'SS ile Gezi' Kategorisi arsiv yazilari

SS ile Gezi

DÜSÜNCE ve HIRS

teşekkürler, Uğur SÖZER  kardeş,

 

Doğulu bir düşünür Halil Cibran

İlle de “Halil Cibran” diyen Teri Roditi’ye “peki” dedim. Aslında
Halil Cibran, tanınması gereken bir şahsiyet. Kimbilir belki de
biliyorsunuzdur. Ama bilmiyorsanız, mutlaka okumalısınız. Anahtar
Kitaplar Yayınevi’nden “Halil Cibran”ı bulabilirsiniz.

20. yüzyılın ikinci yarısında Lübnanlı Halil Cibran Batı dünyasının
en çok sözünü ettiği Yakın Doğulu bir şair ve düşünür.

Halil Cibran, 1883 yılında Bechari’de doğdu. 12 yaşındayken
ailesiyle birlikte Amerika'’a göç etti. Kendi ısrarı üzerine
yükseköğrenimini Beyrut’taki El Hikmet Medresesi’nde bitirdi. 1902
yılında bir daha hiç dönmemecesine Lübnan’dan ayrıldı. 1918′de ilk
kitabı “Deli” yayınlandı. 1923′de “Ermiş” basıldı. Bu kitabıyla adı
bütün dünyaya yayıldı. Cibran’ın bütün kitaplarında bir “öğreten”
bir de ondan “öğrenenler” var.

Ermiş’te de öğreten Kul El Mustafa, on iki yıldır yaşadığı Orphalese
kentinden ayrılmak üzereyken halkın ondan bir isteği olur; onlara
erdiği gerçeği anlatmasını ister. El Mustafa da halkın öğrenmek
istediği çeşitli konular hakkında konuşmalar yapar. İşte bu
konuşmalardan birkaçı;

“… bize Düşünce ve Hırs’tan söz ed, dedi:

Ve El Mustafa yanıtladı:

Çoğu kez ruhlarınız bir savaş alanı gibidir ve burada düşünceniz ve
yargılamanız, hırs ve doyumsuz iştahınızla mücadele içindedir.

Keşke elimden gelse de, içinizdeki unsurların ahenksizliğini ve
rekabetini birliğe ve ahenge çevirerek ruhlarınıza huzur ve barışı
koyabilsem.

Fakat, kendiniz barışı ve içinizdeki unsurları sevmedikçe benim
elimden ne gelir ki? Düşünceniz ve hırsınız, engin denizlere açılmış
olan ruhunuzun dümeni ve yelkenleridir.

Eğer dümeniniz ya da yelkeniniz kırılacak olsa, bocalayıp çarpmaktan
ya da denizin orta yerinde çakılıp kalmaktan öte hiçbir şey
yapamazsınız.

Çünkü düşünce kendi başına buyruk kesilirse, bağlayıcı olur, ve
hırs, yönetimsiz kalırsa, kendi sonunu getirinceye dek yanacak bir
aleve benzer.

Bu nedenledir ki, bırakın ruhunuz düşünceyi hırsın doruklarına dek
yüceltsin ki, orada şarkısını söyleyebilsin.

Ve bırakınız ruhunuz düşünceyle hırsınızı yönetsin, ki hırsınız,
kendi küllerinden her gün yeniden doğan Anka Kuşu gibi, her gün
kendi bozgunundan yeniden doğarak yaşayabilsin.

Dikkate almanızı dilerim ki, yargılarınızı ve doyumsuz iştahınızı,
evinize gelen iki konuk gibi karşılayasınız. Konuklarınızdan birini
ötekinden üstün tutmayacağınız kuşkusuzdur; çünkü birinin öbürüne
yeğlenmesi halinde her iki konuk da sevgisini ve inancını yitirir.

Tepeler arasında, beyaz kavak ağaçlarının serin gölgeliğinde oturur,
uzaklardaki tarlalarla çayırların huzur ve sükunetini paylaşırken,
bırakın yüreğiniz sessizce, Tanrı düşüncenin içinde dinleniyor tesin.

Ve ne zaman ki fırtına kopar, sert rüzgarlar ormanı sarsar ve
yıldırım ve şimşek gökyüzünün görkemini ilan eder… İşte o zaman
bırakın yüreğinizürpererek “Tanrı hırsın içinde deviniyor” desin.

Ve Tanrı’nın evreninde bir soluk ve Tanrı’nın ormanında bir yaprak
olduğunuz içindir ki, sizler de düşüncenin içinde dinlenip hırsın
içinde devinmelisiniz.

… Bize Dostluk’tan söz et, dedi.

Ve El Mustafa yanıtladı:

Dostunuz, sizin karşılığını bulmuş ihtiyacınızdır.

O, sizin sevgiyle ekip teşekkürle biçtiğiniz tarlanızdır.

Sizin sofranız ve ocakbaşınızdır.

Çünkü siz ona aç koşar ve huzura kavuşabilmek için onu ararsınız.

Dostunuz size aklından geçenleri açıklarken, kendi aklınızdan geçen
ne “hayır” ne de “evet”i ona söylemekten korkmayınız.

Ve o sustuğunda yüreğiniz onun yüreğini dinlemeyi sürdürsün.

Çünkü sözcükler olmasa da dostluklarda tüm düşünceler, tüm istekler,
tüm umutlar doğar ve açıklanamayan bir mutlulukla paylaşılır.

Dostunuzdan ayrı düştüğünüzde üzüntüye kapılmayın;

Çünkü dostunuzun en beğendiğiniz yanı yokluğunda daha bir
belirginleşir, tıpkı dağın tırmanana değil, ovadan bakana daha açık
göründüğü gibi.

Dostluğunuzda, rhsal derinliğin artırılmasından öte bir amaç olmasın.

Çünkü kendi gizemini çözümleyebilmekten öte bir şeyler arayan sevgi,
sevgi değildir; öne sürülmüş bir ağdır ki bununla yalnızca yararsız
olan yakalanır.

Ve bırak senin en iyi neyin varsa dostunun olsun.

Eğer dostun senin içindeki denizin alçalacağını bilmek zorundaysa,
bırak yükseleceğini de bilsin.

Yalnızca zaman öldürmek için aranılan dost, nedir ki:

Çünkü o, sizin ihtiyacınızı karşılamak içindir, yoksa anlamsız
boşluğunuzu değil.

Ve dostluğunuzun uyumunda bırakın kahkahalar yükselsin ve zevkler
paylaşılsın.

Çünkü kalbiniz, küçük şeylerin üstüne düşen çiğ damlalarında kendi
aydınlığına erişir ve yeniden hayat bulur.

ALINTI


 

SS ile Gezi

SORF YAPALIM MI??

SORF MERAKLILARINA
Sakin bir koyunda aralıksız esen rüzgarı, dalgasız denizi ve sığ sahili, dünya sörfçülerini Alaçatı’

45 yıldır Ilıca’daki yazlığına gelen İzmirli Ayşe Kara, değişimden rahatsız olanlardan; ‘’Dışarıdan gelenler Alaçatı’yı kendi ortamlarına çevirdiler. Dokunun onlar sayesinde korunabilmesi harika… Ancak ben bir köye, şık şık giyinip, antrekot a la bilmem ne yemeye gitmek istemiyorum. Sokakların gözlemeci dolması da şart değil ama buranın yerlisiyle diyalog kurabileceğim mekanlar da olsun isterdim. Alaçatı’nın şık ve pahalı bir köy olması normal mi?’’

Bugün bir SİT alanı olan Alaçatı’nın özgün mimarisini korumak, bir eğlence değil dinlence merkezi olarak kalmasını sağlamak, ses ve görüntü kirliliğine engel olmak ve burayı bir turizm kasabası çizgisinde yaşatırken bir taraftan da halkının geçimini sağlamasına ve gelişimine katkıda bulunmak için 2001’de kurulan Alaçatı Koruma Derneği’nin yaptığı anketin sonuçları ilginç. Ankete katılanların birçoğunun buraya gelmesinin ilk nedeni sörf. Alaçatı’ya birkaç kez gelenler buranın ciddi bir bozulma tehdidi altında olduğuna inanıyor ve hayal kırıklığına uğradıklarını söylüyorlar. Çoğunluk ses kirliliği ve pahalılıktan şikayetçi. Yerli turistler yemekleri kaliteli bulurken fiyatları ‘’İstanbul fiyatı’’ yabancılarsa ‘’Avrupa fiyatı’’ olarak tanımlıyor. Zaten aşırı kalabalık olan sokaklara masaların konması ve alışverişe yönelik özgün ürünlerin azlığı anketin diğer sonuçları. Birçoğunun son sözü ise; ‘‘Alaçatı, Bodrum’a benzemesin.’’

Su’dan’ın sahibi Leyla Tabrizi’nin de endişeleri var; ‘‘Bugün Alaçatılı’nın malının mülkünün değerlenmiş olmasının yanında bu halka bir katkımız yok. Restoranımdaki ekip İstanbullu çünkü Alaçatılı’nın artık çalışmaya ihtiyacı yok. Oysa İstanbul’dan bu kadar göç alan bir kasabada eğitime ve kültüre de katkımız olmalıydı. Bugüne dek bilgisizlikten toprağı işleyememişler, oysa şimdi tarım üzerine eğitilebilmeleri için bir fırsat var.’’

Alaçatılı Murat Gençalp 35 yıl nakliyecilik yaptıktan sonra, ekonomik sıkıntıya düşünce Kemalpaşa Caddesi üzerinde Keyif Bar’ı açmış. Büyük birayı 3 YTL’ye sattığını gururla söylüyor. ‘’Alaçatılı genç jenerasyonun ekonomisi üretime değil ranta dayalı. Fare yuvalarını, eşek damlarını milyarlara satıp paraları yerken iyiydi, şimdi bıyık bıyığa kıraathanelerde, tembelhanelerde oturanlar bu değişime ayak uydurmakta zorlanıyorlar. Eskiden kapılarımızı açık bırakırdık, şimdi hırsızlık vakaları oluyor.’’

