Felsefe

SS le EVET / HAYIR ???

Yaşamın Tanıkları

Bir yerlere gitmek… Uzaklara mı? Neresi orası? Bilinmeyen yer kaldı mı yeryüzünde? Bilinmeyen insan!.. İnsanın her yanı keşfedildi mi? Bundan böyle soru sormayacak mıyız? Bütün yanıtlar verildi mi? Ama biri var, ne soruldu, ne yanıtlandı. Yalnız biri mi, belki binlercesi! Biz neyiz, kimiz?Gauguinin Tahitideki kulübesinden sorduğu!..

Babam memurdu. Senin baban işçiydi. Onunki asker!.. Yaşadılar, öldüler! Babaları, daha büyük babaları da! Ölmek için doğmak… Bile bile!.. Sevmek, bayram etmek, er geç ölecek bir çocuk için… Ne demişti şair: Bu çocuk büyür, babası kadar olur, sonra efendim, ölür…”

***

Niye sürdürmek bu yaşantıları? Seviler aldatıcı, mutluluklar geçici!.. Şarkılar, şiirler kalıcı mı? Kırk yıl, yüzyıl önceki şiirlerden, şarkılardan kaçı anımsanıyor? Belki Mazinin kalpte bir yara olduğu!” Belki, Bir ihtimal daha var!” Şu sokaktan geçene soralım, bilir mi? Yaşantısında payı var mı, oldu mu o şiirlerin, şarkıların?..

Gitmek bir yerlere! Olmayan bir yerlere! Olmamış olmayacak… Düşler de öyle!.. Bir koltukta sızmak, uyumak bir yolculuktur, bilinmeyenlere… Bilinç, altı üstü, sürükler seni çıkılmaz karanlıklara… Ölüler dirilir, ölüler gençleşir… Kimi zaman gelirler bir bir. Tüm canlılıklarıyla… İşte o kız, işte o dost, işte o düşman. Hepsi yanlış, hepsi boş, hepsi kuruntu diyecek olursun, kurtulursun.

***

Arabalar, trenler, gemiler, uçaklar!.. Hepsi tanık, yaşananın tanığı, yaşadığımızın, varlığımızın!.. Ne kadar süreliğine, beş dakikalık, bir saatlik! Zamanlar içinde yitip gider ne varsa! Bir aldatmacadır yaşam… Bile bile, geçiciliğin!.. Şiirler, belki şarkılar geçmez kolaylıkla… Gezersin, dolaşırsın binbir serüven yaşarsın, öyle sanırsın! Bir an gelir boşluktasındır. Aramaya çıkmak bile aklına gelmez.

 ‘CUMHURIYET GAZETESI

  AKBAL&fulltext=Ara">OKTAY AKBAL`dan

24/AGUSTOS/2008

Felsefe

700 YILLIK ALTIN ÖGÜT

Osmanli Imparatorlugunu kuran Osman Bey' e ünlü Islam Alimi, Seyh EdebAli'nin verdigi ögütleri anlatan bir yazi. Neredeyse 1700 yil önce söylenmis ama hiç mi hiç eskimemis. Tüm zamanlar için geçerli.



Ogul insanlar vardir safak vaktinde dogar, aksam ezaninda ölürler. Avun oglum avun. Güçlüsün, kuvvetlisin, akillisin, kelamlisin,ama bunlari nerede, nasil kullanacagini bilemezsen sabah rüzgarinda savrulur gidersin…

Öfken ve nefsin bir olup aklini yener. Daima sabirli, sebatli ve iradene sahip olasin. Dünya senin gözlerinin gördügü gibi büyük degildir. Bütün fethedilmemis gizemler,bilinmeyenler,görülmeyenler ancak senin fazilet erdemlerinle gün isigina

çikacaktir. Anani, atani say, bereket büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancini kaybedersen, yesilken çorak olur, çöllere dönersin. Açik sözlü ol, her sözü üstüne alma. Gördün söyleme,bildin bilme.

Sevildigin yere sik gidip gelme, kalkar muhabbetin itibar olmaz.

Üç kisiye aci:
* Cahiller arasindaki alime,
* Zenginken fakir düsene,
* Hatirli iken itibarini kaybedene.

Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, asagidakiler kadar emniyette degildir.
Hakli oldugunda mücadeleden korkma.

Bilesin ki atin iyisine DORU, Yigidin iyisine DELI derler.


Felsefe

GERCEK ZENGINLIK GUVENILIR OLABILMEKTIR.

SS DEN 

Düsünce, söz ve islerimizi; Tanri'nin en büyük armagani olan aklin ve edindigimiz deneyimlerin isigi altinda gözden geçiriyoruz. Iyiyi, dogruyu ve güzeli aramakla amacimiza ulasabilecegimize inaniyoruz, :..dedigimize gore bu amacimiza ne kadar yaklasabiliyoruz…  mesafenin FARKINDAMIZ.

Rivayete göre; bir gün tanrilar bir araya gelmis ve mutlulugu nasil saklasalar da insanlik ona erisemese, bulamasa diye tartisiyorlarmis…
Daglarin tepesi, denizin dibi, günese veya aya derken, insanligin meraki ile tüm buralara ulasip mutlulugun bulunacagi konusunda hemfikir olmuslar ve bu arayislarina çözüm bulamazken, içlerinden bir tanri :
" Insanin içine saklayalim, oraya bakmayi akil edemezler demis… "

Bu sure içerisindede sizlere konusmalarimda sik sik dinlemeyi çok sevdigimden bahsettigim,. Zbigniew Preisner in BLEU ve Mahlerin   iii. Feierlich und gemessen  ESERLERINI DINLIYECEKSINIZ.  

Çok ünlü bir yazar Tutuldugu amansiz hastaliktan, Ölümünden hemen önce sunlari  yazmis..

"Hayatimi yeniden yasayabilseydim eger;
Hastayken yataga girer dinlenirdim. Ben olmadigim zaman her sey kötüye  gidecek diye düsünmezdim..
Gül seklindeki pembe mumu saklamaz yakardim..
Daha az konusur, ama daha çok dinlerdim..
Yerler kirlense, masa örtüm lekelense bile daha çok arkadasimi aksam  yemegine davet ederdim..
Oturma odasinda TV seyrederken, patlamis misir yer, sömineyi yakmak isteyen  birisi oldugunda ona engel olmazdim.. Yerler leke olacak diye korkmazdim..
Bana gençligini anlatmaya çalisan dedeme daha çok vakit ayirirdim..
Kocamin sorumluluklarini daha çok paylasirdim..
Saçim bozulmasin diye, arabanin caminin açilmasini önlemezdim..
Etegimin lekelenmesine aldirmadan çimlere otururdum..
TV seyrederken daha az, hayata bakarken daha çok aglar ve gülerdim.. Ömür boyu garantilidir denilen hiçbir seyi satin almazdim..
Hamileligimin bir an önce sona erip, dogum yapmayi dilemek yerine, hamile  oldugum her anin tadini çikarir ve içimde bir canli yaratmanin ne kadar  harika oldugunu fark ederdim..

