büyük bir trajediyi kavramış ne muhteşem ifade etmiştir.

Fiziksel öğreti olarak başlayan cümle muhteşem bir ‘’zira’’ geçişi yapmış ve inanılmaz yalınlıkta ahlaki öğreti olarak bitmiştir. Anaksimandros meydana getirilmiş şeylerde cezası çekilmesi gereken haksızlıkların toplamını o çağda kuşbakışı görmüş. Bunu da çok kısa bir cümlede haksızlığın en derin anlamını da suç ve cezaya yükleyerek insanlığa sunmuş. Bu onu ahlak probleminin özünü yakalamış Yunanlı yapar. O bir tragedya olan hayatın kahramanı rolünü oynuyormuş gibi elini kaldırır, ayağını yere basardı.

Ben demiyorum bunu. Bir başka dahi diyor.Nietzsche diyor….

 

 

* * *

 

Dörtbuçuk varmış bir yokmuş Niye buçuk?

Çünkü Anaksimenes’e dokunacam.

Hazret aslında buçuğu bile pek haketmiyor ama Miletos ekolunun son filozofu. Ona dokundurmadan ekolu kapatamıyorsunuz.

 

Bir dolu ipe sapa gelmez fizik, astronomi ve jeoloji kuramı geliştirmiştir Anaksimenes.

Tek doğru lafı

‘’Ayın kendi ışığı yoktur ışığını güneşten alır’’ olmak üzere.

Ona göre dünya tepsi gibi düzdür ve hava içerisinde yüzmektedir. Güneş ise ince bir yaprak gibi. Yıldızlar kristal bir gökyüzünde tepsi biçimdeki dünyanın çevresine paralel hareket ediyorlar.

Depremler dünyanın yaşlılık nedeni ile yıpranmasından oluşan kopmalar sonucu oluyorlar.

(Hatta bunun ispatı da eski binalardaki taş ve sıvaların kopup düşmesi.)

Falan filan. Bir dolu ipe sapa gelmez ve basit insan aklı ile bile tersi iddia edilebilecek zırvalar.

Kendi hocasının bile fersah fersah gerisinde arkadaş.Bu arkadaşın da temel sorunu tabii ki ‘’arkhe’‘.

Niyeti de bozuk. Hocasının Büyükhocasını altetmesini örnek alıp o da kendi hocasını altetmeye çalışıyor. Önce hocasına yaklaşıyor ve diyor ki

” Şeyler o kadar çok ve çeşitli ki bu kadar çokluk arkhenin sınırsız olmasını zorunlu kılıyor.”

Buraya kadar hocası ile çelişmiyor. Ancak sonradan sıkı bir U dönüşü yapıyor ve can alıcı iddiasını ortaya koyuyor.Belirgin bir nesnel özelliği olan şeyin arkhesi de belirgin ‘’bir şey’’ olmak zorundadır.Bu durumda iki seçenek var önünüzde. Ya her ‘’şey’‘in ayrı bir arkhesi olacak ki bu arkhe tanımına düpedüz aykırı ya da sınırsız ile maddeyi birleştiren ‘’bir şey’’ arkhe olacak. İşte tam bu sırada aklına dünyayı sarıp sarmalayan ve içinde yüzdüren ‘’hava’’ gelir aklına Anaksimenes’in.

Sınırsızlıkla belirginliği hayal meyal birleştirebilen tek şey havadır. Ne ucu bucağı vardır ne de tam anlamı ile boşluktur hava. Hissedersiniz ama göremezsiniz. Üstelik yaşam için zorunludur da. Bütün evrene can verir, evreni sarıp kucaklar ve değişimin itici gücü sonsuz hareket sayesinde evrendeki bütün şeylerin oluşumunu sağlar.

‘’Hava arkhedir’‘

John Toland Hava ilk madde olmakla kalmayıp tüm evreni sararak onu dağılmaktan da korumaktadır. Bu görüşün tek ilginçliği bir materyale herşeyi bağlamaktır. Yani materyalist görüşün başlangıcıdır ki bu görüş çok daha sonraları Pantheizm olarak John Toland tarafından canlandırılacaktır. Peki diğer maddeler nasıl ürer bu arkeden? 