YOK SATAN LAVANTA

1980-2001 yılları arasında uyuklayan bir kasaba olan Alaçatı’nın ilk ve en güzel otellerinden biri olan Taş Otel’de, Alaçatı Koruma Derneği Başkanı İbrahim Topal ve otelin sahibi Zeynep Öziş ile sohbet ediyoruz. Farklı bir hayat arayışıyla, kentlerdeki kariyerlerini bırakarak buraya gelen çoğu kadın işletmecinin arasında, Alaçatı tutkusu her halinden belli Zeynep Öziş, derneğin en etkin üyelerinden. Bir dönem profesyonel turist rehberliği yapmış olan Zeynep Hanım, kendi mekanı gibi kasabaya yakışır restorasyonlar için her isteyene yol gösteriyor ve ince zevkiyle dekorasyonda önerilerde bulunuyor. Hatta, taş evlerini kısmen yıkıp, betonarme bir pansiyon yapmaya niyetlenen ve dernek tarafından bu kararından vazgeçirilen Şaşmaz ailesinin pansiyonundaki renkler ve hoşluklar da onun eseri. Ayrıca kışın kasabanın çocuklarını Efes gibi antik kentlere götürüyor, onlara dış dünyanın kapılarını açıyor.

Eski Alaçatı Belediye Başkan Yardımcısı Vekili ve bugün dernek başkanı olan İbrahim Topal, yeni bir Alaçatı yaratma gayreti içinde, sadece turizmin değil tarımın da önemine inanıyor. ‘’İklimi, temiz havası, rüzgarı… Alaçatı’da tarım yapmak için her imkan var. Ayrıca bu dokuya uygun ürünlerin üretilmesi ve satılması turizmi desteklemesinin yanısıra, iki aylık yaz sezonunun dışında kışın halkın geçim kaynağı olacaktır. Çeşme anasonu artık neredeyse hiç üretilmiyor. Koruma altındaki 100 ağacın dışında sakız ağacı kalmadı. Dernek olarak, emekli Selahattin Bey’i meydanda, lavanta, kekik, adaçayı ve karabaş otu satması için yönlendirdik. Şimdi lavanta yok satıyor. Örnek üretici seçilen Deveci armudunun mucidi Lütfü Deveci yeni armut ağaçları dikiyor.’’

Dernek, son birkaç yıldır Alaçatı’daki tarımla ilgili yavaş ve emin adımlar atıyor, tanıtım broşürleri hazırlıyor, okumak isteyen gençlere burs sağlıyor, Alaçatılı kadınların ürünlerinin pazarlanmasıyla ilgileniyor… Ancak yerel yönetimlerin desteği hálá eksik. Zeynep Hanım’a göre Alaçatı’nın bozulmamış olarak bugüne gelebilmesi bir şans. ‘’Aslında bu bilinçli bir koruma değildi, ekonomik sıkıntıyla birlikte yapılaşma olmadığından kasaba böyle kalabildi. Popülerleştikçe sandalyesini boyayan kaldırıma koydu. 250 yatak kapasitesinin yanında, sandalye sayısı 1500’e çıktı. Büyük masrafların ve heveslerin sonunda hayal kırıklığına uğrayanlar ise buraları parası olan ama Alaçatı’nın ruhunu hissedemeyenlere devrettiler. Oysa inşaatın kontrol altına alındığı, gelişigüzel satışın olmadığı, barların, diskoların bulunmadığı bir yerdi hayal ettiğimiz. Her isteyen bu tablonun içinde yer alamamalıydı.’’

Türkiye’nin en önemli sörf merkezi

Geç keşfedilmesine rağmen Alaçatı, yerli sörfçülerin yanısıra dünya sörfçülerinin de önemle üzerinde durduğu bir bölge. Sakin bir koyda yer almasına rağmen, aralıksız esen rüzgarı, dalgasız denizi ve 1.5 kilometrelik sığ sahiliyle, sörfü yeni öğrenenler kadar bildiklerini ilerletmek isteyenler için, Türkiye’nin en önemli sörf merkezlerinden. Çeşme’nin yazı sayfiyeciler ve tatilciler için temmuz ve ağustos aylarıdır. Sörf sezonu ise, nisanda başlar ve ekimin sonuna dek sürer. Alaçatı’nın güneyindeki rüzgarlı koyda birçok sörf okulu var. Bu merkezlerde, sörf dersleri almak, sörf ekipmanı kiralamak ya da kendi ekipmanını depolamak mümkün: Alaçatı Windsurf ve Yelken Kulübü 0232 716 61 61, ASPC 0232 716 66 11, Planet Windsurfing 0232 716 66 11, Surf & Action Center 0232 716 88 16, Club Mistral 0232 716 97 47, TTA Windsurf Okulu 0232 716 02 65, Fun System 0232 716 87 45, ORSA 0536 204 79 84.

İstanbul Büyük Çekmece’de açılan ve sörf derslerine başlayan Myga Surf Club’ın (Hacimemiş Mah. Çark yolu No:39, 0232 716 64 68, www.myga.com.tr), Alaçatı’daki kafe- bar’ı, sörfçülerin uğrak yeri. Bar, geceyarısına kadar açık ve haftasonları bahçede dans ediliyor. Eylülde açılacak olan Shaka (Alaçatı Surf Bar, 0232 716 66 11), ‘’Türkiye’nin ilk sörf barı’’ olacak.

Alaçatı’nın en yakın plajı, kasabaya dört kilometre uzaklıkta. Alaçatı koyunun suyu, Ilıca ve Boyalık denizinden daha soğuk. Burada, deniz kıyısında beş yıldızlı Majesty Süzer Otel ile Viya Beach Club-Restaurant (Çark Plajı, 0232 716 00 00) var. Viya, gündüz beach club, akşam restoran- bar. Araya sıkışmış kumsal ise Alaçatı Halk Plajı. Buradan itibaren koy boyunca sörf okulları sıralanıyor ve 5 yıldızlı bir otelin inşaatı sürüyor. Çeşme’ye devam eden yol üzerinde koyun en büyük beach club’ı Mavi Bayraklı Seaside (Piyade Kumluğu, Liman Mevkii, 0232 716 98 99) ve içinde İnside gece kulübü ile restoran Naci Usta bulunuyor. Seaside’dan Çeşme’ye devam eden yol üzerinde, ıssız ve güzel ancak ulaşılması zor koylar var.

ALIŞVERİŞ

Cumartesileri kurulan Alaçatı pazarında, sabah saatlerinden günbatımına kadar, taze sebze, meyve, giyim ve yerli dokumalar satılıyor. Pazaryeri Camii’nin önündeki meydanda ise, hem cumartesi hem de pazar günleri, sabahtan günbatımına kadar Alaçatı Antika Pazarı kuruluyor. Hacı Memiş Mahallesi’ndeki Alaçatı Arts & Crafts (Tuhafiye Sok. No:6, 0232 716 02 46), gerek görkemli mimarisi gerekse ender rastlanan ürünleriyle, Alaçatı’ya yakışan, kimlikli bir mekan. Bu eski Rum evinin bir odası, bugün seramik fırınının da bulunduğu bir atölye. Haftada iki kez seramik dersleri veriliyor. Eve avludan giriliyor. Keçe, ipek peştamal özel dokunmuş havlular, dış cepheye monte edilen Osmanlı kuş evleri, yemek takımları, tornada çekilmiş kaseler, hediyelik eşyalar var. Mutfak ve banyo fayansları için özel sipariş alınıyor.

Yüzde yüz ketenden her şey; masa örtüleri, nevresimler aksesuvarlar Ayşe’nin Dolabı’nda (Kemalpaşa Cad. No:117, 0232 754 59 77, www.lin.com.tr). Adı üstünde Zeytin vs. (Pazaryeri Camii altı. No:15/ B, 0232 716 03 20, www.zeytinvs.com), yani zeytin ve zeytinle ilgili her şey… Metin Tamcı’nın, atölyesinde doğal ve şifalı taşlarla yaptığı takılar 1001 Antik’te (Kemalpaşa Cad. No:111, 0232 716 97 93). Tatlı Bulgar göçmeni Şerike’den ya da akşamları Metin Bey’den, burcunuza uygun taşa ve taşların ne tür hastalıklara iyi geldiğine dair bilgi alabilirsiniz.

Kemalpaşa Caddesi üzerinde her akşam kurulan açık hava pazarı Çatladı Kapı Çarşısı’nda çok özgün ürünler olmasa da, bazı standlarda da hoş parçalar bulabilirsiniz.

Tütün tarlaları yavaş yavaş yerini yeniden bağlara bırakıyor. Gıda mühendisi Şenay ve Olcay Gemici çiftinin, sadece Alaçatı bağlarında üretilen üzümlerden yaptıkları şaraplardan, Alaçatı Şarapçılık’ta (Değirmenler karşısı, Uğur Mumcu Cad. No:38/A, 0232 716 67 85), tadabilir ya da satın alabilirsiniz. Geceyarısına kadar açık.

YENİ… YENİ… YENİ

Çocukluğundan beri bir kitapçı dükkanının hayalini kuran Cary, eşinin işi nedeniyle İngiltere’den gelip İzmir’e yerleşince, iki yaşındaki oğlunu yuvaya vermek yerine, Alsancak’ta çocuk kitapları satan bir yer açar ve zaman içinde burada çocuklara yönelik aktiviteler düzenler. İzmirli ailelerin artık yakından tanıdığı Cary ve Doug Cohrane’in, özellikle Çeşme’ye yazlıklarına gelen müşterilerinin isteği üzerine Alaçatı’da açtığı Club Elma Çocuk Aktivite Merkezi (Kemalpaşa Cad. No:88, 0232 716 04 46, www.elmabookhouse.com), 26 Haziran’dan 4 Eylül’e, hem çocukların hem de yetişkinlerin keyif alacağı çeşitli programlar sunuyor. Sempatik Cohrane çifti ile canayakın Türk ekibinin, her yaş grubu için seramik boyama ve çamur çalışmaları, 4- 6 yaş grubu için İngilizce dersleri, 2- 6 yaş grubu için resim ve boyama çalışmaları var. Ayrıca iki lisanlı, kasetli kitaplar, eğitici oyunlar, Türkçe ve İngilizce çocuk kitapları, yetişkinler için Avrupa’da ‘’Top 20’’ye seçilmiş tüm kitaplar burada satılıyor.