Bu o kadar nadir bir olay ki.. Mucize gibi bir sey..
Çocuklarim beni öpmek istediklerinde, asla "Önce git ellerini yüzünü yika"  demezdim..

Onlara daha çok "seni seviyorum", ondan da daha çok "özür  dilerim" derdim..
Ama baska bir hayat verilseydi en çok yapacagim sey; her dakikasini  degerlendirmek olurdu..
Dikkatle bak.. Gerçekten gör.. Yasa.. Vazgeçme..
Küçük seyler için sikayet etmekten vazgeç..
Bana benzemeyenler, benden daha çok seye sahip olanlar ve kimin ne yaptigi  beni ilgilendirmezdi..
Bunun yerine, iliskilerimi güçlendirmeye çalisirdim..
Sahip oldugunuz ruhsal, fiziksel ve duygusal her sey için Allah'a  sükredin..?
Tek bir hayatiniz var ve bir gün sona eriyor.. Umarim her gününüzü  degerlendirirsiniz.."

 BU GÜN , HAYATINIZIN  BUNDAN SONRAKI BÖLÜMÜNÜN ILK GÜNÜDÜR

 

Farkinda misiniz günler nasil da akip gidiyor ? Eminim her gün daha da hizlaniyor. Hafta basi derken bakiyoruz hafta sonu , sabah derken  aksam olmus, isler , kosusturmalar, sevinçler , üzüntüler,beklentiler, hayal kirikliklari. Yasaniyor ve bitiyor. Diger bir bakis açisiyla " gün ,, tüketiliyor. Yasanan zaman bir daha asla geri dönmeyecek sekilde hayatimiza giriyor ve çikiyor.

Peki gidiyorsa, geçiyorsa ve biz bunu biliyorsak niye maksimumda iyi ve farkli sekilde tüketme yoluna gidemiyoruz ki ? Her yeni güne bugün sunu yapacagim , bunla ugrasacagim diye baslarken , niye " Bugün çok mutlu olacagim ! ,, demiyoruz ?

Yasamimiz içinde yaptigimiz her sey özde mutlu olmak için. Allah saglik verdikten sonra gerisi bize kalmis. Iyi bir is , güzel iliskiler , para kazanmak ve istediklerimizi satin alabilmek , rahat konforlu yasayabilmek. Atla deve degil ki  istedigimiz sadece mutlu olmak.

Mutsuz ve sinirli olabilmeyi , negatif enerji depolamayi ve yaymayi nedense çok daha kolay becerebiliyoruz.? Etrafimiza  baktigimizda bunu saglayacak birçok sey var. Ama bunlar hep var. Istegimiz disi birçok olay oluyor.? Bizleri üzüyor, çogunu degistirmeye gücümüz yetmiyor…

Evimde görünür bir yerde asili çok sevdigim bir dua var. Oguz YILMAZ kardesimin Çabasi ile yaptirilmis saat altinda Nereden ve hangi kitaptan alinti oldugu konusuna daha sonra deginicem.  farkli görüsler olsa da kim söylemisse iyi söylemis diye düsünüyorum ;

" Tanrim bana yapabilecegim seyleri yapma kuvvetini , yapamayacagim seyleri kabul etme olgunlugunu ve her ikisi arasindaki farki ayirt edebilme basiretini versin ..

Çok güzel bir dua bu. Eger bunu yapabilirsek zaten mutsuz olmak için sebep kalmiyor. Olaylara ve basimiza gelenlere bu mantikla  yaklasirsak sonucun lehimize gelismemesi  için hiç bir sebep yok.

Degistirebileceklerimiz için maksimum güç harcayabilirsek  ve degistiremeyecegimiz seyler için de kendimizi kahretmez kabullenirsek her sey daha yolunda gider.

Çünkü üzülmek hiçbir seye  çözüm olusturmuyor. Üzüldügümüzle kaliyoruz. Zaman içinde bunun birikimleri vücudumuzu da etkiliyor. Rahatsizliklar basliyor. Saglik problemleri yasaniyor. Hiçbir sey sagligimiz kadar degerli ve önemli degildir.  Bunun farkinda olalim kardeslerim.

Hayatimiz her zaman mücadelelerle dolu olacaktir. Bunu kabul edip , her ne olursa olsun " mutlu  " olmaya karar vermeliyiz. Mutlulugu ertelememeli veya gelecegi günü beklememeliyiz.

Uyandigimiz her yeni günün sabahinda nefes aliyor olmaya sükrettikten sonra , gülümseyerek ve müzik dinleyerek baslarsak , kosarak hazirlansak bile daha kolay baslayacaktir günümüz. Her gün dogaya ve ondaki  degisim hareketlerine bakmanin ötesinde, görmeye çalisirsak keyif  de aliriz geçtigimiz yollardan. Yogun trafige bile daha alayci bir gözle yaklasip , insanlari inceleyip keyifli bir zaman  kaybi diye bakabiliriz.  Sükürler olsunki OTOMOBIL IÇINDEYIZ.  Diye düsünebiliriz öfkelenme yerine.


 Kardeslerim,

" Uzun bir  zamandan beri hayatin  – gerçek hayatin -  baslamak oldugu izlenimine kapilmistim. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel , öncelikle erisilmesi  gereken bir sey , bitmemis bir is , hala hizmet edilecek zaman , ödenecek  bir borç oldu. Sonra  hayat baslayacakti. Sonunda  anladim ki, bu engeller benim hayatimdi. Bu görüs açisi , mutluluga  giden bir yol olmadigini görmemi sagladi.

 Mutluluk yoldur.

Öyleyse sahip oldugunuz her anin kiymetini bilin ve ona deger verin. Unutmayin , zaman hiç kimse için beklemez.  Öyleyse , okulu bitirene kadar , tekrar okula gidene kadar , para kaybedip kazanana  kadar, çocuklariniz olana  kadar , çocuklariniz evden ayrilana kadar , ise baslayana kadar , emekli olana kadar, evlenene  kadar , cuma gecesine kadar , pazar aksamina kadar , yeni bir araba veya ev alana kadar , evinizin ya da arabanizin borcu ödenene  kadar, ilkbahara kadar , sonbahara ve kisa  kadar , birine veya onbesine kadar , sarkimiz söylenene  kadar , ölene kadar  …?      Nereye  kadar  ?