Basit. Havanın yoğunlaşıp sıkışması ile soğuk olur, rüzgar olur, bulut olur ve sonunda su olur. Havanın daha yoğun hali ise ‘’katı’’ maddenin oluşumunu sağlar. Eğer hava yoğunluğu azalır ise bu da bize sıcak ve ateşi kazandırır. Isınan hava yukarı hareket eder. Neden? Yoğunluğu azaldığı için. O zaman tersi de geçerlidir. Yoğunluğu azalan hava da ısınır ve sıcağı oluşturur.

Bunların bize kazandırdığı tek şey maddenin üç biçiminin bilimsele yakın olarak ortaya konmasıdır.Katı, sıvı ve hava (yani gaz)Bir fazlası ile ateşi de bir biçim olarak düşünmüştür Anaksimenes.

Anaksimenes son Miletli filozoftur. İ.Ö. 495 yıllarında Pers akınları İyonya’nın parçalanmasına ve büyük göçlerin başlamasına neden olmuştur. Miletliler İranlılar tarafından Dicle boylarına sürülmüşlerdir.Bilir misiniz bugün Milet’in yerinde Balat diye bir köyümüz var. Ama hiç Balatlı filozofumuz yok.

FELSEFE Serisi, Felsefe

FELSEFE SS – 02

 

"Zenginlik başlamış bile… Yeni bir hukuki yapı oluşmuş ve birey özgürleşerek bilimsel gelişme yapabilme hakkına da kavuşmuştu. İşte dananın ipinin koptuğu nokta da burası zaten…"

Yok, Türkiye’nin AB’ye üye olduğu gelecekte değil, MÖ 7. yy’da, Milet’teyiz.

milet

İki varmış, bir yokmuş İki varmış bir yokmuş Niye Miletli Thales ya da niye Milet? Ve de niye 7 yy İsa hazretlerinden önce?

Özellikle İ.Ö. 7.yy’dan sonra köle ticareti para karşılığı yapılmaya başlanır. Ne demektir bu peki? Tüccar için yüksek marjlı kar, sanayici için ucuz emek. Sonuçta da Fenikeliler ile mücadele edebilecek bir ekonomik güç. Yani refah. Yani ‘’leisure – zevke ayrılabilecek boş zaman.’‘

Ne televizyon var ne Memetali şarlatanlıkları. Televole kültürü portakalda vitamin bile olmamış henüz. Buna karşın zenginlik başlamış bile. Halk oligarşik yönetimlerin yıkılmasına neden olan Tiran militarist darbeleri ile soylulara karşı bu zenginlikten payını alabilecek konuma geldi. Hatta Tiranları köleci ancak demokratik yapıyı oluşturan sosyal ve siyasal reformlar izledi. Yeni bir hukuki yapı oluşmuş ve birey özgürleşerek bilimsel gelişme yapabilme hakkına da kavuşmuştu. İşte dananın ipinin koptuğu nokta da burası zaten.

Bilimsel gelişme araç, gereç, silah, tüketim maddesi üretebilmenin önemli temel taşı. Bu gelişmeyi sağlayabilmenin tek yolu ise maddeyi yani cevheri yani felsefik adı ile töz’ü öğrenmek. Bilim ise durduk yerde başlamaz. Önce düşünecek hatta teori üreteceksin.

 

Aha felsefe tam burada başladı. Başladığı yerde tabii ki ilk demokratik toplum olan Milet.

 

Milet sosyo-ekonomik yapısında gerek üretim bölgesi ve gerekse liman olmasından kaynaklanan özelliklerini de kullanınca iş Thalesi anasının doğurmasına kaldı. Bundan sonrada zaten İyonya Perslilerin işgaline kadar hemen tüm filozofları yetiştiren bölge oldu. Bu işgal ile birlikte felsefenin hakimiyeti Atika Yarımadasına ve özellikle bunların içerisindeki en demokratik site olan Atina’ya geçti.

Nerde kalmıştık? Thales’de……

Hemen hemen hiç belge yok elde hazret ile ilgili. Ama maşallah dedikodu gani. Tarih ve uydurukçuluk ustası Herodotos bile ucundan kıyısından bir şeyler söylemiş onun için. Örneğin İ.Ö. 28 Mayıs 585 tarihli güneş tutulmasını önceden bilmiş ve tutulmayı da bilimsel olarak açıklamış. Aristoteles’in öğrencisi Eudemos işi daha da abartıp Thales’in bir dairenin çapı ile iki eşit parçaya ayrıldığını, ikizkenar üçgenin taban açılarının eşit olduğunu, ters açıların eşit olduğunu, gemiler arasındaki uzaklığı ve de gölgelerinden hareket ile bir şeyin (örneğin Mısır Piramitlerinin) yüksekliğinin ölçülebileceğini bildiği ni de söylemiş.