MOLA

Yaz sezonu başladığında ilk yapılacaklar listesinin başında, Çeşme’yle özdeşleşen Alaçatılı Şen Turşucu Özdemir’e uğramak vardır. Yazlık evlerin çürümüş ahşap kapıları ve pencereleri açılmadan, bozuk su pompaları için tamirci çağrılmadan önce o aranır. 35 yıldır peşinden koşan müşteriler, bir ritüelmişçesine, tertemiz mermer tezgahının üzerinde turşuları hazırlayışını kendilerinden geçerek seyrederler. Temizliği ve sirke yerine limon kullanmasıyla ün salmış Şen Turşucu, saat 13.00’ten itibaren Alaçatı’nın girişinde, ışıkların köşesinde. 0532 490 19 73

YAZARIN SEÇİMİ

Alaçatı’nın kendi halinde bir kasaba olduğu zamanki görüntülerini Pazaryeri Camii’nin civarında ve Hacı Memiş Mahallesi’nde bulacaksınız. Zemininde iri, siyah beyaz çakıltaşlarıyla yapılmış geometrik süslemelerin bulunduğu Pazaryeri Kahvesi’nde Alaçatılılar’la sohbet etmek, hava karardıktan sonra Can Pastanesi’nin limonlu dondurmasını yiyerek, Hacı Memiş Mahallesi’nin ıssız, taş sokaklarında dolaşmak, umarım bundan iki yıl sonra nostaljiyle anılacak bir Alaçatı deneyimi olmaz.


Taş evler turizmin hizmetinde

NEREDE KALINIR?

Tutku, zeka ve ince bir zevkle, Taş Otel (0232 716 77 72, www.tasotel.com) olarak yeniden hayat bulan, 150 yıllık bu güzelim Rum evi, bugün her metrekaresiyle Alaçatı’ya yakışır bir mekan. Sahibesi, Alaçatı’ya kalbini vermiş, adımlarını buranın turizmine ve halkına faydalı olmayı düşünerek atan Zeynep Öziş. Sadeliği, beyaz ve mavinin muhteşem uyumu, yüksek tavanlı odaları, hayat fışkıran bahçesi, havuz başındaki rahat şezlongları, asmaların altındaki terası ve enfes köy kahvaltısıyla, Taş Otel, dört dörtlük bir Alaçatı deneyimi demek.

Alaçatı’nın samimi işletmecileri Zeynep ve Arif Şedele çiftinin, cumbalı taş oteli Sakızlı Han (0232 716 61 08, www.sakizlihan.com), sade ve konforlu odaları, sakız ağacının gölgelediği küçük bahçesiyle hoş bir seçenek. Havuzlu, bakımlı bahçesi, beyaz tül perdelerin ve oturma gruplarının bulunduğu huzurlu verandaları, geniş, şık ve modern odalarıyla, eski bir Rum evinden dönüştürülen O Ev (0232 716 61 50, www.o-ev.com), Alaçatı’nın en şık otellerinden.

PANSİYON DA VAR

Üç katlı bir Alaçatı evi olan ve özellikle yüksek tavanlı, ahşap, geniş odaları ve cibinlikli yataklarıyla dikkat çeken Beyaz Han (0232 716 84 53, www.beyazhan.com), kasabanın yeni konaklama seçeneklerinden. 150 yıllık taş bir evden dönüştürülen, beş odalı Sailors Otel (0232 716 87 65, www.sailorsotel.com), yüksek tavanlı, ahşap döşemeli odalarıyla, sade ve şık. Alt katında Orta Kahve var. Alaçatı’da şık, küçük otellerin yanısıra mütevazı pansiyonlara pek rastlanmamasına karşın, bu tarz konaklama hiç yok da değil. Ancak fiyatlarda çok büyük fark olmamasını şaşırtıcı bulabilirsiniz. Sekiz yıl önce Almanya’dan gelerek Alaçatı’ya yerleşen ve misafirlerini seçerek aldığından, kapısında davetkar hiçbir levha bulundurmayan Antje’nin pansiyonu Lemon (0232 716 65 49), dört odalı bir taş ev. İzmirli Tuğba Hanım’ın, bembeyaz taş odaların bulunduğu Fesleğen Otel’in (0232 716 82 80) altındaki kafesinde, köy kahvaltısı, havuçlu kek, cheesecake ve çok iddailı olduğu limonatadan tadabilirsiniz.

Henüz bakirliğini koruyan Hacı Memiş Mahallesi’nde açılan ilk konukevi olan Adaçatı Konukevi (0232 716 77 63), 100 yıllık, küçük bahçeli, dört odalı bir taş ev. Yıl boyunca açık olan Otel Alaçatı (0232 716 99 56), bahçeli ve havuzlu. Alaçatı’da bugüne dek çoğunlukla dışarıdan gelenler taş evleri restore edip otele dönüştürürken, kasabada ev pansiyonculuğu yok gibiydi. Oysa şimdi Alaçatılılar, taş evlerini satmak ya da yıkmak yerine turizme açıyorlar. Alaçatı’nın canayakın yerlisiyle yakınlaşmak isteyenler için, iki son derece keyifli konaklamadan biri, Ümit Ev Otel (0232 716 81 33, www.umitevotel.com). Tatlı Şaşmaz ailesinin kiraladığı 500 metrekarelik bahçesi olan, üç odalı ve altı yataklı taş evin anahtarı size teslim ediliyor. Eski turizmci Ümit Şaşmaz ile eşi Sevda Hanım, misafirlerine çiçeklerin, incir ağaçlarının ve begonvillerin arasında köy kahvaltısı ikram ediyorlar.

Son derece kibar bir beyefendi olan Murat Kirman’ın, çarşı merkezindeki, 80 yıllık baba evi, Kirman Baba Evi (0232 716 61 43) ise bu yıl ilk kez misafir ağırlıyor. 110 metrekarelik bahçesi olan, üç odalı, uydu televizyonlu ve kasalı taş ev, yaklaşık yedi kişilik gruplar için ideal. Köy kahvaltısı verilen ve oda servisi bulunan evin alt katındaki Galeri Alaçatı V (Kemalpaşa Cad. No:71, haftaiçi 17.00- 01.00 ve haftasonu 10.00- 12.00 ile 17.00- 01.00 saatleri arasında açık) geziliyor.

Alaçatı’nın dışındaki en iyi seçeneklerden biri Zeytin Hotel (0232 716 80 81, www.zeytincafe.com). Alaçatı girişinde, kasabaya iki km mesafede, havuzlu ve yeşillikler içindeki bir sitede bulunan otelin konforlu apartlarının yanısıra bir de kafesi var. Burada köy kahvaltısı, öğle yemeği ve meşhur sakız muhallebili kurabiyeler bulacaksınız. Çark Plajı yolunda, sörfçülerin tercihi, köklü Herman Otel (0232 716 62 95), Çark Plajı üzerinde de, termali, plajı, diskosu ve yüzme havuzları bulunan beş yıldızlı Majesty Süzer Hotel (0232 716 97 77, www.suzerparadise.com) var.

Yumurtalar kümesten sebzeler bahçeden

NEREDE YENİR?

Sadece çarpıcı, özgün mimarisiyle değil, ödün vermediği tarzı ve kalitesiyle de, Alaçatı’nın ruhunu her zaman korumuş ve kasabanın son yıllarda geçirdiği tüm değişime rağmen korumakta kararlı Cafe Agrilia (Kemalpaşa Cad. No:75, 0232 716 85 94), yaklaşık bir asır önce bir tütün deposuydu. Altı yıldır yaz kış açık olan kafede her hafta ya da 15 günde bir, cumartesileri, tango geceleri düzenleniyor, cuma ve pazarları ise salsa ve tango atölye çalışmaları yapılıyor. Gün boyu klasik müzik ve caz çalınan kafenin mönüsünde kahvaltısı dahil oldukça özel seçenekler var; roka üzerinde servis edilen kuzu bonfile, sebzeli köfte, gelincik şerbetiyle ve karadutla yapılan kokteyller…

Henüz Alaçatı’nın restoran ve kafe istilasına uğramamış, kurtarılmış bölgesi Hacı Memiş Mahallesi’ndeki Su’dan (Mithatpaşa Cad. No: 22, 0232 716 77 97), bir zamanlar kasabanın kıraathanelerinden biriymiş. Sıradışı mönüsündeki tatlar, usta ellerden çıkma; fırınlanmış kabuklu midye, mozarellalı kabak çiçeği, limon suyuyla marine dilmiş çiğ sardalya, fırında beyaz peynir, roka ve pesto soslu levrek ekmek…

Egeliler’in aşina olduğu iri bir zeytin türünden adını alan, balık lokantası Kalamata (Kemalpaşa Cad. Seydi Reis Sok. No: 4, 0232 716 63 57), kalabalıktan uzak bahçesi ve canayakın sahipleri Nuray ve Süreyya ile hoş bir mekan. Özellikle kalamata salatası, midye ızgara, ahtapot ızgara, deniz ürünleri börek denemeye değer.

İzmirliler’in gözdesi EGS Park’taki İtalyan restoranı Mario Plaza’nın işletmecisi Nazan Demirağ’ın açtığı ve haftanın dört günü canlı müzik çalınan A La Çatı’nın (Kemalpaşa Cad. No: 52, 0232 716 70 73), Ege, Akdeniz ve İtalyan mutfağını içeren şık mönüsü dikkat çekici. Alaçatı’nın en merkezi yerindeki Orta Kahve (Kemalpaşa Cad. No: 66, 0232 716 87 65), 15 Eylül Kıraathanesi, Gizem Cafe (Merkez Kahvesi) ve Köşe Kahve ile birlikte popüler bir buluşma yeri. Özel köy kahvaltısı, salataları, ev yapımı limonatası, mantısı ve ünü Avrupa’ya kadar yayılan lorlu kurabiyeleriyle, kışın da kasabayı bekliyor.