Mutlu olmak için ,  içinde  bulundugunuz andan daha iyi bir zaman olduguna karar  vermek için beklemeyin.

Mutluluk varis degil bir yolculuktur. Paraya ihtiyaciniz yokmus gibi çalisin. Daha önce hiç incinmemis gibi  sevin. ve seyreden hiç kimse yokmus  gibi dansedin.

Ne güzel bir tanimlama  degil mi ? Her sey ne kadar açik.

Öyleyse ne duruyoruz  ?

" Iyiki dogduk. Bizi sevenler , ancak bu sayede varligimizin ne kadar  degerli oldugunu anlayabildi. Bugüne  kadar  kimbilir kaç kisinin hayati , küçük bir dokunusumuzla birdenbire degisti. Gittigimiz her yer , bizim varligimizla biraz daha anlam  kazandi. Sevdigimiz sarkilarin , filmlerin , kitaplarin degeri , bizim sevgimiz sayesinde , biraz daha çogaldi. Iyi ki dogduk. Yoksa dünya bir parça eksik kalirdi.  ,,


Kardeslerim, milattan 2000 yil önce HITITLERE ait kalintilar içerisinde   bulunan bir duvar yazisinda bakin atalarimiz, ne demis

Tanrim beni yavaslat
 
Aklimi sakinlestirerek kalbimi dinlendir
 
Zamanin sonsuzlugunu göstererek bu telasli hizimi dengele
 
Günün karmasasi içinde bana sonsuza kadar yasayacak tepelerin sükunetini ver.
 
Sinirlerim ve kaslarimdaki gerginligi, bellegimde yasayan akarsularin melodisiyle yika götür.
Uykunun o büyüleyici ve iyilestirici gücünü duymama yardimci ol
 
Anlik zevkleri yasayabilme sanatini ögret
 
Bir çiçege bakmak için yavaslamayi, güzel bir köpek ya da kediyi oksamak için durmayi, güzel bir kitaptan bir kaç satir okumayi, balik avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi ögret..
 
Her gün bana kaplumbaga ve tavsanin masalini hatirlat. hatirlat ki yarisi her zaman hizli kosanin bitirmedigini, yasamda hizi arttirmaktan çok daha önemli seyler oldugunu bileyim.
 
Heybetli mese agacinin dallarindan yukariya dogru bakmami sagla. bakip göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olmasi yavas ve iyi büyümesine baglidir.
 
Beni yavaslat tanrim
 
Ve köklerimi yasam topraginin kalici degerlerine dogru göndermeme yardim et.
 
Yardim et ki, kaderimin yildizlarina dogru daha olgun, daha saglikli olarak yükseleyim.
 
ve hepsinden önemlisi tanrim;
 
BANA DEGISTIREBILECEGIM SEYLERI DEGISTIRMEK IÇIN CESARETDEGISTIREMEYECEGIM SEYLERI KABUL ETMEK IÇIN SABIR,
IKISI ARASINDAKI FARKI BILMEK IÇIN AKIL VER..

NOT: Bu yazi m.ö. 2000 yil önce Hititlere ait kalintilar içinde bulunan bir duvar yazisina aittir.

Nasil günümüzde kaleme alinmis gibi degilmi?


Bir gun Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamis ve siddetle azarlamis. Talebesi: "Iyi ama ben cok az bir parasina oynuyordum" diye itiraz edecek olunca Eflatun cevap vermis: "Ben seni kaybettigin para icin degil, kaybettigin zaman icin azarliyorum."

 




Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yasayis ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliginden baska hiçbirseyi olmayan kibirli bir adamla karsilasir. Ikisinden biri kenaraçekilmedikçe geçmek mümkün degildir… Magrur zengin, hor gördügü filozofa:

"Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem" der.

Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin su karsiligi verir: – "Ben çekilirim"!!

Özel Insanlar

Kendimi ne zaman ise yaramaz ve aciz hissetsem, ayni hisleri hissettigim bir anda, eski bir dostum (aynizamanda antrenerüm.) uzun zaman önce söyledikleri gelir aklima.

Yüzümü kocaman bir gülümseme sarar.  

Bana "Kendini her aciz ve ise yaramaz hissetiginde parmaginin ucuna bak," demisti.

O sira o kadar üzgün ve duygularimin içinde o denli kaybolmustum ki kendi sesimi bile taniyamaz bir halde çok kisik bir ses tonu ile

"Neden," demistim.

"Çünkü o parmak izlerinden bu yeryüzünde baska hiç kimsede yok," demis ve eklemisti,

"Sen özelsin. inanmazsan parmaklarinin ucuna bak."

Birden sanki dirilmistim. Evet, ben özeldim.

Herkes aslinda özeldir.

Ama beni o günden sonra digerlerinden ayiran tek ayirt edici özelligim kendimin özel oldugumun farkinda olmamdi.

Hala karamsarliga düstügümde, bazen umutsuzluklarla bogustugumda o dostumu hocami  hatirlar ve parmagimin ucuna, yüzümde büyük bir gülümseme ile bakar ve kendi kendime

"Sen özelsin. Bunlarin hepsini atlatirsin" derim. (nur içinde yatsin)

Yine ayni dostum bir karar asamasinda oldugum bir gün bana

"Önce ne istedigini iyi belirle" demisti ve eklemisti, "Sonra o istedigine ulasmak için ne gerekiyorsa yap!

" Sonra da elini tam üç kez gözlerimin önünde çirpmis ve bana "Ne oldu simdi" diye sormustu.

Ben de anlamsiz bakislar ile yanit vermistim.

"Ne oldu?"

"Üç saniye hayatindan uçtu gitti ve hiç birsey o üç saniyeyi geri getiremez" demisti…

Ve eklemisti

"Hayati istediklerine ulasmak için harca, bir gün arkana dönüp baktiginda uçup giden o saniyelerin bombos bir ömür haline geldigini görmek istemiyorsan tabii!"

Farkindasiniz degil mi?

Yasamlarimiz saniye, dakika, saat dilimlerine bölünmss, akip gidiyor. Ve biz akan bir saliseyi bile geri dönüp tekrar yasayamiyoruz. Onlari geri getiremiyoruz.

Aynaya baktigimizda her gün yeni bir beyaz saç telini ve yüzümüzde acimasizca akip giden dakikalarin izini, birer kirisiklik olarak seyrediyoruz.(kurulusdaki resimlerimize bakip nasil gülüstük LACIVERTTE)

Peki biz hayattan ne bekliyoruz?

Beklentilerimiz için varimiz yogumuz ile  savasiyor muyuz, zaman denen acimasiz düsmanla?