 

Bu kadarı onun matematik çabalarının bir bölümü. Onun iddialı olduğu diğer bir dal ise politika. İyon devletlerinde Teos çevresinde bir birleşme ile büyük devlet yaratma önerisi de ona ait.

Bir kısım iddialar ise çeşitli yakıştırmalar ama o yakıştırmalara, bir erkek feylesof içine edici olarak ben bulaşamam. Thales’i filozof yapan bunlar değil. Bunlar onun altyapısını hazırlayan tezgahlar sadece. O maddenin özüne bakma zorunluluğunu duyduğu an karşısına çıkan temel madde arayışı içerisindeyken felsefeye bulaştı. Bu arayış presokratik dönem filozofcuklarının arkhe problemi dedikleri ilk madde yani evreni oluşturan temel madde arayışına yönelmesi idi. Eğer bu temel madde bilinirse evrenin gizemi çözülecekti elbet.

Thales dünyanın bir ‘’olgu’‘yu incelerken din, efsane veya geleneği kullanmamayı beceren ve sadece o olgudan hareket ile olguyu ilişkileri ve sınırları hakkında bilinene yönelten ilk insanı olarak düşünülebilir. Aksiomatik kabullere, dogmalara, siyasal güçlerce dikteye dayanan metafizik bir bilgi sistemi içerisinde kalarak araştırmalarını yaptığında olgudaki şey’ler süreci sistemin dayandığı aksiomatik kabullerle ya da dogmalarla çatışırsa tüm sistemi elinin tersi ile bir yana itip olgunun kendisinde kanıtlar Aristotelesarayan bilme biçimi başlatacak kadar da erkek adamdı zaten. Thales’in arkhe’si su. O, herşeyin arkhesi sudur diyor. Aristoteles Thales’in bu sonuca gitmesini dünyanın büyük bir kısmının su ile kaplı olması, tohumun nem yani suyun başkalamış tözü olmadan canlanmaması, canlılığın ve yeni oluşumların hep suya bağımlı olmasını görmesine bağlıyor. İlk defa bir insan tikelden tümele doğru gözlemden yola çıkarak kuram yaratmaya çalışıyor.

 

Gerçi sonunda doğru sandığı tümel bilgi hepten yanlış ama problemin saptanmasından sonuçlanmasına kadar izlenen yaklaşım tümüyle bilimsel.İşte bu çabası ona ilk filozof payesini kazandırıyor.Bu felsefe maddeyi (hyle) canlılık (zoe) ile birleştiren ve ayrılmaz olduklarını düşünen öğretiyi oluşturuyordu. Bu nedenle Thales ve onu izleyen İyonya’lı filozofların felsefesine hylozoism denir.

 IYONYA UYGARLIGI

Felsefe böylece son derece sağlıklı bir doğum ile dünyamıza ayak basmıştır. Thales ve onu izleyen presokratikler tüm felsefe tarihinin gerek gözlem güçleri gerekse problemi kavrama başarıları ile felsefenin en büyükleri arasına rahatça yerleşmişlerdir.Zeus hepsini kutsasın… * * *

zeus

Üç varmış bir yokmuş Fıçı içinde güneşlenirken İskenderle muhabbet eden adamı tasvir etmiştim ben güneşe sırtı dönük diye.

Neyse bunun tartışması felsefeye bişey kazandırmaz.

Biz kaldığımız yere dönelim.Suyun hakimiyeti uzun sürmez. Gerçi ufak da olsa hala rakısını susuz içerek bu görüşe isyan edenler mevcuttur ama esas itiraz hatta hiyanet öğrencisinden gelmiştir Thales efendiye. Anaksimandros efendiden yani.Anaksimander veya Anaksimandros arkadaş M.Ö. 610 doğumlu. Miletli o da evelallah. Felsefe açısından ya da felsefe tarihi açısından birinci özelliği ise doğrudan erişebildiğimiz ilk filozof olması. Yani kendi yapıtı tamamen olmasa bile fragman olarak bize kadar erişmiş hazretin. Peri Physeos – Doğa Üzerine adlı felsefe kitabını yazmış, ayrıca bir dünya haritası çizmiş.