TÜRKİYE’NİN TEK

SAKIZ BAHÇESİ

Asırlık bir gazoz fabrikasından dönüştürülen ve bugün hem kafe hem de sanat galerisi olan, Cafe Çatı Art Gallery (Mektep Sok. No:11, 0232 716 66 30, www.catigallerycafe.com), sakin ve keyifli. Dönem dönem farklı resim ve fotoğraf sergilerini gezebileceğiniz, yeldeğirmenleri manzaralı, bahçe içindeki Sardunaki (Kemalpaşa Cad. Biberlikuyu Sok. No: 3/A, 0232 716 02 16, www.sardunaki.com), müzikleri ve mezeleriyle, sevimli bir Akdeniz lokantası. Kemalpaşa Caddesi boyunca uzanan şık mekanlara taş çıkartabilecek, fiyatları ve servisiyle dikkat çeken, sahipleri Alaçatı’nın yerlisi, gösterişsiz iki restorandan biri, bir zamanlar kasabanın ilk ve tek lokantası olarak esnafı ve burayı keşfeden tek tük turisti ağırlamış, babadan oğula 40 yıldır hizmet veren Rasim Restaurant (Kemalpaşa Cad. No: 44, 0232 716 84 20). Çorbalar, kiremitte çipura, levrek, tavuk, mantar, zeytinyağlılar, kuru fasulye, tas kebabı ve sakızlı muhallebi… İçeceklerin servis edildiği buzlu bardak, müşterilere gösterilen özenin işaretlerinden sadece biri. Karabaş ailesinin işlettiği, akşamları kalabalık olan bahçe içindeki Sofram’da (Kemalpaşa Cad. No: 97, 0232 716 89 02), köy kahvaltısı, hemen hepsi zeytinyağında pişirilen ev yemekleri, pideler, kiremitte köfte ve balık var.

Alaçatı sapağından üç km sonra, solda Liman Lokantası yazan levhadan denize doğru inince, bahçede mangalda pişen balıkları ve salataları leziz, çakıl taşlarının üzerine yayılmış masaları özellikle haftasonları tamamıyla dolan, salaş Fahri’nin Yeri’ni (Liman Mevkii, Balıkçı Barınağı, 0232 716 76 91) bir zamanlar kimseler bilmezdi. Alaçatı’nın girişinde, harika bir köy evi bahçesinin içindeki Alaçat Cafe’nin (Çamlık Yol No: 22, 0232 716 79 44), kahvaltısı meşhur; yumurtalar kümesten, domates biber bahçeden, reçeller ev yapımı… Ayrıca kabak çiçeği dolması dahil zeytinyağı çeşitleri ve akşamları da barbekü var.

Türkiye’nin tek sakız bahçesinde köy kahvaltısı, Alaçatı’nın biraz dışındaki Sakızlar Restaurant’da (Tokoğlu Mah. İnönü Cad. No:1, 0232 716 99 89). Araştırma konusu olmuş bahçede, Alaçatı Belediyesi’nin koruma altına aldığı 117 sakız ağacı var. Zamanında Rumlar’ın gözü gibi baktıkları ağaçlardan bugün geriye, etrafta tek tük rastlayacaklarınız dışında, sadece bunlar kalmış. Caminin karşısında, haftasonları Alaçatı antika pazarının kurulduğu avludaki 34 yıllık Can Pastanesi’nin sayısız müdavimi, yıllardır hiç değişmeyen leziz dondurmasının tiryakisi. Günlük meyve ve sütten yapılan limonlu ve karadutlu dondurma kaçırılmaz.

Çeşme’nin meşhur Beyaz Fırın’ı (Tokoğlu Mah. Cumhuriyet Cad. No:3, 0232 716 93 72), ağız sulandıran vitrinindeki çıtır gevrekleri, börekleri, tahinli ve marmelatlı kurabiyeleriyle, günün her saati Alaçatı’nın uğranmadan geçilmeyecek mekanlarından. Değirmen Sokak’taki, yarım asırı devirmiş Keskin Fırın (0232 716 86 77), lezzetli ekmekleri ve peksimetleriyle, Alaçatı’nın değişime direnen bir başka mekanı.

SS ile Gezi

SORF DENINCE TABIKI ALACATI

 

ALACATI  CESME

 

Sörfçülere temiz ve rüzgarlı deniz fotoğrafçılara sakin, dar

 

 

sokaklar yeni hayat arayanlara eski taş evler
Günbatımından hemen sonra, Alaçatı’nın geriye kalan tek tük kahvehanelerinden 15 Eylül Kıraathanesi’nde, meydanı seyredecek şekilde konuşlanmış Alaçatılı yaşlılardan biri ayakkabısını çıkarıp, ayağını altına almış, söyleniyor; ‘’Bu taraf İstanbul… Alaçatı bozuldu artık!’’

Sörfçülerin temiz ve rüzgarlı denizini, fotoğrafçıların sakin, dar sokaklarını sevdiği, yeni bir hayat şansı arayanların sessizce eski taş evlerine yerleştiği Alaçatı, son iki yıl içinde geçirdiği değişimle, halkını da burası için iddiasız hayalleri olanları da şaşırttı. ‘’Sanık ayağa kalksın’’ dendiğinde, kuşkusuz oldukça kalabalık bir grup öne doğru adım atacaktır. Bunların arasında hepimiz varız.

Alaçatı’ya ilk, 1996 yılında İzmirli çiçekçi Leyla Figen gelerek bir tütün deposunu Agrilia adlı bir kafe ve butiğe dönüştürür. Bu yüksek tavanlı, görkemli yapı, kasabadaki en çarpıcı mimarilerden birine sahip. Bugün hálá Alaçatılılar, onlara çiçek yetiştirme alışkanlığını aşılayan Figen’i sevgiyle anar. Alaçatı’yla sörf sayesinde tanışan Melih Tekşen, Agrilia’yı devraldığında, hálá Alaçatı’yı tanıyan pek yoktur:

‘’Alaçatı’ya para kazanmak için değil, yaşamak için geldim. Kasabaya gelen giden pek olmadığından, ekonomik açıdan ayakta kalmak zordu belki ama o günler daha keyifliydi. 15 yıl önceki Alaçatı ile şimdiki arasında büyük fark var. Artık kafe ve restoranlardan geçilmiyor, sokaklar kalabalık, kapılarda paparazziler bekliyor, sokağa çıkarılan masalardan yürünemiyor, müziğin sesi yüksek… Artık Alaçatı ‘rant’ demek ve insanların görünmek için geldiği bir piyasa yeri oldu. Bu koşullarda Alaçatı yaşayan bir yer olmaktan çıkıyor ve yavaş yavaş buraya ilk gelen insan kitlesini kaybetmeye başlıyor.’’

Kafe ve restoranlarla dolu Kemalpaşa Caddesi’nden Alaçatı Cami’ye doğru ilerliyorum. Mübadeleden önce, nüfusunun 10 bini bulduğu tahmin edilen Alaçatı’da yaklaşık beş kilise varmış. Mübadeleden sonra halkın inşaatlarda taşlarını kullandığı kiliselerden geriye tek bir duvar kalmış. O da 1874 tarihli Ayios Konstantinos Kilisesi’ne ait. Alaçatı Cami ya da bir başka adıyla Pazaryeri Cami’ye girdiğinizde sol duvar, sütunları ve süslemeleriyle belirgin bir kilise duvarı. Caminin hemen yanındaki avluda bulunan, yine kiliseden kalma, siyah beyaz, iri çakıltaşlarından oluşan geometrik süslemeli zemin üzerine yerleştirilmiş tahta iskemle ve masalar, Alaçatı’nın kalbi olan kahveye ait. Özellikle pazarın kurulduğu cumartesi günleri burası iyice kalabalıklaşır.

Hemen caminin karşısında, karabiber ağaçlarının altında, limonlu ve karadutlu dondurması ünlü, 34 yıllık Can Pastanesi var. Bir taraftan bu doğal dondurmadan yiyor bir taraftan da sahibi Turhan Can’ı dinliyorum. ‘’Bana kızacaklar ama‘’ diyor Turhan Bey, ‘’Alaçatılı biraz tembeldir. Eski Belediye Başkanı onlara ‘evlerinizin giriş katlarının kıymetini bilin’ demişti. Buraları hayvan damıydı eskiden. Bizimkilere çalışmaktansa buraları satmak ya da kiralamak daha cazip geldi. Şimdi evler satıldı, çocuklar otellerde çalışıyor, Alaçatılılar da sosyal konutlarda ev alıyorlar. Bu mekanlarda ise, kentliler kentlileri ağırlıyor.’’

SAKIZ AĞACI EVLERİ

Birlikte camiye doğru ilerliyoruz. Turhan Bey, şadırvanın hemen yakınındaki bir limon ağacını gösteriyor. Yaklaşık 10 yıl önce, Alaçatı’yı ziyaret eden Rumlar’ın arasında bulunan bir papaz ile cami imamının birlikte diktiği bir limon ağacı bu. Rumlar, özellikle haftasonu kurulan Antika Pazarı’nın müdavimleri. Alaçatı halkının çoğu 1924’teki mübadelede Batı Anadolu’ya gelenler ve onların çocukları. Göçmenler geldiğinde, zeytinlikler, badem ağaçları ve bağlarla dolu bu topraklar özellikle razakı üzümünden yapılan şaraplarıyla ünlüymüş. Alaçatı Limanı’nda kurulan üzüm işleme tesisleri ve şarap fabrikasından yurtdışına kuru üzüm ve şarap ihraç edilirmiş. Ayrıca zeytin yetiştirilir, yağhanelerde zeytinyağı elde edilirmiş. Göçmenlerin bazıları şansını hayvancılıkta denerken bazıları da bağları ve zeytinlikleri söküp yetiştirmeyi bildikleri tütünü ekmişler.

Alaçatılılar’ın yüzünü pek güldürmeyen tütüne, 1980’lerdeki devlet politikasının ardından hiç bel bağlanamaz olmuş. Son yıllarda Alaçatılılar turizmin sağladığı yeni iş alanları ve gayrimenkullerinin değer kazanmasıyla geçmişe göre daha iyi yaşamaya başladılar. Kavun ve enginar tarlaları ev, taş evler ve bahçelerse kafe, restoran ve otel oldu.

Alaçatı’ya yaklaşırken, etraftaki yeni inşaatların tabelaları dikkatimi çekiyor; ‘’Mevsime hazır taş ev… Sakız Ağacı Evleri…’’ Yeni bir hayat umuduyla buraya gelip köy içindeki gerçek taş evlere yerleşenlerin ardından şimdi de Alaçatı’yı ‘’trendy’’ yapan yatırımcılar, ‘’taş siteler’’ sunuyorlar. Evler güzel duruyor ancak özenti bir kopya olmanın ötesine de gidemiyor.