Oysa parmaklarinizin ucuna bakin bir kez.

Sonra da parmaklarinizi üç kez siklatin.

Orada gördügünüz parmak izleri sizden baska kimsede yok ve parmaklarinizin ucundan çikan o ses hayatinizin bombos geçmis üç saniyesi oldu, geçti gitti iste…

Siz özelsiniz, siz yeryüzünde teksiniz…

O zaman hayattan beklediklerimiz de bize layik olmali, özel olmali, ulasilmasi için savasa deger olmali.

Zaman denen canavar galip gelmeden, biz hayattan beklentilerimize ulasmaliyiz ki geçip giden zamana ragmen, geriye dönüp baktigimizda kucak dolusu mutluluk ve beklentilere ulasmanin hazzi ile zaman zaman yüzümüzde kocaman bir gülümseme ile nanik yapabilelim…

Ellerinizi üç kez çirpin, hayattan üç saniyeniz silinip gitti iste…

Bugün özel bir insan olan kendiniz için ne yaptiniz ?

Beklentileriz için bir ugras, savas verdiniz mi ?

Yoksa zamanin sizi yenmesine seyirci mi kaldiniz ?

Mesela özel eski bir dostu aradiniz mi bugün ?

Bu kisa ama çok anlamli hayat derslerini veren dostumu kaç zamandir aramadigimi düsündüm tüm bunlari yazarken..

Yerimden kalktim, Internet'ten çiktim ve telefon ile o dostumu aradim.

Çok mutlu oldu…

"Ne zamandir sesini duymamistim, hangi dagda kurt öldü?" dedi.

Ben de "Özel birini aramak istedim, aklima sen geldin" dedim ve sonra ekledim "Ve ellerimi üç kez çirptim, geçen zamani geri getiremedigimi görünce belki de seni arayacak baska bir üç saniyem olmayacak, su anda aramazsam deyip, yazdigim yaziyi yarida birakip seni aradim" dedim.

Çok mutlu oldu. Bir dostun mutlulugu ile ben de mutlu oldum. Dostumla telefon konusmami bitirip klavyenin önüne oturdugumda yüzümde kocaman bir gülümseme vardi.

Özel birini arayip, dakikalari geri getiremeyecegim bir hayat içinde istedigim bir seyi yapmanin huzuru ile yani mutlu bir yürekle tekrar yazmaya basladim. (bu görüsmeden kisa süre sonrada vefat etti antrenöüm aniden)

ve zaman sinsi düsmana bir nanik yaptim.

Acimasizca akip gidiyorsun, ama ben seni hissediyorum ve istedigim hiç birseyi ertelemiyorum

ve istediklerimi elde etmek için hayatla savasiyorum der gibi mutlu idim.

Siz hala ne duruyorsunuz?

Kosun telefona, bir dostunuzu arayin.

Onu sevdiginizi hissettirin.

Onun mutlulugu ile mutlu olun.

Ellerinizi üç kez çirpin ve düsünün hayatinizdan üç saniye bos birsayfa gibi koptu gitti iste.

Oysa siz özelsiniz ve size layik bir hayati hak ediyorsunuz.

Size layik mutluluklari hak ettiginiz gibi.

Bana inanmazsaniz parmaklarinizin ucuna bakin.

Elimizdeki en büyük hediye, yasam!..

Hissetmek, dokunmak, nefes almak, bir bardak su içebilmek kana kana…

Sevdiklerimizin varligiyla mutlu olmak… Duygu ve düsünce alisverisinde bulunmak…

Yasamin binbir lezzetinden, ziyafet sofrasi gibi bir hayat sofrasi kurabilmek…

Yasamaktan daha pahali ve daha degerli ne var, bir düsünün…Bogaz'da bir yali mi?

Önünde bagli bir yat ile bir kotra mi? Sayilamayacak kadar çok para mi?

Uçsuz bucaksiz araziler mi?

Yoksa, binlerce insanin çalilistigi fabrikalar, bankalarda milyonlarca dolar mi?

Yasamdan daha degerli ne var?

Repo'dan elde edilmis birkaç milyar lira ile mutlu olmaya çalismak,

paha biçilmez yasamin mükemmel tablosunda yer tutabilir mi?

Hiçbir sey saglikla sürdürülen yasamin yerini dolduramaz.

Hele o yasam, degerli dostlarla, birbirini anlayan ve anlasan aile bireyleri ile zenginlesiyorsa…

Tipki o sekerleme reklaminda oldugu gibi, bir bayram günü bile kapini çalan yoksa…

Paylastigin, öfkelendigin, kizdýgin, güldügün, agladigin veya birlikte

kahkahalar savurdugun hiç kimse kalmamissa… Yalida otursan ne yazar?..

Bir degil, 5 tane yatin olsa ne yazar?.. Bitiremeyecegin kadar servetin olsa kim takar?

Saglikli bir yasam ve dostluklarla çevrelenmis insan iliskileri…

En büyük servetimiz degil mi?

Diyeceksiniz ki:

Karamsar olmak için hiç mi sebep yok? Ararsaniz çok sebep var.

Eger yasadigini unutursan… Sagligin en büyük hediye oldugunu farkedememissen…

Karamsar olmak çocuk oyuncagi… Puslu, kirli ve soguk havaya bak, dertlen…

Maasin  yetmedigine bak, dertlen… Oglan, son sinavinda zayif getirdi diye dertlen…

Kiza uygun bir damat bulamadin diye dertlen… Istedigin kadar dertlen…

Bir tatile bile gidemedim diye dertlen… Ne olacak bu memleketin hali, diye dertlen…

Sanki memleketin halini sana soruyorlar… Dertlene dertlene, topladigin negatif

duygular altinda ezil…

Sonra o negatif elektrigi, yakinlarina ileterek onlari da dogduklarina pisman et!..

Ama sakin sunu atlama:

Iyice bak bakalim, hangi mesele çözülmüs? Sen iyiye gitmiyorsan, bil ki sende de kusur vardir…

Sen iyi hissetmiyorsan, bil ki sende de bir kabahat vardir…

Çünkü, ne insanlik, ne de milletler kötüye gider!.. Kusurlarinla baris!..

Iyiliklerini, güzelliklerini ve sevgiyi öne çikart! Kendini begen!..

Çevrende olan biteni, iyimser ve olumlu gözle seyret!..

Bes kurusluk bir menfaat bile elde etmesen de, paha biçilmez bir pozitiflik ve mutluluk seni kötülüklerden koruyan bir zirh gibi sarar…

Yine o içimizi perisan edip, gözlerimizi nemlendiren sekerleme reklamindan örnek verecek olursak…

Seni aramiyorlarsa, sen onlari ara!.. Sana gelmiyorlarsa, sen onlara git!