Anaksimandros  
(Anaksimandros  – The School of Athens)

Bu adam aynı zamanda Felsefenin ilk isyankarı. Hocasına isyan edip sen bi halt bilmiyorsun demiş. O kadar değilse bile hocasının her şeyi olan suyu kesip ortalığı kurutuvermiş.

Orasına sonra bakarız. Önce bazı özellikleri ile yeniliklerini inceleyelim filozofumuzun.Elde avuçta tek bir alet yok. Mercek vesaire bilinmiyor bile. Yani astronomi için tek varlığın gözün. Bu bile yetmiş Anaksimandros’a. Önce evreni ele almış. Presokratikler evrene kosmos diyorlar. Kosmos’un sözlük anlamı ise mücevher. Anaksimandros için de evren zaten bir mücevher gibi ince ince işlenmiş, yontulmuş, düzgün bir yapı. Ne kargaşa var içerisinde ne de mucize. Herşey sakin, dingin, yasaları neyi emrediyorsa ona da uygun. Kar yağacaksa kışın gelmesi lazım, yağmur yağacaksa onun şartları oluşmalı, deprem olacaksa yasanın zorunluluğu sonucu. Düzen kurulmuş ve evren düzenini harfiyen uyguluyor.

Haa unutmadan!! Dünyanın hiçbirşeye dayanmadan boşlukta durduğunu da Anaksimandros söylüyor. Ufacık bir hata ile yalnız. Dünya silindirik biçimdedir diyor.

 

Sonra hocasının ‘’arkhe’‘sini incelemeye başlamış. Evet doğru, ilk canlı ve insanlar denizden gelmişler. İnsan önce balık biçiminde. Sonra karada yaşamanın keyfini anlamış yavaş yavaş denizden çıkmış. Çıkmış ama sudan uzaklaşamamış. Evrimin de ilk savunucusu bu arkadaş. Eğer insanlar başlangıçtan beri bu biçimde olsalardı varlıklarını sürdüremezlerdi.

Bunu neye dayandırıyor, işte orası pek eğlenceli. İnsan doğumundan kendi kendine yetecek hale gelinceye kadar çok uzun bir süreye ihtiyaç gösteriyor. Halbuki diğer canlılar çok kısa sürede ayakta kalmayı başarıyorlar. Dine de kendinden yüzyıllarca sonra Darwinin başkaldırışı gibi başkaldırıyor hazret.’

Eğer

diyor

insanlar efsanelerin dediği gibi tanrılar tarafından bugünkü biçimleri ile yaratılıp doğaya salıverilselerdi doğanın acımasız koşullarına uyamazlar ve yok olurlardı.’’

Örnek mi? Postsuz insan kış koşullarında mutlaka dayanamaz ve soğuğa teslim olurdu. Demek insanların önce ya postu ya balıklar gibi kendini soğuktan koruyacak pulları vardı. Sonra kendi arkhe problemini ortaya koyuyor Anaksimandros. İlk madde, temel madde su olamaz zira suyun da açıklanmaya ihtiyacı vardır. Su değişebilen bir maddedir. Yani sudan başka tözler ürer ama su da başka tözlerden ürer. Örneğin buhar tekrar suya dönüşebilir. Bir şey ilk maddeye dönüşemez. İlk madde ilktir, öncesi yoktur.Bu adam akıllı. Bu adam çok akıllı.

Şişiriverdi koskoca Thales’i. :-) )

FELSEFE Serisi, Felsefe

FELSEFE SS – 01

 

Bundan böyle okuyabileceğiniz, bir nevi "Antik Yunan felsefesine hızlandırılmış giriş kursu"nun hazmı kolay mı değil mi, hep birlikte göreceğiz. Okudukça, temel doğruların günümüzde ne kadar unutulmaya yüz tuttuğunun keşfi, en önemli yan etkisi. "İlk kurbanımız Thales efendi…" THALES EFENDI Felsefe yokmuş…Ne zaman yokmuş? Yunan felsefesinin başlamasından önce felsefe yokmuş.Yalan… Vallahi yalan billahi yalan…Babası da Thalesmiş…O da yalan…Doğrusu ne peki…Doğrusu bunların yapıtlarının, ya da bunlara ait aktarıcı kaynakların (ki bunlara ikincil kaynak der bu işlerin erbabı) aktardıklarının günümüze devşirilen tek yapıtlar olması.Halbuki moderne yakın yaşamın başlangıç noktası Mezopotamya. Nedeni de yaşamın en kolay sürdürüldüğü yer olması. Yani ekmek tarladan su nehirden. Fazla çalışma da zorlama da gereksiz. Eh işte bu da felsefenin mantar gibi bitmesi için gerekli ve yeterli koşul. Dolayısı ile felsefenin başlangıcının da Thalesden yüzlerce yıl önce bu bölge olması çok daha olası.Neyse biz el mecbur bilinenden yola çıkacaz.

