'MaviDalga'yi Buyutenlerle' Kategorisi arsiv yazilari

MaviDalga'yi Buyutenlerle

SS / den NANKöRE

 

Sevgili  kardeşlerim,

Epikte tos yirmi asır önce demiştir ki:

“Kader eninde sonunda şöyle veya böyle günahlarımızın bedelini önümüze koyar.


Görünen yada görünmeyen zaman içinde herkes günahlarının bedelini öder.
Ektiğini biçer.


Bunu bilen insan kimseye kızmaz, gücenmez, kimseyi aşağılamaz, kimseyi itham etmez, kimseden nefret etmez, kimseye kin tutmaz.


Bunu bilen insan karşılaştığı aksiliklere şaşmaz. Önüne çıkan maddi-manevi engellerin kendi günahlarından başka bir şey olmadığını  bilir…”

Düşmanlarınızı düşünmek için ayıracağınız bir dakika bile düşmanlarınızdan daha değerlidir.
 

Şöyle diyor Aristoteles:
“İdeal insan iyilik yapmaktan zevk alır. Kendisine iyilik yapılırsa mahcubiyet duyar.
Çünkü iyilik yapmak üstünlük işareti, bir iyiliğe muhtaç duruma düşmek zaaf işaretidir.”

Karşılaşacağımız nankörlükten dolayı üzülmemek için hazırlıklı olalım. Karşılık Beklemeden iyilik yapalım.

Mutluluk minnet beklemekte değil, minnet gösterilmesinden rahatsızlık duyulacak olgunluğa erişmektir

MaviDalga'yi Buyutenlerle

SS / TANRIM BENI YAVASLAT

 

NOT: Bu yazı m.ö. 2000 yıl önce Hititlere ait kalıntılar içinde bulunan bir duvar yazısına aittir.

 

 

 

TANRIM BENİ YAVAŞLAT

(Eski Bir Duvar Yazısı)

 

Tanrım beni yavaşlat! Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir …

Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele …

Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver …

Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, beleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür …

Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymamda yardımcı ol …

Anlık tatilleri yaşayabilme  sanatını öğret; bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı; güzel bir köpek yada kediyi okşamak için durmayı; güzel bir kitaptan bir kaç satır okumayı; balık avlayabilmeyi; hülyalara dalabilmeyi öğret …

Her gün bana kaplumbağa ile tavşanın masalını hatırlat. Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı artırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim …

Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla. Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır …

Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et. Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı olarak yükseleyim …

Ve hepsinden önemlisi!

TANRIM,

 Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET,

 Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmem için SABIR,

 Her ikisi arasındaki farkı bilmek için de AKIL  ver …

 

MaviDalga'yi Buyutenlerle

AYNA ve SIR

DAİMA “AYNAYA KORKMADAN BAKABILEN”

TAMER AYAN KARDEŞİME

TEŞEKKÜRLER,

 

Atasözümüzde ne güzel ifade edilmiştir: “Söyleme sırrını dostuna, onun da dostu vardır, o da söyler dostuna.”Şairin tembihi de bu atasözümüzü destekler: Sırrını kimseye fâş etme (ortaya dökme), sırrın fâş olur. Sen kendi sırrını saklayamazsan, el sana nasıl sırdâş olur. İmam Şâfî  “Sırrını saklamasını bilen, işinin hâkimi olur.” der. Çünkü ser verip sır vermeyen, serverdır. Hiçbir sırrı olmayan insan, bu yüce ve ilâhî kaynaklardan hangi sırrı anlayabilir ki! Allah katında değeri olan insanların yazdıkları da sırlarla bezenmiştir Sırlar açıyor yerden gökten. İbn Arabi’nin Füsûs'ül-Hikem isimli eserinde belirttiği üzere, “her mevcûdun ezelde bir ayn-ı sabitesi vardır. Mevcut, bu ayn-ı sâbitenin gerektirdiği biçimde dış âlemde gerçekleşir. Neyin neyi gerektirdiğini sadece Allah bilir.” Dolayısıyla her varlık bir sırdır.