Onlar seni öpmüyorlarsa, sen onlari öp!.. Sana sarilmadiklarinda, sen onlara dokun!..

Hatta bunu yapmak için bayrami bile bekleme!..

Mutlu ve saglikli olanlara, her gün bayramdir!..  

Nice mutlu bayramlara…Nice mutlu ve umutlu yarinlara…


Kardeslerim,

Adamin biri, her mehtapli gecede alir basini deniz kiyisina
 gidermis. Dönüsünde sorarlarmis :
 
 - Ne gördün?
 
 - Dünya güzeli deniz kizlari gördüm, altin saçlarini gümüs taraklarla
 tariyorlardi, dermis hep.
 
 Bir gece yine tek basina deniz kiyisina vardiginda, gerçekten dünya güzeli
 deniz kizlari görmüs, altin saçlarini gümüs taraklarla tariyorlarmis.
 Döndügünde yine sormuslar :
 
 - Ne gördün?
 
 - Hiç demis. Hiç bir sey…

 
 Oscar Wilde'in yukaridaki harika öyküsünü ilk okudugumda delikanli idim
 ne demek istedigini anlamamistim. Daha sonra unutmusum.
 
 Yillar sonra rastladigim dostumun Agbimin bir sözü bana öyküyü hem
 hatirlatti hem de ne demek istedigini çok çarpici bir sekilde gösterdi.
 Söyleydi söz :
 
 "Bir hayalin gerçek olmasi kadar hayal kirici bir sey yoktur."
 
 Daha sonralari ise bu tema pek çok edebi eserde karsima çikti. örnegin Simyaci'da. Hâlâ okumamis olan var mi bilmiyorum ama hatirlarsaniz orada  bütün yasami boyunca tek hayali para biriktirip Mekke'ye hacca gitmek olan  bir dükkan sahibi vardi. Adam artik gerekli parayi fazlasiyla biriktirmis  oldugu halde bir türlü gitmiyordu. Bu hayalin kendisini yasama baglayan çok önemli bag oldugunu düsünüyor ve onun gerçeklesmesi halinde bu önemli bagi  yitireceginden korkuyordu. Hakliydi aslinda.    Düsünüyorum da hepimizin böyle hayalleri var mutlulugumuzu bagladigimiz, gerçeklesene kadar yasami sanki erteledigimiz. Acaba hiç düsünüyor muyuz bu  istedigimiz her neyse, gerçekles tiginde iyi mi olacak. Bir düsünürün hep  aklimda tuttugum bir sözü vardir :
 
 "Bütün dualarimi kabul etmedigi için Tanri'ya sükrediyorum"  samimiyim..
 
 Belki de daha az üzülmeliyiz gerçeklesmeyen hayallerimiz için. Belki de
 aslinda sevinmemiz, mutlu olmamiz gereken bir sey için gözyaslari
 döküyoruzdur. Belki de olaylara bir de bu açidan bakmayi artik
 ögrenmeliyiz… Yalniz hakkinizda hayirli olan hayallerinizin gerçeklesmesi
 dilegiyle..

Kardeslerim…. Bakin Tamer AYAN kardesim her sabah  bu duayi okuyormus…

 

YÜCE ALLAH'IM !

 

BANA ÖYLE BIR GÖNÜL VER KI:
Bir kurulusun tepe noktasinda yetkili olsam bile, bunu asla baska sekilde kullanmamaliyim.
Günlük yasamda "ben" yerine, daha çok "sen" sözcügünü kullanabileyim…

BANA ÖYLE BIR SEVGI VER KI:
Sonsuz bir hazine gibi bitmesin, çogalsin daha da sevdikçe, doldursun sarsin çevremi.
Hatta düsmanlarimi da sevebileyim…

BANA ÖYLE BIR ÇALISMA GÜCÜ VER KI:
Herkesten daha çok çalisabileyim, tutsak düsmeyeyim doganin kosullarina, esim ve çocuklarimi da mutlu et ki, mutlulugu baskalarina da götürebileyim…

BANA ÖYLE BIR SAGLIK VER KI:
Felç etkisini yok sayip; kosabileyim, konusabileyim.

BANA ÖYLE BIR ERDEM VER KI:
Ibadet edebileyim, iyilik etmeyi ve sevinçten bugulanmis gözlerle, tesekkür edenlere;
bir sey yapmadim, animsamiyorum diyebileyim.

BANA ÖYLE BIR YETENEK VER KI:
Iyi es, baba, anne, iyi komsu, iyi arkadas, iyi vatandas olabileyim.

BANA ÖYLE BIR UMUT VER KI:
Bugüne kadar yapmis oldugum hatalar için karamsarliga düsmeyeyim,
her seyden aklanmis olarak yasama yeniden baslamak üzere bagislanabilecegimi bileyim.

BANA ÖYLE BIR ANLAYIS VER KI:
Düsünebildigim, yargilayabildigim, inandigim, kahroldugum, varoldugum
su anda bu sözleri söyleyebildigim için sükredebileyim.

BANA ÖYLE BIR TALIH VER KI:
Yillar sonra beni hatirlayanlar "herkese iyilik eden, tüm insanlari seven,
o düzeyde de sevilen bir kisiydi " diye konussunlar ve ben de huzur içinde olabileyim.

BANA ÖYLE BIR IRADE VER KI:
Bir gün yenilip, içimdeki seytanin kurallarina dogru yönelirsem;
bu bir düsünce ise düsüncemi, bu bir adim ise ayagimi, bu bir uzanma
ise elimi durdurabileyim.

BANA ÖYLE BIR SABIR VER KI:
Sükûneti bulayim, durabileyim, düsünebileyim 

 

Tamer Ayan kardesim duasini  dilerimki  Yücelerin Yücesi, kabul eder…..

Kardeslerim,

Sular yükselince, baliklar karincalari yer..
Sular çekilince de karincalar baliklari yer…
Kimse bugünkü üstünlügüne ve gücüne güvenmemelidir…
Çünkü kimin kimi yiyecegine..
"Suyun akisi" karar verir…
 
Bir Afrika Atasözü DÜSÜN Gidene kal demeyeceksin…
Gidene kal demek zavallilara, Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere, Hak edene git demek asillere yakisir.
Kimseye hak ettiginden fazla deger verme, yoksa degersiz olan hep sen lursun…
 
Düsün…
Kim üzebilir seni senden baska?
Kim doldurabilir içindeki boslugu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazir degilsen?
Kim yikar, yipratir seni sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Hersey sende baslar, sende biter…
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yasama sevgisini…
Hep hatirla: "Çaresiz seniz, Çare "SIZSINIZ"…
 

 

 

ÇIN ATASÖZÜ VE SON SÖZ……

Bir saatligine mutlu olacaksaniz, sekerleme yapin

Bir günlügüne mutlu olacaksaniz, balik avlamaya gidin

Bir ayligina mutlu olacaksaniz, asik olun

Bir yilligina mutlu olacaksaniz, bir servete konun

Tüm yasam boyunca mutlu olacaksaniz, isinizi sevin…

 

 


BEN, BENLIK, BIZ ve SIZ

Damlalar bilgilerin tümü ve evrenin temelidir.