 

İlk kurbanımız Thales efendi.Thales sadece felsefenin değil ilk bilimsel doğrunun da Hesiodosbaşlatıcısı. İ.Ö. 620 yıllarında doğar hazret. Çağdaşı bir adam daha var aslında felsefeye girişgah yapar diyebileceğimiz. O da  Hesiodos. Ama onunki theogoni. Tanrıların ilksel soybilimi. Bunu felsefeden çok mitoloji ile özleştirmek daha doğru her ne kadar felsefik ögeler taşısa bile içerisinde. Zaten işin içerisine din taşındığı zaman günümüzün insanının bile öcüsü olan bir dolu korkutmaca girdiği için dinle felsefenin birleşimi de birleştiricisi de benim için tü-kaka. Teogoniler için genel kanıda felsefeye hazırlık olmalarıdır. * * *

 

Bir varmış bir yokmuş Burada dünya başlangıcı Khaos üzerine kurulur.Hesiodos Theogonias’ında;

 

Anlatın bana bunları Museler, siz ey konakları Olympos’da olanlar,

Baştan beriye ve söyleyin, bunlardan hangisi önce meydana geldi.

Gerçekte Khaos’du en önce meydana gelen,

sonra da Geniş göğüslü Toprak herşeyin sağlam durağı

Ve Eros, en güzeli olan ölümsüz tanrıların.

dedi.

 

Evrende ilk oluşan şey uçuruma açılan boşluk anlamındaki ‘’Khaos’‘’dur. Sıra ile evrende rastladığımız şeyler oluşmaya başlar bundan sonra. Enteresan olanı bu aşamada Theogonistler için bile ‘’Tanrı’’ ortada yoktur. Onlar bu anarşist oluşum sırasında keni sıralarının gelmesini beklerler. Yani yaratan değil ancak yaratılan da değildirler.

İşte bu Hoseidos’un çıkışı çağdaş yedi bilgenin dünyaya ve felsefeye parmak basmaları zamanıdır.

 

Kimler bunlar ve neler derler?

Lindoslu Kleobulos der ki:

Halka karşı olana düşman gözü ile bakılmalı. Kişi dengiyle evlenmeli. Daha yükseğin efendin olur, akraban değil.

İspartalı Khilon der ki;

Kendini bil. Haksızlığa uğrarsan barış. Hakarete uğrarsan öc al.

Lesboslu Pittakos der ki;

Kazanç doymak bilmez. Af intikamdan kuvvetlidir. Yapmak istediğini söyleme, başaramazsan gülerler.

Prieneli Bias der ki;

İnsanların çoğu kötüdür. Çok dinle, yerinde konuş.

Korinthoslu Periandros der ki;

Bütünü düşün. Kazanç çirkin şey. Kanunların eski, yemeğin taze olsun.

Atinalı Solon der ki;

Hiçbirşeyde aşırı olma. Görünmeyenleri görünenlerden çıkart.

Miletli Thales der ki;

Kendine hakim olmama zararlı bir şeydir. Acınmaktan çok kıskanılan ol. Ölçülü ol.

 

Eh bu kadar bilge insanın varsa. Haydi buyurun felsefeye.Gelelim – ya da dönelim – Thales’e.

Yunan felsefesi nesnel dünyanın özüne yönelik ve doğayı büyük ölçüde hedef biçip araştıran ve nedenleyen bir felsefedir. Başlangıcından epey bir gelişim süreci geçirdikten sonra gözünü insana çevirir. Thales’in burdaki önemi gözünü mitolojik varlıklardan felsefeyi uzak tutup dosdoğru olarak felsefik görüş ve açıklamalarını ortaya koymasındadır.Adam en tatlı şeyden, masaldan, kaçmıştır. Halbuki günümüzün polemikçi felsefeci olarak niteleyebileceğim politikacıları bile hala masal anlatmaktadırlar.