Eskiden Alaçatı koyundaki plajlar bakirdi, herkes arabasını anayolda bırakır, buzluklar ve yemekler aşağı taşınır, gün boyu deniz kenarında piknik yapılırdı. Bugün Çark Plajı üzerinde beş yıldızlı tek bir otel var. İkincisinin inşaatı sürüyor. Alaçatı’nın sörf için ne kadar uygun olduğunu geç keşfettik ve şimdi ‘’çabuk kaybeder miyiz?’’ diye soruyor herkes. Alaçatı koyunda yapımına başlanan ve tamamlandığında sayısının 1000-1500’ü bulacağı söylenen Venedik Evleri’nin, yeni limanla birlikte buranın doğasına ve doğal yaşamına olacak etkisinin yanısıra sörfü baltalamasından korkuluyor. Avrupa Sörf Şampiyonası’na ev sahipliği yapan ve önümüzdeki yıl Dünya Sörf Şampiyonası’na hazırlanan Alaçatı, bu proje bittiğinde, yapılaşmanın ve teknelerin hakim olduğu ancak sörfçülerin yavaş yavaş terk ettiği bir yer mi olacak?

Kasabanın Hacı Memiş Mahallesi, hálá eski Alaçatı’yı anımsatıyor. Daha doğrusu aslında burası, restorasyonun ardından dahi nasıl kalmalıydı bunu gösteriyor. Alaçatılılar’ın evleri, bir iki restoran, bir konukevi, bir seramik atölyesi ve bir fırın… Burasının Kemalpaşa Caddesi’ne benzememesi için acil bir plan yapılmazsa bu güzelim Ege kasabasının tamamıyla elden gideceğini anlamak için arif olmak gerekmiyor. Kemalpaşa Caddesi üzerine yerleştirilen masaların arasından kıvırtarak geçen şık kalabalığı, her akşam kapısının önünde oturup seyreden Alaçatılı nine Adalet Çakır ‘’Satmam’’ diyor.

Arka sokaklarda Alaçatılılar bahçelerinde oturuyor ya da kapı eşiklerine attıkları minderlerin üzerinde sohbet ediyorlar. Babasından kalma Rasim Restaurant’da pahalılıktan kaçanları ağırlayan Arif Demirel, nereli olduğu sorulduğunda ‘’Çok şükür Alaçatılı’yım’’diye cevap veriyor.

NASIL GİDİLİR

Çeşme Yarımadası, Ege Bölgesi’nin en batı ucunda ve Çeşme İzmir’e 87 km mesafede. Arabayla İstanbul’dan gidenler için IDO ile varılan Bandırma’dan ortalama 340 km mesafede. Bu yoldan gelenler Akhisar’da Köfteci Ramiz’de yemek molası verebilirler. Ankara- İzmir 578 km. İzmir- Çeşme arası otoyol, 45 dakika sürüyor. Çeşme- Kuşadası 170 km, Çeşme- Efes 155 km, Çeşme- Foça 143 km, Çeşme- Pamukkale 330 km, Çeşme- Marmaris 360 km. Uçak; Çeşme’ye en yakın havalimanı, İzmir Adnan Menderes Havaalanı (0232 445 53 63).

GEREKLİ TELEFONLAR

Çeşme Belediyesi 0232 712 66 32 Alaçatı Koruma Derneği Alaçatı’daki işletmelerin bilgilerinin bulunduğu broşürden edinebilirsiniz. Taş Otel- 0232 716 77 72 Alaçatı Belediyesi 0232 716 80 06 Alaçatı Sağlık Ocağı 0232 716 80 08 Alaçatı Jandarma Karakolu 0232 716 80 11 

SS ile Gezi

BODRUM BODRUM

“BODRUM, BODRUM” Diye diye

Bodrum’un uzak güzellikleri

Bugün nedense artık çok az kişinin aklına ‘’kaç kişiydik o zaman bak, kaç kişi kaldı şimdi’’ dizesi geliyor. O kadar çok kişiyiz ki artık Bodrum’da. Ve buranın yeni kitlesi bu en güzel Bodrum şarkısını dinlerken bugün hangi Bodrum’u hatırlıyor bilemiyorum. Gerçek şu ki Bodrum artık Cevat Şakir ve Azra Erhat’ın Bodrum’u değil. Burası çoktandır yeni bir güney kenti…

İçi değiştikçe dışına talep arttı. Şimdi Bodrum’un uzak güzellikleri keşfediliyor. O eski balıkçı kasabasının seneler içinde nasıl farklı bir yere dönüştüğüne şahit olduk. Bu tecrübeden yola çıkarak, Bodrum’un uzak köşelerini korumak ve bu konuda duyarlılığın gelişmesine katkıda bulunmak yerlisi, turizmcisi, turisti ve biz seyahat yazarları dahil olmak üzere hepimizin sorumluluğu. Bu hafta size Bodrum’un yakınındaki, sakin tatil noktalarını yazıyorum. On yıl sonra, yine böyle güzel ve huzurlu bulmayı umarak…

Turizme yeniden kucak açıyor

GÜLLÜK

Milas- Bodrum Havaalanı’na sadece sekiz kilometre uzaklıkta bulunan Güllük, sahip olduğu avantajlı konuma rağmen, son 15 yıldır her fırsatta ayağına takılan ciddi bir engel yüzünden, bugüne dek özelliklerini tam anlamıyla duyuramamanın sıkıntısını çekti. 40 yıl öncesine kadar ‘’iki dükkan bir fırun, peynir ekmek yiye yiye, ne ağız kaldı ne burun’’ diye şikayet eden Bodrumlular, Güllük’e okumaya ve iş bulmaya gelirlermiş. 1980’lerde, taş döşeli sokakları, küçük taş evleri ve balıkçı kahveleriyle mavi yolculukların vazgeçilmez durağıymış. 1991 yılında Güllük’te tam 33 pansiyon varmış.

Kefal, lüfer ve yılan balıklarının yaşam alanı olan doğal dalyanın girişine bir yük liman yapılması, buraya büyük bir darbe vurdu. İtalya ve İspanya’da seramik yapımı için kullanılan feldispat madeninin, Güllük’ün merkezindeki, yaşam ve eğlence mekanlarıyla içiçe bulunan limanından ihraç edilmesi, gerek günde 400- 500 kamyonun Güllük’ün içinden geçmesi gerekse rüzgarla yayılan feldispat tozlarının esnafı zor durumda bırakması, bu limanı belde için bir kabusa dönüştürmüştü.

Güllüklüler’in ısrarına karşı koyamayıp, yıllarca turist olarak geldiği ve çok sevdiği Güllük’e belediye başkanı olan M. Yavuz Demir, 5 yıllık bir mücadele ve bir kalp krizinin ardından, şileplerin yanaştığı limanın merkezden taşınması ve burasının turistik bir çehre kazanması planlarında başarıya ulaştı. Turizmciler özellikle İngilizler şimdiden Güllük’e akın edip, yatırım yapmaya başladılar bile. Planlar bununla da bitmiyor, en büyük engel kalkınca Güllük’ün ihtiyacı olan makyaj çalışmasına sıra geliyor. Bütün bahçe duvarları Bodrum ve Ören taşından yeniden yapılıyor, sahil boyunca sıralanan güzel taş binalar öncelik kazanıyor ve gözü bozan her şey ortadan kaldırılıyor, Köyceğiz Dalyanı’ndaki gibi kentin kuzeyindeki Güllük Dalyanı’nın turizme açılması ve sazlıklarda ücretsiz tekne gezileri ve olta balıkçılığı turları düzenlenmesi de listenin başında yer alıyor. Sadece yeni yük limanının dalyana böylesine yakın olması endişe verici.

MANDALYA KOYU UYKU VADİSİ

Çevredeki en ılık deniz suyuna sahip olan, Mandalya Körfezi ve Asin Koyu çevresine yerleşmiş bu liman kasabası, yük limanından kurtulmaya adım adım yaklaştıkça, yavaş yavaş sahip olduğu kaliteleri de öne çıkıyor. Tatlı esintisi, leziz kefali, yakınındaki Uyku Vadisi ve İasos antik kenti, dünyaca ünlü balık yumurtası, Güllük Dalyanı’ndan İtalya’ya canlı olarak ihraç edilen yılan balığı… Rıhtımdaki okul binası, balıkçı kooperatifi barınağı ve Tekel binası, Güllük’ün eski zamanlarından birer esinti gibi duruyor ve çirkinliklerin arasından sivriliyor. Zeytinliklerin sonunu getiren, yamaçlardaki yazlık site ve kooperatiflere artık hiçbir şey yapılamaz belki ama Fener Burnu’ndaki ev öyle kalmalı.

Bodrum’a 40, Güllük’e 24 kilometre mesafedeki Uyku Vadisi’ne, Bodrum’dan turlar düzenleniyor. Vadiyi rehbersiz gezecekseniz, yazın en keyifli rota, alabalık çiftliğinden başlayarak, bir saat boyunca dere yatağını takip ederek yürümek. Bu yolda sık sık dereyi geçmeniz gerecektir. Bu yol yukarı doğru kıvrılarak sizi Gökçeler Mağarası’nın (İncirli Mağarası) geniş ağzına ulaştırır. Geniş bir salonla başlayan mağara sola doğru ‘’yarasa galerisi’’ olarak bilinen bir galeriye dönüşür. Mağaradaki oldukça kalabalık bir yarasa kolonisi var. Hatta şu sıralarda mağaranın aydınlatılması planlarına karşı tepkiler sürüyor.