Neden böbürlenir durur su insanoglu? Okyanustan kopup yine okyanusa dönecek bir su damlasi degil midir oysa… O su damlasi simsiki sarilsa benligine, örtse kat kat billurlugunu ne çikar, okyanusta nerede bulur kendini? O sonsuz deryayi olusturan bir su damlasi degil, su damlalaridir zira… Sen; senden kopup size vardiginda, seni de göreceksin sizi de… Siz; sizden kopup bize vardiginizda, sizi de göreceksiniz, bizi de…Biz, bizden kopup O'na vardigimizda, bizi de görecegiz, O'nu da… O zaman hem görecek hem de anlayacaksiniz ki; okyanustaki su damlalarinin birbirinden farki yoktur. O zaman hem görecek hem de anlayacaksiniz ki; sizin bizden, bizim O'ndan bir farkimiz yok. Iste bu derece anlamsiz, bu derece manasizdir benlik…

 

"Ben" demek, benlikdeki "ben"e sahip çikmak, bizdeki "bizi" bulmaktan farklimidir? Ben'likden Sen'lige geçisteki zor nedendir? Hala bilmez insanoglu…O bizi "biz" diye beklerken, "ben" demenin faydasizligini… Insanoglu ilk "sen" demeyi sevgi ile ögreniyor. Severse "sen" diyor, sevmezse "ben"… Sevdigine veriyor, sevmediginden sakiniyor… Almasini seviyor, vermesini bilmiyor…

Ey Yüce Allah! Sen ne büyüksün ki; söyledigin hep "sen" olmus… Biz ne kadar aciziz ki, söyledigimiz hep "ben" olmus… Sen vermissin, biz almisiz, bitip tükenmek, bikip usanmak bilmeden… Sen sevmissin, biz sevilmisiz, idrakine bile varmadan… Sen söylemissin, biz anlamamisiz, körlükten sagirliktan… Sen beklersin, biz gelmeyiz, korkudan cahillikten… Allah'im! Bizleri önce "sen" diyenlerden, sevenlerden, verenlerden eyle…

Eyle ki ÖZ'e varalim, eyle ki "biz"e varalim, eyle ki sana varalim…

Beyaz sacli, yasli adam gölün basinda oturmaktadir. Aklinda fikrinde kardeslerine yazip birakacagi kitaplari vardir. O sirada bir köpek yavrusu görür. Susuzluktan kirilan bir köpek yavrusunun devamli olarak göle kadar gelip, tam su içecekken kaçmasi dikkatini çeker. Yasli adam dikkatle izler olayi. Köpek yavrusu susamistir ama göle geldiginde su da ki yansimasini görüp korkmaktadir. Bu yüzden de suyu içmeden kaçmaktadir. Sonunda köpek yavrusu susuzluga dayanamayip kendini göle atar ve kendi yansimasini görmedigi için suyu içer. Aklinda olan kitaplar gitmis, yerini susayan köpek yavrusunun su içmesi almistir. Yasli adam, bir "Oh…" çeker; kendi kendine!…

O anda yasli adam düsünür:"Benim bundan ögrendigim su oldu" der.  "Bir insanin istekleri ile arasindaki engel, çogu zaman kendi içinde büyüttügü korkulardir. Kendi içinde büyüttügü engellerdir. Insan bunu asarsa, istediklerini elde edebilir."

Ama biraz daha düsününce aslinda gerçek ögrendigi seyin bundan farkli oldugunu görür. Asil ögrendigi sey, "insanin yasli adam bile olsa köpek yavrusundan ögrenebilecegi bilginin var oldugudur."

Bu yüzden ne varsa sen de paylas, senden de ögrenilecek bir seyler vardir diger insanlar için…

Her insanin bir hikayesi ve söyleyecek bir sözü mutlaka vardir.

Tipki, kardesiniz  gibi…

BASARI

Basari deyince aklimiza farkli seyler gelir.

Toplumun gözünde basari;

iyi maddi gelir getiren bir kariyer, büyük bir ev, lüks bir arabadir.

Aslinda bunlar basarili olmanin tanimi degildir.

Asagida Ralph Waldo Emerson 'in basari tanimina kulak verelim:

BASARI ; Sik sik gülmek ve çok sevmektir;

Akilli insanlarin saygisini ve çocuklarin sevgisini kazanmaktir;

Dürüst elestirmenlerin onayini almak;

sahte dostlarin arkadan vurmalarina dayanmaktir;

Güzeli sevmektir;

Herkesteki en iyiyi bulmaktir; Karsilik beklemeyi hiç düsünmeden

kendiliginden vermektir; Geride ister saglikli bir çocuk, ister

kurtarilmis bir ruh, ister bir parça yesil bahce, ister iyilestirilen

bir sosyal durum birakarak dünyanin iyilesmesine

katkida bulunmaktir;

Gönlünce eglenmek ve gülmek; Kendinden geçerek sarki söylemektir;

Tek bir kisi bile olsa, birinin sizin varliginizdan

ötürü daha rahat nefes aldigini bilmektir.

Iste bu basarili olmaktir.

Süleyman SAVAS

29/Nisan/2008

MaviDalga'yi Buyutenlerle

SS / den NANKöRE

Sevgili  kardeslerim,

Epiktetos yirmi asir önce demistir ki:

"Kader eninde sonunda söyle veya böyle günahlarimizin bedelini önümüze koyar.

Görünen yada görünmeyen zaman içinde herkes günahlarinin bedelini öder.
Ektigini biçer.

Bunu bilen insan kimseye kizmaz, gücenmez, kimseyi asagilamaz, kimseyi itham etmez, kimseden nefret etmez, kimseye kin tutmaz.

Bunu bilen insan karsilastigi aksiliklere sasmaz. Önüne çikan maddi-manevi engellerin kendi günahlarindan baska bir sey olmadigini  bilir…"

Düsmanlarinizi düsünmek için ayiracaginiz bir dakika bile düsmanlarinizdan daha degerlidir.
 