Thales burda tek sorumlu bulmayı akıl etmiş ve işi basite indirgemiştir. Sorumlu kimdir peki?

Su sorumludur. Her haltı beceren olmasa bile her haltın becerilmesine neden olan o dur. Su olmazsa hiçbirşey olmaz. Hippolitos Thales’e ‘’Herşey sudan gelir ve suya döner’’ dedirtir. Bunun önemi nedir peki felsefik açıdan? Basit artık bilim işin içerisine girmiştir. İspat mekanizması, pratiğe yönelik çalışmalar, deney mekanizması, ve hepsinden öncesi olarak akıl yürütme mekanizması başlayacak demektir. Birisi bak bu bundandır diyecek öbürü de hayır ondan değil bundandır diye itiraz edecek. Yani bir bina yapılacak sonra aaa bu bina yanlış denip yıkılacak ama ondan bazı parçalar da saklanarak yeni bina yapılacak.

Felsefe neyin üstüne kurulur bilir misiniz?

Bir başka felsefenin üzerine kurulur. Yani o felsefenin yanlışları yakalanır ve yeni felsefe oluşturulur. Hatta bu nedenle felsefe boş iştir, sonunda hep yanlış olduğu ispatlanan şeylere inanmaktır felsefesi bile yapılmıştır.

Aktualite

SIRIN’IN KUZENI AILESINI BULMUS SS HABER







SIRIN UZULMESIN






 

 

Siyah rengi yüzünden beyaz Van kedileri tarafından dışlanan kara kediye bir aile sahip çıktı. Van’daki kedi evine başvuran aile, yavruyu evlerine götürdü.

VANda Yüzüncü Yıl Üniversitesi’deki kedi evinde genetik bozukluğu nedeniyle siyah renkli dünyaya gelen ve diğer Van kedileri tarafından dışlanan yavruya bir aile sahip çıktı. Van’da inşaat mühendisi olan Hakan Ünalan, Hürriyet’te gördüğü haber üzerine kediye talip oldu. Dünyaca ünlü bir gözü mavi bir gözü sarı olan Van kedilerinden ‘Mahmure’ adlı kedi, iki ay önce YYÜ kedi evinde siyah renkli bir yavru dünyaya getirdi. Beyaz renkli olan diğer Van kedileri bu yavruyu renginden dolayı benimsemeyip dışladı.

Yavru kedinin durumunu Doğan Haber Ajansı’nın haber yapması ve Hürriyet’te geniş yer almasının ardından Van’da inşaat mühendisliği yapan Hakan Ünalan siyah yavru kediye bakabileceğini bildirdi. 1.5 ay önce kedi evine eşi Nilgün Ünalan ile başvuran Hakan Ünalan kediyi alıp evine götürdü.

Evdeki Van kedisiyle iyi anlaşıyormuş

Evlerinde bir Van kedileri daha bulunduğunu söyleyen Hakan Ünalan, yavru siyah kediyle kedisinin iyi anlaştığını söyledi. Bayram tatiline çıkan Ünalan çifti, kendi kedileriyle birlikte siyah renkli kediyi de, kedi evine teslim etti. Çift tatil dönüşü kediyi yine alacaklarını söyledi.

Dışlanmışlığın fotoğrafı

Kara kedinin kaderi, Hürriyet’in 10 Kasım 2004 tarihli ‘Van kedisi ırkçılığı – Siyah diye reddettiler’ haberiyle değişti. Van’daki Yüzüncüyıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi Van Kedisi Araştırma Merkezi’nde barındırılan 140 kedi arasında bulunan ‘Mahmure’ adlı kedinin, geçen Ağustos ayında ikizleri olmuştu. Ama bunlardan biri beyaz değil, siyahtı. Üstelik, ikiz kedilerden siyah renk ve gözleri olan yavru ile beyaz ikizinin gözleri tek renkti. Kedi evindeki diğer beyaz kediler, siyah yavruyu hemen dışladı. Yemeklerini paylaşmadılar, aralarına almadılar. Dışlanan yavru kedi, bunun üzerine görevliler tarafından özel olarak beslendi.  

|| 21. sayfa (Toplam 21)« Birinci>«18192021