 

Sır olduğunu bilen; sırlanan ve sırlarıyla ayna olabilen bir varlık, hem Hakikat’in aşkıyla yanar, kavrulur, hem de O’nun rengine bürünür.Sonsuzluk yolu, ayna olmanın özelliklerini kazanabilen sırdaş iki kişinin varlığı ile başlayabilir. Yoksa, bir şeyden haberi olmayanlarla sürekli oturup kalktık mı, bu yolu yitirdik demektir.

 

Ayna nedir? Saydam bir camın arkasındaki “sır” denilen ve çok ince metal bir tabakanın sürülmesinden elde edilen bir âlet. Sır, bazı nesnelere parlaklık verir, onları dış etkilerden korur, sızmalarını önler. Türkçemizde, küp parlaklığını yitirdirdiğinde, “küpün sırrı dökülmüş” deriz. Peki, aynanın sırrı dökülmüş ise, kendimizi aynada seyredebilir miyiz? Sır olmazsa, ayna olur mu? Ayna olmazsa, kendimiz olur muyuz? Bugün pek çok kişi aynaya maddi anlamda güzel görünmek için bakıyor olsa da, kendi manevi güzelliklerini, derinliklerini görebilmek için aynaya bakmak insanı heyecanlandırır.

 

İnsana kendisini ve insan olanı gösteren aynadaki sır, herkese söylenemeyen şeydir; gizli bir hakikattir. Bu hakikat, Müşâhedetullah’ının mahalli olan kalpteki lâtife olarak yer alır. Bir işin, bir şeyin dikkat, yetenek, tecrübe ve sezgi yardımıyla kavranabilen en zor, en ince yanını anlatmak için de sır kavramını kullanırız. “Mânâ itibariyle; ilmin hakikati ve hâlin marifeti üzerine yoğunlaşan insan, sırra erebilir. Sırra ermek deyimi, gizli tutulan veya sır durumunda olan bir şeyi anlamak ve kavramaktır.

 

Bir veliye tevhid nedir diye sorulmuş. Verdiği cevap çok mânidardır : “İki ayna arasında bir elmadır.” İki ayna arasındaki cisim sonsuza çıkar; ama bir tanedir. Bu cümleyi derinlemesine tahlil etmeliyiz ki, aynanın rolünü kavrayabilelim. Sonsuzluk yolu, ayna olmanın özelliklerini kazanabilen sırdaş iki kişinin varlığı ile başlayabilir. Yoksa, bir şeyden haberi olmayanlarla sürekli oturup kalktık mı, bu yolu yitirdik demektir: Ehil olmayanlarla bir soluk bile eğleşme, aynayı suya atma gibidir, ayna suda kalırsa paslanır elbet. İnsan için ten mi aynadır yoksa can mı? Cevabını Mesnevi ilk beyitlerinden verelim:

          

Ten canın aynasıdır, can tenin

            Lâkin olmaz can gözü her kimsenin.

 

Bu sorunun cevabını farklı bir açıdan da anlamak için yeni bir soru da sorabiliriz: Mecnun mu Leylâ idi yoksa Leylâ mı Mecnun?

         

Sırra eren sırrî , tam anlamıyla bir sufidir . Kendisi de sır olan kişi, artık bir sır küpüdür. Birçok sırları bildiği halde hiçbirini açığa vurmamaktadır. Kendisine lütfedilen sırrı fâş (ortaya dökerse) ederse, aynasının arkasındaki tabaka dökülmeye başlayacak ve camdan kendisini değil hep başkalarını görecektir. Sırrı fâş edene, yeni sırlar verilir mi? Hiçbir sırrı olmayan insan, bu yüce ve ilâhî kaynaklardan hangi sırrı anlayabilir ki! Allah katında değeri olan insanların yazdıkları da sırlarla bezenmiştir Sırlar açıyor yerden gökten. İbn Arabi’nin Füsûsu,l-Hikem isimli eserinde belirttiği üzere, “her mevcûdun ezelde bir ayn sabitesi vardır. Mevcut, bu ayn-ı sâbitenin gerektirdiği biçimde dış âlemde gerçekleşir. Neyin neyi gerektirdiğini sadece Allah bilir.”