Söyle diyor Aristoteles:
"Ideal insan iyilik yapmaktan zevk alir. Kendisine iyilik yapilirsa mahcubiyet duyar.
Çünkü iyilik yapmak üstünlük isareti, bir iyilige muhtaç duruma düsmek zaaf isaretidir."

Karsilasacagimiz nankörlükten dolayi üzülmemek için hazirlikli olalim. Karsilik Beklemeden iyilik yapalim.

Mutluluk minnet beklemekte degil, minnet gösterilmesinden rahatsizlik duyulacak olgunluga erismektir

MaviDalga'yi Buyutenlerle

SS / TANRIM BENI YAVASLAT

 


NOT: Bu yazi m.ö. 2000 yil önce Hititlere ait kalintilar içinde bulunan bir duvar yazisina aittir.< ?xml:namespace prefix ="" o />


 


 

 


TANRIM BENI YAVASLAT


(Eski Bir Duvar Yazisi)


 


Tanrim beni yavaslat! Aklimi sakinlestirerek kalbimi dinlendir …


Zamanin sonsuzlugunu göstererek bu telasli hizimi dengele …


Günün karmasasi içinde bana sonsuza kadar yasayacak tepelerin sükunetini ver …


Sinirlerim ve kaslarimdaki gerginligi, belegimde yasayan akarsularin melodisiyle yika, götür …


Uykunun o büyüleyici ve iyilestirici gücünü duymamda yardimci ol …


Anlik tatilleri yasayabilme  sanatini ögret; bir çiçege bakmak için yavaslamayi; güzel bir köpek yada kediyi oksamak için durmayi; güzel bir kitaptan bir kaç satir okumayi; balik avlayabilmeyi; hülyalara dalabilmeyi ögret …


Her gün bana kaplumbaga ile tavsanin masalini hatirlat. Hatirlat ki yarisi her zaman hizli kosanin bitirmedigini, yasamda hizi artirmaktan çok daha önemli seyler oldugunu bileyim …


Heybetli mese agacinin dallarindan yukariya dogru bakmami sagla. Bakip göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olmasi yavas ve iyi büyümesine baglidir …


Beni yavaslat Tanrim ve köklerimi yasam topraginin kalici degerlerine dogru göndermeme yardim et. Yardim et ki, kaderimin yildizlarina dogru daha olgun ve daha saglikli olarak yükseleyim …


Ve hepsinden önemlisi!


TANRIM,


 Bana degistirebilecegim seyleri degistirmek için CESARET,


 Degistiremeyecegim seyleri kabul etmem için SABIR,


 Her ikisi arasindaki farki bilmek için de AKIL  ver …


 

FELSEFE Serisi, Felsefe

SS FELSEFE 52

Bilim tarihine SS ' ile seyreltik bakış   52

 DSC04152

 

Bir tek şeyi bir daha öğrendim. Daha hiçbir şey öğrenememişim. Bu dizide tek tek uğraştığım bilim zıpırlarının hepsini tanırdım ben. Ancak birbirleri ile korrelasyonları eksikmiş bilgi dağarcığımda..

SS  son bölümünde, bilim tarihi yazmanın açmazlarını anlatmağa calışıyor.

Önceki bölümlerde yaptığım can sıkıcı derlemelerde elleştiğim şey bence ne felsefe ne de bilim. Ben ''Tarih'' ile oynaşmaya çalıştım çokca bu yazılarda.

Tarihin Res gestae ve de historia rerum gestarum'dan ibaret olduğuna inanmıyorum da ondan. Yani "Yapılan işler ve de yapılan işlerin tarihi." Tarih bunların dışında bir de etkilenmeler kompozisyonudur. Yani yapılan işler sizden yıllar hatta asırlar sonra yapılacak işlere dahi bağımlıdır tarihi manada.

Günü için geçerli ve doğru olan bir şey, tarihin yeniden yazımı sırasında, yapıldığı çağdan öncesi ve sonrası ele alınarak ve tarihin yazıldığı çağdaki bilgiler doğrultusunda işlenerek geçersiz ve yanlış olarak ilan edilebilir kolayca.

Bunu zaman zaman, hatta çoğu zaman, ben de yaptım. Kâh Platon'u yerlere vurdum Aristoteles'i göklere çıkardım, kâh tersini yapıp talebeyi eleştirip hocayı övdüm.

 NURU-ZİYADA&fulltext=Ara">AKEDEMİ NURU-ZİYADA alabildiğim eğitim oranında Onlar dünyayı şekillediler ben hâlâ kendimi bile şekilleyemedim. Paul Valery tarihi ''Zavallı küçük tahmin bilimi'' diye adlandırır.
Tarihçi zorunlu olarak seçim yapar. Az ondan az şundan. Bunu yaparken ya kendi kafasının ya çağının bağnazlığına da yenik düşmekten kurtulamaz.

Örneğin Resmi Türk Tarihinde;

Biz hep şanlı zaferler kazanırız. Yenilgilerimiz ise düşmanın kalleşliğinden ötürüdür. 300 yıl sürmüş ve yüzbinlerce Türkün vahşice öldürüldükleri Arap-Türk savaşlarının sonucu Müslümanlığı kabul edişimizin tarih kitaplarındaki yeri tek satırdır.

"Türkler Müslümanlığı kabul ettiler."

Tarih ile ilgili bir diğer yanılgı noktasal darbelerdir.

1453 yılında İstanbul düştü ve çağ değişti.

Hadi oradan.

Çağ değişimleri yüzyıllar sürer. "Aynı" ile '"Başka"nın macerasındaki değişime benzer bu iş. Başkalaşırsınız ama farkında bile olmazsınız. Bir gün birdenbire herhangi bir önemli ya da önemsiz olayın sonucunda başkalaştığınızın farkına varıverirsiniz. Çağ değişimi de böyledir işte. Zaten değişmiş çağın sadece farkında olunmasıdır noktasal darbe.

Bunu bilmenin hiç kimseye yararı yoksa bile inanın size vardır.


Dönelim Bilim Tarihi'ne. Her türlü tarihi yazmak zordur ancak bilim tarihinin bir de kırılgan noktası vardır. Tarihi oluşturan insanların hepsi güçlü keskin köşeli zatlar iken bilimi oluşturan insanlar genelde kıskanç, içine kapanık ve bilimsel kimlikleri dışında oldukça niteliksiz insanlardır.

Koskoca Leonardo da Vinci'nin kendi uygarlığını ve kendi milletini bırakıp Fransızlara hizmet eden ve ülkesinin dışında sessiz sedasız ölen bir dev olduğunu unutmayalım.