Sağa ilerleyen yokuş sizi dar bir geçitten sonra sarkıt ve dikitlerin bulunduğu bir başka galeriye çıkarır. Bu noktadan itibaren devam etmek için profesyonel mağaracı olmak gerekiyor. Vadinin tabanındaki su yatağı buradaki tek tesisin içinden geçiyor. Hamzabey Çayı’nın aktığı derin vadi içinde ve etrafında oldukça zengin bir doğal bitki örtüsü, yeşilliklerin içinde de masalar ve çardaklar var. Tesiste bir havuz ve tarihi bir su değirmeni de bulunuyor. Havuzdan çok, değirmenin buz gibi, tazyikli suyunda serinlemeyi tercih edenler daha fazla. Değirmenbaşı’na (Gökçeler köyü, 0252 539 11 23) ulaşmak için, Milas- Bodrum karayolu üzerinde, 20 kilometre sonra, Ağaçlıhöyük Gökçeler sapağına girilir ve 10 dakikalık bozuk bir yoldan sonra vadinin girişine varılır. Sabah 07:00’den geceyarısına kadar açık tesiste, köy kahvaltısı, köy ekmeği, testi kebabı, mezeler, kiremitte alabalık ve kaşarlı köfte, sac kavurma, zeytinyağlılar, yayık ayranı ve baklava bulacaksınız.

GÖÇMEN KUŞLARIN UĞRAK YERİ

Bodrum’a 30 kilometre mesafede, zeytinliklerle çevrili bir koyda bulunan Boğaziçi köyü, birçok Bodrumlu’ya göre bölgede en güzel balık yenilebilen yerlerden biri. Bodrum’dan Güllük ayrımına gelmeden, Shell benzin istasyonunun yanındaki, Tuzla sapağından sola dönülür. İki kilometre sonra balık restoranlarının sıralandığı yola gelirsiniz. Eskiden tuzlaların bulunduğu köyde bugün tuz üretimi artık yapılmıyor ve halkın tek geçim kaynağı balıkçılık. Köyün eski adı, Bargilya. Adını aldığı efsaneye göre; kahraman Bellerophon’un kanatlı atı Pegasus, sahibinin en yakın arkadaşı Bargilos’u çiftesiyle öldürür. Bellerophon da dostunun öldüğü yere onun adını verir. Bir zamanlar deniz kıyısındaki bu Karya kentinin önündeki bataklık, Osmanlı döneminde tuzla olarak kullanılmış. Boğaziçi köyüne giden sapakta Bargilya tabelasını göreceksiniz. Beş kilometre sonra, köye gelmeden önce, sola ayrılan sapağın sonunda, kentten bugüne kalanları, Helenistik tiyatro ve tapınak kalıntılarını görebilirsiniz.

Boğaziçi köyüne giden yol üzerinde bulunan kışın göçmen kuşların uğrak yeri olan Tuzla sulak alanı, 380 hektarlık bir alana yayılıyor. Pelikan en çok rastlanan tür. Ayrıca boz ördek, balıkçıl, flamingo, bataklık kırlangıcı ve birkaç değişik tür daha mevsimine göre burada görülebilir. Ilgın, zeytin ve çamlarla çevrili olan alandaki doğal yaşam, çevredeki yapılaşma ve avcılıktan zarar görüyor.

Bodrum sakinlerinin sığınağı

MAZIKÖY

Gökova Körfezi’nin kıyısında, Bodrum’a 52 kilometre mesafedeki Mazı köyü, Bodrumlular için adeta kurtarılmış bölgedir. Yazın çivisi çıkmış bir hal alan Bodrum’un sakinleri hiç tereddüt etmeden buraya kaçarlar. Mazı’da gürültünün yerini sükûnet, karmaşanın yerini huzur, gösterişin yerini doğallık, yozlaşmış turizmin yerini naif bir konukseverlik alır. Sadece Bodrumlular değil, birçok büyük kentten, hiç aksatmadan, 10 küsur yıldır buraya gelenler de var. Mazı’ya yerleşen emekli sayısı da az değil.

Mazı ağaçlarının köyü, bir SİT alanı. Bodrum’un 39 sahil köyü içinde, şimdilik imar geçmeyen tek yer. Bodrum susuzluktan ölürken Mazı yeşillikler içinde. Köylüsü bilinçli, çok yakınında Bodrum gibi bir örnek varken, köylerinin göz göre göre bozulmasına izin vermeyeceklerini söylüyor ve kendi küçük işletmelerinin burası için yeterli olduğuna inanıyorlar. Birçok tatil beldesi gün aşırı değişikliğe uğrarken, gerçekten de Mazı, iki yıl öncesine göre pek değişmemiş. Hatta pansiyonların birçoğu kendilerini fazla yenilemeden, tüm doğallığı ve köhneliği içinde misafirlerini ağırlıyor. Aslında bu da bir ölçüde, estetik ve konforu ön planda tutanların, bu bakir bölgeye akın etmesini engelliyor. Bugün hálá köyde hatta bazen kumsalda inekler dolaşıyor.

Bodrum’dan Milas- Bodrum Havaalanı’na doğru giderken, Güvercinlik’ten sonra, Mumcular kavşağına varılır. Buradan itibaren, çam ormanlarının arasından devam eden 30 kilometrelik yol, önce Yukarı Mazı ardından da Aşağı Mazı’ya ulaştıktan sonra buradan ikiye ayrılan yol, bir koldan İnce Yalı ve Çakıllı (Taşlı) Yalı’ya diğerinden ise Hurma Sahili, Ilgın ve Sedef koylarına gider. Restoran ve pansiyonların bulunduğu koylar; Hurma Sahili, İnce Yalı ve Çakıllı Yalı… Tesis bulunmayan diğer koyları ise balıkçı tekneleriyle gezmek mümkün.

Rüzgar olmasa Mazı’da yaşamak zor. Sabah 11:00 gibi başlayan rüzgar, 18:00’de azalır ve deniz sakinleşir. Denizin en sakin olduğu aylar, eylülden kasıma kadardır. Hurma Sahili’ndeki Mazı ve Kayabaşı restoranlarından aşağıya bakınca cam gibi bir deniz görünür. Kumsal sakin ve tertemiz. Tam karşıda Datça ve Knidos Yarımadası… Restoranlarda çoğunlukla müzik çalınmaz. Çalınınca da Kayabaşı’ndaki gibi klasik müzik ya da caz dinlenir. Mazı Restaurant’ın genç sahibi Önder Akkaş: ‘’Yörüğün aptalı denize dayanırmış’’ demişti. Bir zamanlar yörüklerin gelip yerleştiği ve hiçbir işe yaramadığına inandıkları sahil, bugün çok değerli.

Mazıköy, tekne kaptanları ve güzel insanlarıyla ünlüdür. Köyde kısa bir gezinti, güzel genç kızları ve yakışıklı oğlanları fark etmeye yeter. Köyün genç erkeklerinin çoğu, gemi miçoluğuyla işe başlayıp zaman içinde Bodrum’un en vazgeçilmez mavi yolculuk kaptanları olurlar. Yazın teknede çalışan erkekler, kışları köye dönünce, ailelerine zeytin toplamada yardım ederler. Köydeki ‘’Soluk Taşı’’ denilen yerde, 1000 yıllık zeytin ağacının gölgesinde, öğle yemeği molası veren birçok genç kız ve delikanlı için aşk burada başlar.

GÜNDÜZ HALI DOKU AKŞAMÜSTÜ DENİZE GİR

Zeytin zamanı, köyün hiç aksamayan ana geliri olan halıcılığa ara verilir. Mazılı genç kızlar, 13 yaşından itibaren halı tezgahının başına oturup, her yıl 5- 6 halı olmak üzere, ömürlerinin sonuna kadar binlerce düğüm atarlar. Mazı, en kaliteli Milas halısı dokuyan köylerden biridir ve dokunan halı klasik Milas halısının Ada Milası olarak bilinen tipidir. Mini şortlu genç kızlar gün boyu halı dokuyup, akşamüstü bikinilerini giyip denize inerler. Erkekler ancak ev yapınca, kızlar da halıdan ev döşeyecek kadar para kazanınca evlenirler. Bu yüzden genelde Mazılı gençler geç evlenir.

24 yaşındaki Zekiye, evleneceği değil, polis olacağı ve artık halı dokumayacağı günün hayaliyle yaşamış. Zekiye’nin hayatı, emekli olduktan sonra buraya yerleşen ve Mazılılar’ın kısa zamanda çok sevdiği, köylünün akıl hocası İstanbullu Erkan Demirel sayesinde bir anda değiştirmiş. Genç kız artık pazarlama elemanı olarak çalışıyor. Bodrum’un arka sokaklarını seviyor ama yerli halkın pek eğlendiğini düşünmüyor.

Mazı’nın ana yerleşim birimlerinden biri de, Çocuk Mezarlığı. Rivayete göre, burada yaşayan yörük beyinin tek çocuğunu yılan sokunca, çocuk buraya gömülür. Kadınlarsa bunun üzerine yılanlı bir halı dokurlar. Köylüler hálá o günden beri bu yılanlı halının arandığını söyler.

Bodrum’dan Mazı’ya cip safariler organize ediliyor. En güzel koylara ciplerle ya da balıkçı tekneleriyle gitmek mümkün. Kargılı koyu (Molla İbrahim), Sedef, Ilgın, Şeytan Yalısı, Kisebükü, Pinarbükü ve Çamlık’ta olağanüstü berrak bir deniz var. Sedef koyundan sonraki ‘’Kaya Dede’nin Suyu’’ olarak anılan, tek ailelik küçük plajın uzunluğu 8- 10 metre. Çakılları kırmızılı beyazlı, deniz akvaryum gibi. Buraya uzaktan bakan tekneler, plajda birkaç kişi görünce geri dönüyorlar. Mazı’da her gün taze, deniz balığı bulunur. Mazı balığı, sokkan ya da deli sarpa denilen çarpan balıktır. Ayrıca lagos, orfoz, sinarit, gelin balığı, fangri, ıskaroz, akya, kefal ve iskorpit gibi balıklar da var.

Deniz ve denizci öykülerinin kenti

İASOS

Antik adı İasos olan Kıyıkışlacık köyüne, Güllük’ten tekneyle ya da karayoluyla ulaşmak mümkün. Milas- İzmir karayolunun 12. kilometresindeki sapaktan 17 kilometre sonra İasos’a varılır. Ayrıca Milas- Bodrum yolunun altıncı kilometresinde sağa sapan yol da, 17 kilometre sonra buraya çıkar. Eğer Güllük’teyseniz, delik deşik karayolundansa, buradan tekneyle gitmeyi tercih edin. Hayvanları, pazarı, limanı, gübre kokan sokakları ve harika manzaralı, sevimli pansiyonlarıyla Kıyıkışlacık köyü gerçekten de tipik Bodrum tatiline güçlü bir alternatif. Antik kent köyün içinde. Limanı çevreleyen iki yoldan biri, kalenin altından devam ederek suyun içindeki kalıntının bulunduğu buruna diğeri de restoranları ve balıkçı kahvesini geçerek hemen bu burnun karşısına varır. Kalıntının tepesine çıkanları ve burunda mangal yakanları göreceksiniz.