 

Dolayısıyla her varlık bir sırdır. Sır olduğunu bilen; sırlanan ve sırlarıyla ayna olabilen bir varlık, hem Hakikat’in aşkıyla yanar, kavrulur, hem de O’nun rengine bürünür:

        

Gerçek aşkına yandı ânın

            Cümle boyandı rengine ânın.

        

Her şeyi ayakta tutan şey “Sır”dır. Sırrı ortadan kaldırabilirseniz, o her şey hiçbir şey olur. Hasbi olmak için “sır”lanmalıyız.

 

Çünkü nefs çok kaygan bir zemindedir. Yaptığımız ibadetler, iyilikler, güzellikler kalpte kalmayabilir. Bunun sonucunda da kendisi de bir “sır” olan veya bir “sır” mekânı olan kalbimiz bir ayna haline dönüşemeyebilir. “Sır”larımız kalpte kalmalı ki ayna haline gelebilsin. Sırrını keşfeden, sırrını saklayabilen ve sır tutabilen ve böylece âlemde âdem olmayı başarabilir. İnsan, “Mir’atü’l-İrfan” yani İrfan Aynası’dır. Bu aynaya bakanlar, kendilerini tanıma imkanına kavuşabilirler ve aynalar onlara yeni bir yol lütfedebilirler. Veya Necip Fazıl’ın şiirinde yer aldığı gibi, bazen bu aynalar insanın yolunu da kesebilirler. Çünkü kendisine bakan için aynanın gerçekçi bir yönü vardır.

 

Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde anlatıldığı üzere, adamın biri yolda bir ayna bulur. Çirkindir, aynaya bakınca kendini görür ve çok çirkin olduğunu anlar. Sonunda aynayı tekrar yere atar ve şöyle der: “Boşuna değil, sahibin seni atmış, terk etmiş.” Peki biz aynasını arayan bir dost olarak yollara nasıl döküleceğiz? Ayna arayan bir dost… Arıyor, arıyor da, aynadan istedikleri o kadar çok ki… Sanki hayatı, daha ötesi şekillendirmesini istiyor ondan. Belki bununla da kalmayıp ötelere açılan bir yol istiyor ondan. Ötelere, Rahman’a, Miraç’a götürecek bir ayna… Kendini görmek, ötelere gitmek için bir ayna bulmak… Gözler kendini görmekten aciz değil midir?

 

‘Kendisini ne eksik ne fazla yansıtacak, kusurlarını merhametiyle setredecek, umutsuz gecelerine muştular sunacak, yaratılışının inceliklerini kendisine gösterecek, özünü onun özünde ve yüzünde seyredecek, sırrını aşikâr kılacak, kibrit-i ahmer gibi bakırı altına dönüştürecek, her dem taze kalacak, paslanmayacak, tozlanmayacak bir ayna aramaktadır. Bu aynadır ki kendisini arayanlara Miraç’ın yolunu yansıtacak olan…“Ruh gibi insan bedenine tevdî edilen bir lâtifedir. Kalb , ruh ve sır sıralamasında sır, ruhtan sonra gelir ve ondan daha lâtiftir. Kalp marifet, ruh muhabbet, sır temâşâ mahallidir.”

 

Mevlana dergahında semâ edebilen zâtlar, bu aynanın sır dolu yapısıyla acaba hangi makamları temâşâ etmektedirler? Sırr-ı tecelli yata ulaşanlara yani Allah’ın “İnsan benim sırrım, ben insanın sırrıyım.” şeklinde buyurduğu sırra erenlere selam olsun! 