Tarih düzenlerken ise tarihi yaratan kimliği bir kenara bırakıp "Res gestae" ile uğraşamazsınız sadece. O zaman da "idealist" bakış açısı somut ve gerçek tarihin yerini alıverir. "Bilim tarihi kendisini doğuran, gelişmesini besleyen ya da köstekleyen, toplumlara bağlı olan ama aynı zamanda toplumları etkileyen, bilimsel etkinliğin gerçek birliğini yeniden kavramalıdır" diyor Alexandre Koyre.

Bunu yapabilecek "Tarih Yazarı"nın vasıflarının ne mertebede olması gerektiğini düşündükçe de dudaklarım uçukluyor benim. Bu kapasite ve kaliteye sahip insanın kendini tarih yazmak yerine tarih yapmaya yöneltmesi beklenmez mi?Bir başka büyük bela ise aşırı uzmanlaşma. Bilim tarihini çağlara ayırır, konulara ayırır, bölük pörçük eder bu uzmanlaşma. Yapacak hiçbir şey de yoktur bunun karşısında. Bilginin zenginleşmesinin yeteneklerimizi çok aşmasının bedelidir uzmanlaşma.Allah konsantrasyonu icat edeni…..
Neyse bozmayayım klavyemi şimdi. (yakısmazda zaten bize) dimi

Ne olmuş sonunda? Biri tutmuş matematik tarihi demiş, öbürü fizik tarihi, beriki matematiği bile parçalayıp geometri tarihinin peşine düşmüş.

E böyle Bilim Tarihi mi olur be

Sanırım artık bırakın Bilim Tarihini, İnsanlık Tarihinin yazılması bile hayal. Bu bolluk, bu bilgi bolluğu cılkını çıkartacak tarih yazmanın.

Allah vere Tarih Yapma'nın cılkı çıkmaya.


Itinerarium mentis in veritatem – Aklın hakikate yolculuğu.

Her deneme bu yolculuğun bir parçasıdır. Sorun bu yolculuğun ne zamanı, ne yaşı, ne de hangi şartlar altında yapıldığı değildir. Sorun bu yolculuğun nesnelliğidir. Yolculuk kriterleriniz gerçekçi mi, değil mi? Bakış açılarınız objektif mi, değil mi?..

Hata veya doğruyu bu nesnellik belirler.

İnsanın kendisine de aklına da tarafsız olması ne kadar zordur.

Ne farkı var diyeceksiniz aklınız ile kendinizin. Eğer hep aklınız ile şekillenebilseydiniz hakikaten haklı olurdunuz. Ne yazık ki ya da şükür ki kendimizi hep aklımız yoğurmaz.

Ben de yaptığım bu ufak ama bana göre anlamlı yazı yolculuğunda hakikati tarihle damgalamaya çalıştım. Ancak bu insanlık için küçük ama benim için büyük adımda bir tek şeyi bir daha öğrendim.
Daha hiçbirşey öğrenememişim.

Tek tek yukarıda uğraştığım bilim zıpırlarının hepsini tanımağa çalıştım. Ancak birbirleri ile korrelasyonları eksikmiş bilgi dağarcığımda.

(İnşallah kardeşlerimin de gayretleri ile yerlerine koyabilirim.)

Neyse…

Pascal "İnsanlık hep yaşayan, hep öğrenen tek bir insan olarak düşünülürse onu incelerken kendi tarihimizle, dahası, kendi düşünsel yaşam öykümüzle uğraşıyoruz demektir" demiş. Yani;

İnsanlığımı merak ediyorsam varım. Tabii korkmadan aynaya bakabiliyorsam

Üstelik sıkıcı da değildir bu öykü. Gerçi bir felsefecinin eline ne verirsen ver, sıkıcı hale getirmeyi becerir ya.

Bir tek şey biliyorum; Itinerarium mentis in veritatem dümdüz bir yol değildir. Hakikate giden yol tuzaklarla, engellerle, yanlışlarla kaplıdır.

(Yaşadık ve gördük dimi kardeşlerim… hele benim son gunlerde yaşadıklarım ?) Süreklilik anahtar kelime. Hiçbirşeyde algılanamaz değişmeler olamaz. Tohumdan ağaca sıçrama diye birşey yoktur. Evreler mutlaka yaşanacaktır. Gerek salt düşünce akımları gerekse uygulamalı bilim evreleri yüzyıllar boyunca birbirlerini izler, birbirlerini itekler, birbirleriyle kesişir, birbirlerine karışır ve hatta birbirlerini köstekler.Tabii bu olgu bizi olayları evrelere ayırarak zaman dizinleri oluşturmamızı engelleyemez. Bu bizim için bir kolaylıktır. Az da olsa çağdaşlar arasında benzerlikler yakalayacağız ve onları gruplaştıracağız. Oyunun kuralı bu. En azından farklılıkları yanında üslup olarak önemli benzerliklerini yakalayacağız çağdaş insanların.
Birşeyi daha unutmayalım. Dönemsel benzerlikler illa birbirini takip edecek diye de bir olgu yoktur. İlkçağın deneyden uzak tutumuna karşı Ortaçağ deneye yönelmiş, Yeniçağ deneyin esiri olmuş zamanımızın çağcıl-modern bilimi ise deneyden nerdeyse tamamen uzaklaşmıştır. Bizim dönemimizin bilimi neredeyse tamamen matematikselleşmiş olup masa başında ispatlanıvermektedir.

Big-bang'in nesini deneyleyeceksiniz ki…

Beni şu yaptığım kısa yolculukta en mutlu eden şey sonuca varırken insan aklının genleşmesi ve aynen boşluk gibi bilgiyi nereden va nasıl bulursa bulsun içine sıkıştırabilmesinden çok İlkçağın tanrı hakimiyetinden kaygısız bakış açısının Ortaçağın tanrımerkezci ahlaksızlığına yenik düşmesini alteden sırası ile humanist, metafizik, eylemci bakışlara yönelmesidir.

Yani kısaca gökten (kimileri buna ahret de diyebilir) yere indirilerek herşeye hakim kılınmış Tanrı yanında taşıdığı ahret mutluluğu vaadine rağmen akılcı insan için tekrar ait olduğu yere, yani göklere iade edilmiştir.

Bir kez ve son kez daha Aristoteles haklı çıkmıştır.

Tanrı bilimsel olamaz. Doğa sürekli düzeltmeler ile idare edilesi bir mekanizma değildir.

Kendini bu yazıları okumak zorunda hisseden herkesten verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim.

Saygılarımla,

Hoşça kalın,

HERŞEY GÖNLÜNÜZCE OLSUN

SS

|| 3. sayfa (Toplam 21)« Birinci>«2345»>21. sayfa ||