Argoslular tarafından kurulan İasos, daha sonra Milet’ten gelen göçmenlerin yerleşimi olmuş. Apollon ve Artemis’in kenti sayılan İasos’ta Dionysos adına da festivaller düzenlenmiş ve bu şenlikler sayesinde kent zamanının müzik ve tiyatro merkezi sayılmış. İasos’la ilgili çok anlatılan bir hikayeye göre, bir müzisyenin ancak balık pazarının açılışını haber veren çanların çalınmasına kadar kendini dinletebildiği… Geriye tek bir kişi kalır, o da sağır olduğundan, çarşı çanını duymamıştır. Müzisyen ona sanata saygısından dolayı teşekkür ettiğinde, o da balık pazarının açıldığını anlar ve koşa koşa diğerlerinin arkasından gider. İasos, ayrıca deniz ve denizcilikle ilgili öykülerin kenti. Hatta kentin sikkelerinde, bir yunusu kendine arkadaş edinmiş olan ve onunla birlikte yüzen bir çocuk tasvir edilir. Efsaneye göre, bir gün, güzel çocuk Hermias annesinin uyarılarına rağmen denize açılır ve kaybolur. Ancak bir süre sonra balıkçılar onu bir yunusun sırtında gördüklerinin haberini verirler. Günlerden bir gün Hermias kıyıda ölü bulunur yanında ise cansız bir yunus balığı vardır. Hermias, yunusun yüzgeçlerinden biri yüzünden yaralanmış ve ölmüş, yunus ise üzüntüsünden karaya çıkmış ve dostunun yanıbaşında ölmü seçmiştir.

Toprağının fakirliğine rağmen, M.Ö. 1900’den beri burada yerleşim olması, balıkçılığa bağlı. M.S. 2. yüzyıla kadar birçok savaş kentin yıkılmasına neden olmuş. Bugün görülen kalıntılarsa, Roma devrinde tekrar canlanan kentten kalma. Tepenin üzerindeki kale, St. Jean Şövalyeleri’ne aitti. Ancak Türkler’in burayı ele geçirmesinden sonra, buranın ağası olan Asim Ağa’dan adını alarak, buraya Asim Kalesi dendi. Bugün kalıntıların bu kadar harap olmasının nedeni, taşların, Osmanlı devrinde İstanbul’daki yapılara inşaat malzemesi olarak götürülmüş olması. Kentte görülen yapılar; Helenistik şehir duvarlarının kapısı, Roma devri Bouleuterion’u ve Agora… Buranın en ilginç yapısı, kalenin güneydoğusunda pek fazla görünmeyen duvar resimleri ve yer mozaiklerinin bulunduğu bir Roma villası olan, ‘’Mozaikler Evi.’’ Tiyatrosu ise, taşları, İstanbul’daki dalgakıran için sökülüp götürülmeden önce, İasos’un en görkemli yapısıymış.

Halk arasında balıkpazarı olarak bilinen Roma dönemine ait anıt mezar bugün Balık Pazarı Açık Hava Müzesi (Pazartesi hariç her gün 08:30- 17:30 saatleri arasında açık) olarak kullanılıyor. Dünya güzeli bir köylü kızının bekçiliğini yaptığı müzeye yetişemezseniz, hemen yandaki evden yardım isteyin.

MOLA

Gökbel köyünün, küçük bir sahili olan Çökertme, Bodrum’dan çıkan mavi tur teknelerinin ilk ya da son durağıdır. Çökertme, tüm ününe rağmen bugün biraz ihmal edilmiş görünüyor. Kumsaldaki paslanmış demir parçaları ve çöp, henüz buraya karayolu yokken Cevat Şakir, Azra Erhat ve Sabahattin Eyüboğlu’nun Hürriyet adlı tekneleriyle uğradıkları ve Mavi Yolculuk ruhunu yaşattıkları bu sahil için üzücü. Buranın ünlü karakteri, dedesi Girit muhaciri, Çöketme doğumlu Kaptan İbrahim, bir zamanlar sünger avcılığı, teknecilik yapmış, 22 yıldır da restoranında bu durakta soluklananları ağırlıyor. Kaptan Restaurant’ta (0252 531 00 12), 15 çeşit meze, fırında ve kiremitte günlük balık var. Ancak en ün salmış özelliği, akşamları keman, ud ve darbuka eşliğinde, orijinal kostümüyle eski Muğla zeybeklerini oynayan kaptanın şovu. Her ne kadar turistik olsa da, ilginç ve eğlenceli. Restoran, iskelesine yanaşan yatlara bedava su ve elektrik sağlıyor. Bağlanma parası da ücretsiz. Kaptanın eşi Zeliha Bacı da buranın demirbaşlarından. Kaptan İbrahim’in nenesi Çakır Ayşe, Osmanlı devrinin ünlü kadınlarındanmış. Cevat Şakir, Azra Erhat ve Sabahattin Eyüboğlu, bir mavi yolculuk sırasında Çökertme’ye uğramış ve onunla tanışmışlar. Sonraları dost olmuşlar, her denize açıldıklarında buraya uğrar, Çakır Ayşe’nin kumanyasını, ilaçlarını getirirlermiş. Çakır Ayşe, Cevat Şakir’in öldüğünü duyunca, torununa ‘’Oğlum senin sazını Cevat Şakir’in başına oyuk yapalım’’ demiş.

Saz, 5- 10 yıl orada durmuş ama bugün artık sapı bile yok. 

 

Narenciye kokulu uykular

 

NEREDE KALINIR?

MAZI Yukarı Mazı, zeytin ve incir ağaçlarıyla dolu. Aşağı Mazı sahil. Hurma Sahili’nde birkaç pansiyon ve manzaralı iki restoran var. İnce Yalı, Hurma Sahili’ne 2 km mesafede bir başka sahil yerleşimi. Buradaki pansiyonların çoğu denize sıfır, iskeleleri var… Çakıllı (Taşlı) Yalı’da günbatımını kaçırmayın, buradan Knidos Burnu ve hatta hava açıksa Kos görünür. Dalga sesi ya da narenciye kokusu her yeri sarar… Hurma Sahili’nde, Mazı’nın konum olarak en şanslı pansiyonu olan Sahil Pansiyon-Restaurant (0252 339 21 31- 32, www.bodrumlu.com) adeta denizin içinde. Etrafta mandalina ağaçları, sakin bir ortam, temiz odalar, deniz kenarında şezlonglar ve mutfakta Ege yemekleri… Sunumda biraz daha özene gerek olabilir.

Hemen yanında, emekli karı koca öğretmenin temiz pansiyonu Öztekin Pansiyon (0252 339 21 369 var. Denize 600 metre mesafedeki Kaptan Pansiyon’un (0252 339 20 40) sahibi küçük bir balıkçı teknesi olan emekli bir kaptan. Denize sıfır Uğur Pansiyon (0252 339 20 43) ve denize 500 metre mesafedeki Akkaş Pansiyon (0252 339 20 95) da temiz aile işletmeleri.

Çakıllı (Taşlı) Yalı’da, İstanbullu, sempatik Nuray Özbek’in yeni açtığı NRY (0252 339 20 39), alabildiğine bakir bir sahilde, sadece dalga ve ağustos böceği seslerinin duyulduğu, genç ve cıvıltılı bir taş ev. Farklı renklerde tasarlanmış odaları, asmaların altındaki lokantasındaki köy kahvaltısıyla, Mazı’daki en hoş seçeneklerden. Yine aynı bölgedeki, Merve Apart (0252 339 21 18), üç dönümlük harika bir narenciye bahçesi içinde, denize sıfır, 60 metrekarelik müstakil bir ev tarzında. Genellikle uzun dönemli kiralanıyor. Bu sahil üzerindeki üçüncü konaklama yeri Karagöl ailesinin işlettiği Ege Pansiyon (0252 339 20 31). Ailenin evinin hemen yanındaki tek katlı binada tertemiz iki oda kiraya veriliyor. Bahçedeki halı tezgahında halı dokunmasını seyredebilirsiniz. Yanındaki denize sıfır Eray Cafe’de (0252 339 21 53), günübirlik zaman geçirebilir ya da kamp kurabilirsiniz. Eski adıyla ‘’Parmaksızın Yeri’’nde, Eray, küçük sandalıyla ağ atar, ne çıkarsa o akşam gelenlere, denize sıfır, salaş lokantasında ikram eder. Ancak Mazı’nın bu koyunun biraz bakıma ve toparlanmaya ihtiyacı var.

İnce Yalı’da ise Mazı’nın en rağbet gören konaklama yerleri var. Kale Pansiyon-Restaurant (0252 339 21 64) koya hakim, kayalıklar üzerindeki konumuyla, aralarında en manzaralı olanı. Salaş ancak temiz pansiyonun odalarının ve yatak çarşaflarının yenilenmeye ihtiyacı olmasına rağmen pansiyonda ve özellikle haftasonları doyasıya balık yiyebileceğiniz restoranında yer bulmak oldukça zor. Kale’den karşıya baktığınızda İtalyanlar’ın gözdesi iki tesis var. Bunlardan biri, Mazı’nın en eski, en temiz ve en kaliteli hizmet veren tesisi, Taş ailesinin işlettiği, harika bir bahçe içindeki Taş Turizm Dinlenme Tesisleri (0252 339 20 89). Narenciye, nar, zeytin, zakkum, muz, palmiye ve sakız ağaçlarıyla dolu bahçesi, denize uzanan iskelesi ve vakti olduğunda konuklara sörf dersi veren, ailenin sportif oğlu Yasin, burayı çekici yapan özellikler. Hemen yanındaki İnceyalı Dinlenme Tesisleri de (0252 339 21 25), benzer özelliklere sahip bir başka seçenek. Yeni açılan Zeytin Dinlenme Tesisleri (0252 339 25 35), özellikle taş fırından sıcak sıcak çıkan poğaçalarla birlikte servis edilen kahvaltısıyla iddialı.