 

Sır olmak üzere, sırra kadem basabilen ve sırrın sırrına erebilen sır dostlarına selam olsun

 

 

MaviDalga'yi Buyutenlerle

DEGERLERIMIZ…

 Teşekkürler,Uğur SÖZER

 
KAYBETMEDEN BIR KEZ DAHA DUSUNUN
  
Terentius, "Onunla her seyi paylasmak zevkinden mahrum kalinca, hiçbir
zevki
tatmamaya karar verdim"
demis, yitirdigi bir dostunun ardindan.
 
Nasil bir insandan bahseder Terentius? Karsisinda zavalli gibi görünmekten
korkmadigimiz, bizi degistirmeye degil
zenginlestirmeye çalisan, yargilayan degil, kendimizi sorgulamamiza yardimci olan biri midir yitirilen?
 
Sabahin 3'ünde çaldigimiz kapisini açtiginda, tek kelime etmeden kollarina atilip aglayabilecegimiz bir insan midir Terentius'un acisini bu sekilde dillendiren?
 
Nedenlerini merak etse de, göz yaslarimizin dinmesini bekleyecek kadar anlayisli, titrek sesimiz ve telasli cümlelerimizi sükunetle dinleyecek kadar sabirli, acimizin bir kismini kendine yük edinecek kadar cömert ve yürekli insanlar midir dost diye seçtiklerimiz?
 
Sadece sohbeti degil, sessizligi de sıkıcı olmayan ;yalnizligimizi unutmak için varligi, eksikligini hissetmemiz için yoklugu kafi gelen insanlara mi dostum deriz?
 
Basimiza gelen güzel bir seyin coskusu yüregimize sigmadiginda, saate aldirmayip telefona sarildigimiz ve karsimizdaki uykulu sese "Kulaklarina inanamayacaksin!" diye bagirdigimizda, "Sabahi bekleyemez miydin?" demeyen biri midir gerçek bir dost?
 
Güzel bir film izledigimizde, keske O da olsaydi dedigimiz,okudugumuz bir kitaptan bahsedebildigimiz ve en mahrem sirlarimizi anlattiktan sonra
rahatça uykuya dalabildigimiz bir sirdas midir yoksa?
 
Konusurken gözlerimizi kaçirmadigimiz, kendimizi saklamadigimiz ve yüzümüze en aci gerçekleri haykirirken bile darilmadigimiz yalnizligimiz midir dost
dedigimiz insanlar?
 
Ne bileyim, ayni fikirde olmasak da uzlasabildigimiz, köprüleri atmadan da tartisabildigimiz, her savastan birlikte ve biraz daha güçlenmis baglarla
çiktigimiz insanlar midir dost payesi verdiklerimiz?
 
Tanidigimizi sanirken, daha kesfedilmeyi bekleyen nice el degmemis duygular ve düsünceler tasidigini gördügümüz ; sürekli bizi sasirtan kendimiz midir
onlarda sevdigimiz?
 
Aristo hakli midir ; "Dostluk bir ruhun iki ayri bedende yasamasidir" derken
ve Terentius, baska bir bedende topraga verdigi
ruhunun yasini mi tutmaktadir?
 
Paylastigi her seye ölüm de mi dahildir?
 
Acaba, neyi kaybedecegini, dostu ölmeden önce farketmis midir? Ya biz;
herseyi paylasmanin, iddiali ve gerçek disi geldigi
günümüzde, sahip miyiz gerçek bir dosta?
 
Ya da adimizin önüne dost sifati koyan insanlar var midir hayatimizda?
Yoksa kendimizi sevmeyi basaramadigimizdan, sasiriyor muyuz bizi sevdigini söyleyen birinin varligina, inanamiyor muyuz yanimizda kalmasina ve
uzaklastiriyor muyuz içten içe bizi sevmesini istedigimiz insani kendimizden?
 
Ve bir gün, bir el daha kayip gittiginde avuçlarimizdan, kendi mezarimizin basinda aglayacagimizi biliyor muyuz? Is isten geçmeden önce tesekkür edebiliyor muyuz sevdigimize, hiç degilse bizi sevdigi için.
 
C.D.

- Next »