ÇÖKERTME

Daha çok yatların uğrak yeri olan, Mazı’ya 15 km, Bodrum’a 70 km mesafedeki Gökbel köyünün küçük bir mahallesi olan Çökertme sahilinde konaklama yapmak isterseniz, en iyi seçeneklerden biri İbrahim Kaptan’ın oğlu Ali’nin yeri Kaptanoğlu Pansiyon (0252 531 01 77). Bir hafta kalana günübirlik tekne turu bedava.

KIYIKIŞLACIK KÖYÜ (İasos)

İasos’un en hoş pansiyonlarından olan Rönesans Pansiyon-Apart’ın (0252 537 74 12), antik kent, kale ve deniz manzaralı keyifli bir terası, zeytin ağaçlarına ve denize bakan manzaralı odaları var. Danimarkalılar’a atölyesinde resim kursları verilen ve meditasyon kurslarının düzenlendiği, ressam İbrahim Örs ve eşi Bodil’in sahibi olduğu Zeytin Pansiyon (0252 537 73 27), genellikle dolu olmasına rağmen Türk konuklara da açık. Zakkum, dut, limon, zeytin ağaçları arasındaki pansiyonun girişindeki güzel mozaikler de Danimarkalı öğrenciler tarafından yapılmış. Güllük Körfezi’ne bakan, muhteşem manzaralı bir tepe üzerine kurulu olan Kaya Pansiyon (0252 537 74 39, www.kayapension.de), bölgenin en köklü işletmelerinden biri.

GÜLLÜK

Güllük’le özdeşleşmiş bir isim olan Mavi Tatil Köyü (0252 522 20 10), konumu ve konforuyla her zaman tercih ediliyor. Bodrum’dan kaçmak isteyip de, lüksten vazgeçemeyenlerin tercih edebileceği iki tesis de, dört yıldızlı Corinthia Labranda Hotel (0252 522 29 11) ve Corinthia Güllük Hotel (0252 522 37 48, www.corinthiahotels.com). Manzaralı odaları, özel iskelesi ve kumsalı ile denize sıfır Özer Otel (0252 522 27 41), yine deniz kıyısındaki, sörf imkanı sunan Urga Motel (0252 522 21 22) ve Güllük Körfezi manzaralı, iki yıldızlı Ikont Otel (0252 522 22 17, www.ikonthotel.com), buranın köklü konaklama seçeneklerinden. Merkezde bulunan ve eski bir yağhaneden dönüştürülen Lale Motel Bistro-Restaurant (0252 522 32 27, www.laleyachting.com), aynı zamanda yatçılık hizmeti veriyor. Çarşı içindeki, temiz ve ekonomik seçenekler; Zenger Otel (0252 522 38 80), Passala Otel (0252 522 34 40), Mandalya Pansiyon (0252 522 26 42), Kordon Motel (0252 522 23 56), Osman Pansiyon (0252 522 35 64)…

Taptaze balıklar, bölge otları ille de kabak çiçeği dolması

NEREDE YENİR?

Mazı’nın en iyi iki restoranı Hurma Sahili’nde. Turizm eğitimli, medeni genç Önder Akkaş ve ailesi tarafından işletilen, köyün ilk restoranlarından Mazı Restaurant- Beach (0252 339 21 21, www.mazirestaurant.com.tr), her yıl daha iyiye gidiyor. Yeni bir ahşap iskelesi olan restoran, artık yatlara su ve elektrik gibi hizmetler verebiliyor. Ayrıca civardaki koylara tekne gezileri düzenleniyor. Mönü zengin; taze balıklar, orfoz, lagos buğulama, sirken otu gibi bölge otları, kabak çiçeği dolması… 24 saat açık restoranda köy kahvaltısı da veriliyor. Kayabaşı Restaurant (0252 339 20 50), Mazı’nın ilk restoranı, adını duymayan pek kalmadı. Köy kahvaltısı, taze balıkları ve zeytinyağlılarıyla ün salmış. Daha turizm köye girmeden önce, burası balıkçılar için bir iskeleymiş. Bugün klasik müzik, caz ya da denizin sesi eşliğinde, Gökova’nın maviliğini seyredebileceğiniz, sakin bir köşe.

Kıyıkışlacık köyünün (İasos) en iyi balık restoranlarının başında, denizin üzerindeki, kale manzaralı İasos Deniz Restaurant (0252 537 70 66), nam-ı diğer JR’ın Yeri geliyor. 35 yıllık restoranın sahibi, Dallas dizisinin başkahramanına benzerliğinin yanısıra mönüsünde lezzeti su götürmez salataları, balıkları ve jumbo karidesleriyle ünlü. İstanbullu Ufuk Hanım’ın, İasos’ta yeni açtığı, küçük ve sevimli pastane Zeytindalı’nda (0252 537 70 44) günlük olarak yaptığı tartöletler, kurabiyeler, poğaçalar, ev börekleri var.

Bodrumlular’ın ve bu civarda yaşayanların balık yemek için en çok tercih ettikleri yerlerden biri, Boğaziçi köyü. Burada, Bargilya 0252 524 50 34) ve Albatros Restaurant’ın (0252 524 53 53), müdavimleri oldukça fazla. Özellikle Bargilya’nın deniz üzerindeki, ahşap platformunda yemek için rezervasyon şart.

Bodrum’un güneydoğu kıyısında, 6 km mesafede, safari gruplarının uğrak yeri Club Doğa Restaurant’da (Kızılağaç köyü, 0252 369 23 10), her gün tandır çıkıyor. Ankaralı Özdemir ailesinin 12 ay açık tesisi, yüzme havuzu, eski de olsa bir tenis kortu ve şöminesi var. Kendin pişir kendin ye, Mangalcı Piknik Restaurant’da (Kızılağaç köyü, 0252 369 22 55). Bodrum’a 15 km mesafede, Bodrumlular’ın sık uğradığı Yalıçiftlik’te, denize sıfır Hasan Usta’nın Yeri’nde (0252 368 90 03), balık ve mezeler var. Burası aynı zamanda klimalı odaları olan bir pansiyonu. Bodrum’a 19 km mesafede, bir günbatımı noktası olan Yalıhan Teras Restaurant (Çiftlik Mah. Yalıçiftlik Mevkii Yalı beldesi, 0252 368 99 09), sakin ve leziz bir akşam yemeği için iyi bir seçenek. Bodrum’a 30 km mesafedeki Güvercinlik’teki aile işletmesi Oz Oz’da (0252 374 61 19) sabah kahvaltısı ve balık çeşitleri bulabilirsiniz.

Güllük’te birçok restoran rıhtımda, yani Hermias Caddesi üzerinde. Burada en leziz balık kefal ve hatta çipuradan pahalıdır. Mekanların dekorasyonuyla ilgili beklenti içinde olmamanız gerekiyor. Yeni açılan Çatı’nın (0252 522 28 28), terası manzaralı. Eski Depo Restaurant’da (0252 522 20 59), iyi pişirilen kefal bulabilirsiniz. Ayrıca Kırçın (0252 522 32 43), Berkhan (0252 522 25 80) ve Çiçek Restaurant da (0252 522 20 56) rıhtımda ve balık var.

GEREKLİ TELEFONLAR

Güllük Belediyesi 0252 522 21 00 Güllük Turizm Derneği 0252 522 27 76 İasos Muhtarlığı Muhtar Halis Şahin; 0533 413 77 88 Doğa Gezileri Profesyonel doğa rehberi Veysel Bayam (0532 557 72 17) ile Bodrum ve çevresinde yürüyüş turları, doğa gezileri, kayaking, kanyoning ve tırmanış… Uyku Vadisi’ne de turlar düzenliyor. BOYTAV Uluslararası turizm arenasında rekabet edebilmenin en önemli koşulu olan tanıtım, BOYTAV (Bodrum Yarımada Tanıtım Vakfı, 0252 313 92 94) ve yeni başkanı Mehmet Kocadon ile farklı bir boyut kazanıyor. Vakıf, ilk etapta üç ayrı dilde çıkaracağı 75 bin kitapçığı Bodrum Havalimanı’nda turistlere dağıtacak. Çok kapsamlı bir internet sitesinin hazırlıkları da tüm hızıyla sürüyor. Araba Kiralama Caria Rent a Car Güllük, 0252 522 37 02 Arman Turizm Güllük, 0252 522 38 68

NASIL GİDİLİR

İzmir- Milas- Güllük- Bodrum 300 km İstanbul- Yalova- Bursa- Balıkesir- Manisa- İzmir- Aydın- Milas- Güllük- Bodrum 870 km Ankara- Sivrihisar- Afyon- Denizli- Muğla- Milas- Güllük- Bodrum 705 km Uçak; Milas- Bodrum Havaalanı (0252 523 01 32). Güllük, havaalanına 8 km mesafede. Güllük’te günübirlik tekne turları; gezi düzenleyen tekneler, Hermias Caddesi boyunca sıralanır. Koyların yanısıra, tekneler çamur banyosuna da götürürler. Bodrum- Mazı 52 km (Milas- Bodrum’a yönünde Güvercinlik girişinden yl sola Mazı’ya ayrılır) Bodrum- Güllük 45 km (Havaalanı’nı geçtikten sonra sağa Güllük’e ayrılır. Güllük, 8 km içeride)Bodrum- İasos 65 km.

EĞLENCE

Güllük’ün köklü mekanı Günbatımı Cafe-Plaj (Hermias Cad. 0252 522 34 03), gün boyu ve özellikle günbatımında canlı. Özkan Beach Cafe-Bar (Hermias Cad. 0537 479 88 98), buranın en şık beach club’ı. Bölgenin Halikarnas Disco’dan sonra en büyük diskosu Hermias Disco-Bar (0252 522 24 22) ve kapalı bir mekan olmasına rağmen, her akşam sahne alan Anadolu folk müziği grubu ve sempatik servisiyle dolup taşan Hann Cafe-Bar (0252 522 34 22), Güllük’ün sakin gece hayatının az sayıdaki seçenekleri. 

 

 

« Prev - Next »